Bir vadeli pozisyon açtığında borsaya pozisyonun tamamını peşin ödemezsin. Onun yerine küçük bir güvence parası yatırırsın, buna teminat diyoruz. Bu para bir tür depozito gibi çalışır, fiyat sana ters giderse oluşacak kaybı karşılamaya yeter düzeyde tutulur. Piyasa lehine giderse keyfin yerinde, teminatın şişer. Ama fiyat aleyhine döner ve bu güvence belli bir eşiğin altına düşerse, borsa ya da aracın seni arar ve şunu söyler. Hesabın zayıfladı, hemen nakit yatır yoksa pozisyonunu ben kaparım. İşte bu uyarıya teminat tamamlama çağrısı, piyasa dilinde margin call deniyor. Kulağa basit bir muhasebe işlemi gibi gelir ama tam da en kötü anda, fiyat zaten cebini yaktığı sırada gelir ve birçok tüccarı, hatta dev şirketleri dize getirir.
Teminat aslında ne işe yarar
Teminatın varlık sebebini anlamak için karşı tarafın derdine bakmak gerekir. Vadeli piyasada her alıcının karşısında bir satıcı durur ve aralarına borsanın takas kurumu girer. Bu kurum her iki tarafa da sözünün tutulacağını garanti eder. Peki birisi zarar edip kaçmaya kalkarsa ne olur. İşte teminat tam bu riski kapatmak için devreye girer. Eline ufak bir güvence parası alan takas kurumu, taraflardan biri batsa bile diğerinin alacağını ödeyebilecek tampona kavuşur.
Bu yüzden teminat iki katmanda işler. İlki başlangıç teminatı, pozisyonu açarken yatırdığın güvence parası. İkincisi sürdürme teminatı, hesabının düşmesine izin verilen alt sınır. Hesabın bu alt sınıra dokunduğu an çağrı tetiklenir ve seni başlangıç seviyesine geri çekmen istenir.
Burada akılda tutulması gereken şey teminatın pozisyonun küçük bir yüzdesi olduğu. Çoğu emtia kontratında güvence parası, kontratın gerçek değerinin yüzde 5 ile yüzde 15 arası bir dilimini kaplar. Yani aslında elinin altında tuttuğun paranın çok ötesinde bir mala oynarsın. Bu da kazancı büyütür ama aynı oranda kaybı da büyütür. Kaldıraç dediğimiz mekanizmanın kalbi tam burada atar.
Çağrı nasıl tetiklenir
Borsa hesabını her gün, hatta gün içinde defalarca yeniden değerler. Bu işleme piyasaya göre değerleme diyoruz. Kapanış fiyatına bakar, pozisyonunun o anki kar zarar durumunu hesaplar ve kazandıysan hesabına ekler, kaybettiysen düşer. Bu hesaplaşma her gün biter, kayıp anında hesaptan çekilir. Yani kaybını ay sonuna saklamazsın, günü gününe ödersin.
Fiyat birkaç gün üst üste aleyhine giderse hesabındaki güvence eriye eriye sürdürme eşiğine yaklaşır. O eşiği deldiği an telefon çalar. Borsa sana belli bir süre, çoğu zaman birkaç saat ya da ertesi sabaha kadar süre tanır ve hesabını başlangıç seviyesine taşıyacak nakdi ister. Bu nakdi vaktinde yatırırsan pozisyonun ayakta kalır. Yatıramazsan borsa pozisyonunu zorla kapatır, buna tasfiye diyoruz.
İşin sinsi yanı çağrının hep en kötü anda gelmesi. Fiyat zaten sana ters gidiyor, zarar ettin, moralin bozuk. Tam o sırada bir de üstüne nakit bulman gerekiyor. Piyasa sakinken kimse teminat derdine düşmez. Ama piyasa çalkalandığında, herkesin aynı anda zorlandığı o günlerde çağrılar peş peşe yağmaya başlar.
Likidite spirali
Asıl tehlike tek bir çağrıda değil, çağrıların birbirini beslemesinde gizli. Şöyle düşün. Fiyat sert düştü, geniş bir kesim aynı anda teminat çağrısı aldı. Nakit bulmak için ellerindeki varlıkları satmaya başladılar. Bu satışlar fiyatı daha da aşağı itti. Düşen fiyat yeni bir tur çağrı doğurdu, o çağrılar yeni satışları zorladı ve döngü kendi kuyruğunu yedi. İşte bu kısır döngüye likidite spirali diyoruz.
Spiralin korkutucu tarafı kendi kendini hızlandırması. Normalde fiyat bir yere kadar düşer, ucuzlayan malı görenler alıcı olarak devreye girer ve düşüş durur. Ama teminat baskısı altındaki satış mecburi bir satışa döner, fiyata bakmaz. Tüccar malı sevdiği için değil, nakit yetiştiremediği için satar. Bu zoraki arz dalgası, piyasanın normal dengeleyici gücünü bir süreliğine devre dışı bırakır.
Bir de zincirleme tasfiye boyutu var. Bir aracı kurum müşterisini tasfiye eder, müşterinin pozisyonu piyasaya satılır, fiyat düşer, başka bir kurumun başka bir müşterisi eşiği deler. Böylece bir köşede başlayan stres, birbirine bağlı pozisyonlar üzerinden bütün piyasaya yayılır. Tek bir oyuncunun çöküşü, hiç tanımadığı başka oyuncuları da içine çeker.
Küçük bir örnek hesap
Rakamla görmek meseleyi netleştirir. Diyelim bir tüccar bakır vadelisinde uzun pozisyon açıyor. Kontratın değeri 100 bin dolar. Başlangıç teminatı yüzde 10, yani 10 bin dolar yatırıyor. Sürdürme teminatı ise 7 bin dolar olarak belirlenmiş.
Şimdi bakır fiyatı yüzde 4 düşsün. Pozisyonun değeri 4 bin dolar erir. Hesabındaki 10 bin dolar 6 bin dolara iner. Bu rakam sürdürme eşiği olan 7 bin doların altında kaldı. Çağrı tetiklendi.
| Adım | Hesap durumu |
|---|---|
| Başlangıç teminatı | 10.000 dolar |
| Yüzde 4 fiyat düşüşü | eksi 4.000 dolar |
| Çağrı anında hesap | 6.000 dolar |
| Sürdürme eşiği | 7.000 dolar |
| Yatırılması gereken nakit | 4.000 dolar |
Borsa tüccardan hesabı tekrar 10 bin dolarlık başlangıç seviyesine çekmesini ister. Yani 6 bin dolardan 10 bin dolara, 4 bin dolar taze nakit yatırması gerekir. Dikkat et, fiyat sadece yüzde 4 oynadı ama tüccarın cebinden çıkması gereken para, ilk yatırdığı teminatın neredeyse yarısı kadar. Kaldıraç kazandırırken cömert görünür, ters döndüğünde işte böyle hızla nakit ister.
Fiyat aleyhe döndüğünde nakit baskısı
Bu örnekteki tüccar 4 bin doları kolayca bulabilir belki. Ama düşün ki binlerce kontrat tutan dev bir oyuncu var ve fiyat onun aleyhine ciddi biçimde döndü. O zaman çağrı milyonlara, hatta milyarlara ulaşır. Üstelik bu nakdi saatler içinde bulması beklenir. Elindeki varlıklar değerli olabilir ama nakit sayılmaz, hemen paraya çevrilmez. İşte teminat krizinin özü tam burada yatar. Zengin görünen ama eli nakit tutmayan oyuncu, bir likidite tuzağına düşer.
Bu baskı en çok hedge yapan üreticileri ve tüccarları vurur. Bir üretici gelecekteki üretimini koruma altına almak için vadeli piyasada kısa pozisyon açar. Fiyat yükselirse fiziksel malı pahalıya satacağı için sevinir ama vadeli pozisyonunda zarar eder ve teminat çağrısı alır. Sorun şu ki fiziksel maldan gelecek kazanç aylar sonra, satış gerçekleştiğinde cebe girer. Teminat çağrısı ise bugün, hemen nakit ister. Kağıt üstünde her şey dengeli görünür ama zamanlama uyuşmazlığı oyuncuyu boğar.
Bu yüzden büyük emtia evleri ve enerji şirketleri teminat yönetimini başlı başına bir uzmanlık alanına çevirdi. Bu kurumlar olası bir fiyat şokunda ne kadar nakde ihtiyaç duyacaklarını önceden hesaplar, bankalarla acil kredi hatları kurar. Çünkü pozisyonun doğru olması yetmez, o pozisyonu ayakta tutacak nakdi de bulundurman gerekir.
Nikel günleri
Piyasa hafızası. 2022 Martında Londra Metal Borsasında nikel fiyatı iki gün içinde ikiye katlandı, kısa sürede ton başına 100 bin doların üstüne fırladı. Dev bir kısa pozisyon tutan taraf, fiyat tepetaklak aleyhine dönünce milyarlarca dolarlık teminat çağrısıyla karşılaştı ve nakit yetiştiremez hale geldi. Borsa o gün eşi görülmemiş bir adım attı, işlemleri durdurdu ve fiyatın zirveye çıktığı saatlerde yapılmış alışverişleri iptal etti. Bu karar kısa pozisyon sahibini kurtardı ama kazandığını sanan alıcıları öfkelendirdi, borsanın tarafsızlığına duyulan güveni derinden sarstı ve krizi büsbütün ağırlaştırdı.
Nikel olayı teminat mekaniğinin nasıl bir anda yıkıcı hale gelebileceğini çıplak gösterdi. Fiyatın bu kadar hızlı fırlamasının ardında yine teminat baskısı vardı. Kısa pozisyon sahipleri zararlarını sınırlamak için piyasadan nikel almaya zorlandı, bu alımlar fiyatı daha da yukarı itti, yükselen fiyat yeni çağrılar doğurdu. Yukarı yönlü bir likidite spirali kuruldu, sıkışan kısa pozisyonlar fiyatı kendi elleriyle körükledi. Buna piyasada kısa sıkıştırması deniyor.
Borsanın işlemleri iptal etme kararı ise apayrı bir tartışma açtı. Bir borsa her şeyden önce yapılan işlemin geçerli kalacağına söz verir. O güvence bir kez sarsılınca tüccarlar şunu sordu. Yarın ben kazanırsam, borsa benim işlemimi de iptal eder mi. Bu soru piyasanın en hassas damarına dokundu ve aylarca süren bir güven krizine yol açtı.
Eski bir ders, Metallgesellschaft
Teminat çağrısının kurbanı sadece spekülatörler değil. Tarihin en ünlü örneklerinden biri, sağlam bir hedge stratejisi kurduğunu sanan koca bir sanayi şirketinin başına geldi. Doksanlı yılların başında büyük bir Alman şirketi, müşterilerine uzun vadeli sabit fiyatlı petrol ürünü satmıştı. Bu uzun vadeli satışları korumak için vadeli piyasada karşıt pozisyonlar açtı. Mantık doğruydu, fiyat yükselirse vadeli pozisyon kazanacak, müşterilere ucuza satıştan doğan zararı kapatacaktı.
Ama petrol fiyatı tam tersine, sert biçimde düştü. Şirketin vadeli pozisyonları büyük zarara geçti ve üst üste dev teminat çağrıları geldi. Kağıt üstünde uzun vadeli satış sözleşmeleri hala değerliydi, gelecekte kazandıracaktı. Fakat o gelecekteki kazanç yıllara yayılmıştı, teminat çağrısı ise hemen, bugün nakit istiyordu. İşte yine o zamanlama uyuşmazlığı.
Şirket sürekli yenilenen kısa vadeli kontratlarla uzun vadeli bir riski örtmeye çalışmıştı. Bu yapı, fiyat ters döndüğünde devasa bir nakit ihtiyacı yarattı. Sonunda yönetim paniğe kapıldı, pozisyonları tam da en kötü anda kapattı ve milyarlarca dolarlık zararı kalıcı hale getirdi. Oysa sabredip pozisyonları tutabilseydi, fiyat zamanla toparladığında zarar büyük ölçüde silinecekti. Bu vaka ders kitaplarına geçti, çünkü doğru bir hedge fikrinin bile yetersiz nakit planlaması yüzünden nasıl felakete dönüşebileceğini gösterdi.
Çağrıyı erken okumak
Bütün bu örneklerin ortak dersi şu. Teminat çağrısı bir sürpriz değil, önceden sezilebilen bir tehlike olarak yaklaşır. Deneyimli oyuncu fiyat aleyhine dönmeye başladığında çağrıyı beklemez, nakit tamponunu önceden hazırlar. Pozisyonunun büyüklüğünü hep elindeki nakde göre ölçer, sırf kaldıraç cazip diye taşıyamayacağı bir yükün altına girmez.
Piyasanın bütününü izleyenler için de teminat baskısı erken bir alarm görevi görür. Oynaklık sıçradığında borsalar teminat oranlarını yükseltir, bu da herkesten aynı anda daha çok nakit ister. Bir varlık sınıfında aniden artan teminat oranları, çoğu zaman yaklaşan bir satış dalgasını önceden haber verir. Çünkü artan teminat, eli zayıf oyuncuları piyasadan çıkmaya zorlar.
Sonuçta teminat tamamlama çağrısı, vadeli piyasanın kendini koruma refleksi gibi çalışır. Takas kurumunu, dolayısıyla bütün sistemi batık bir oyuncunun yükünden korur. Ama aynı refleks, kötü anda ve toplu halde geldiğinde, koca kurumları deviren bir baskıya dönüşür. Nikel günleri de Metallgesellschaft da aynı şeyi fısıldar. Piyasada haklı olmak yetmez, haklı kalacak kadar nakitle ayakta durmak gerekir. Erken sezen kazanır, geç kalan o telefonu en yıkıcı anda açar.