Dünya kömürden çıkarken faturayı en çok ödeyen, kömür ocağının kapısında işsiz kalan madenci oluyor, işte adil geçiş tam da bu faturayı paylaştırma çabası.
İklim riskinden sonra sıra ormana, suya ve toprağa geldi, çünkü bir şirketin gerçek bağımlılığı çoğu zaman bilançosunda değil, sustuğu bir nehrin debisinde gizleniyor.
Dev fonlar kömür ve petrol şirketlerinin hisselerini bilerek elden çıkardığında, mesele sadece bir satış emri değil, koca bir sektöre çekilen ahlaki bir kırmızı çizgi oluyor.
Bir ton karbonu telafi ettiğini söyleyen kredinin gerçekten o tonu havadan eksiltip eksiltmediği, bütün gönüllü piyasanın üstünde dönen asıl soruyu oluşturur.
Sıradan bir borçlanma kağıdına yeşil etiket yapıştırınca toplanan paranın rüzgar tarlasına mı yoksa kömür santraline mi gittiği birden herkesin derdi oluyor.
Yıllarca herkesin kendi kafasına göre yazdığı sürdürülebilirlik raporları tek bir ölçü etrafında toplanınca, bir petrol şirketinin karbon açıklaması nihayet rakibininkiyle yan yana okunabilir hale geldi.
İklim riskinin artık ayrı bir çevre raporunda değil, şirketin tam kalbinde, finansal tablosunun yanında durması gerektiğini söyleyen sessiz devrimin hikayesi.