İçeriğe geç
Fiyatlar yükleniyor...

Fosil Yakıt Divestmanı

Dev fonlar kömür ve petrol şirketlerinin hisselerini bilerek elden çıkardığında, mesele sadece bir satış emri değil, koca bir sektöre çekilen ahlaki bir kırmızı çizgi oluyor.

Fosil Yakıt Divestmanı

Düşün ki bir üniversitenin koca bir servet biriktirmiş vakfı var, milyarlarca dolarlık bir kasa, ve bu kasanın bir köşesinde yıllardır kömür şirketlerinin, petrol devlerinin hisseleri duruyor. Bir gün öğrenciler kampüste pankart açıyor, hocalar mektup yazıyor, yönetim kurulu toplanıyor ve sonunda şöyle bir karar çıkıyor. Biz bu paranın iklimi bozan, havayı kirleten şirketlerde durmasını artık istemiyoruz, satıyoruz ve bir daha bu sektöre tek kuruş koymuyoruz. İşte bu karara fosil yakıt divestmanı diyoruz. Kelime aslında yatırımın tam tersi demek. Yatırım bir varlığa para koymaksa, divestment o varlıktan parayı çekip çıkarmak. İşin kalbinde de gerekçe duruyor. Fon bu hisseleri kötü kar ettikleri için değil, ahlaki bir gerekçeyle bırakıyor, yani bu şirketlerin işiyle kendi adının yan yana anılmasını istemiyor. Para hareketinin arkasında bir vicdan hesabı duruyor ve divestman tam da bu noktada sıradan bir portföy değişikliğinden ayrılıyor.

Paranın taşıdığı mesaj

Divestmanı kavramak için önce şunu görmek gerek. Bir fon hisse sattığında iki şey aynı anda olur. Birincisi mekanik taraf, yani elindeki kağıt birine geçer, karşılığında nakit gelir. İkincisi ve asıl önemlisi sembolik taraf. Büyük, saygın bir kurum çıkıp ben bu sektörü artık desteklemiyorum dediğinde, bu cümle tek başına bir ağırlık taşır.

Fosil yakıt divestmanının itici gücü baştan beri bu sembolik tarafta saklı. Hareketi başlatanlar şunu açıkça söyledi. Amacımız kömür şirketini tek bir satışla iflas ettirmek değil, ona toplum nezdinde leke sürmek, tıpkı sigara şirketlerine yıllar önce yapıldığı gibi. Bir sektörü ahlaki olarak kabul edilemez ilan etmek, etrafına görünmez bir duvar örmek.

Bu yüzden divestman kararları çoğu zaman sessiz bir banka işlemi gibi değil, gürültülü bir açıklama gibi gelir. Çünkü asıl ürün satılan hisse değil, satışın kendisinden çıkan ses.

Hareketi kimler taşıyor

Fosil yakıt divestmanını ileri iten oyuncular dağınık görünse de aslında üç büyük kümede toplanıyor ve her birinin kendine has bir baskısı var.

Birinci küme üniversite vakıfları. Bunlar bağışlardan biriken devasa servetler, kampüslerin uzun vadeli güvencesi. Üniversiteler genç ve idealist bir kitleyi barındırdığı için divestman kampanyalarının ilk doğduğu yer çoğu zaman burası oldu. Öğrenciler yıllarca yönetimleri sıkıştırdı, kimi okullar direndi, kimisi tek kalemde tüm fosil yakıt hisselerini portföyünden çıkardı.

İkinci küme emeklilik fonları. Bunlar milyonlarca çalışanın geleceğini taşıyan dev havuzlar ve büyüklükleri sayesinde piyasada gerçek bir ağırlık oluşturuyor. Bir öğretmenler ya da belediye çalışanları fonu kömürden çıkma kararı aldığında, masaya konan para üniversite vakfınınkinden çok daha büyük olabiliyor. Bu fonlar hem üyelerinin baskısıyla hem de uzun vadeli iklim riskini hesaba katarak harekete geçti.

Üçüncü küme ise en ağır topu taşıyor, egemen fonlar. Bunlar bir ülkenin adına yatırım yapan devasa kasalar. İçlerinde en çok konuşulanı Norveç'in fonu oldu. İşin ironisi, bu fonun bizzat petrol ve gaz gelirleriyle büyümüş olması. Yani petrolle zenginleşen bir ülke, servetinin bir kısmını kömür şirketlerinden çekmeye karar verdi. Bu büyüklükte bir oyuncu hareket ettiğinde, etkisi sembolik kalmıyor, sektörün tüm finansman ikliminde hissediliyor.

Norveç'in çizdiği sınır

Piyasa hafızası. Norveç'in petrol gelirleriyle büyüttüğü egemen varlık fonu, dünyanın en büyük yatırımcılarından biri olarak kömür ağırlıklı madencilik ve enerji şirketlerini portföyünden çıkardı. Üniversite vakıfları ve emeklilik fonları da iklim ve itibar gerekçeleriyle benzer kararlar aldı. Bu çıkış dalgası fosil yakıt sektörünün hem sermaye maliyetini yukarı itti hem de itibarını aşındırdı, çünkü piyasanın en saygın kasaları artık bu şirketlerin yanında durmak istemediğini açıkça ilan etti.

Norveç örneği divestman tartışmasının laboratuvarı gibi okunuyor. Petrolle zenginleşmiş bir ülkenin kendi servetini kömürden uzaklaştırması başlı başına çarpıcı bir mesaj taşıdı. Fon kömüre belirli bir eşiğin üstünde bağımlı şirketleri tek tek eledi ve bu listeyi herkesin görebileceği biçimde yayımladı.

Bu açıklık hareketin gücünü katladı. Dünyanın en disiplinli yatırımcılarından biri bir şirketi listeden çıkardığında, o şirketin adının üstüne bir gölge düşüyor, diğer fonlar bu listelere bakıp kendi kararlarını şekillendiriyordu. Egemen bir fonun çizdiği bu sınır, tek tek küçük kampanyaların yıllarca uğraşıp elde edemeyeceği bir meşruiyeti hareketin önüne koydu.

Sermaye maliyeti nasıl etkileniyor

İşin asıl ekonomik tarafına gelelim. Divestman bir şirketin hayatını nereden zorlar? Cevap sermaye maliyetinde saklı. Her şirket büyümek ve yeni saha açmak için paraya ihtiyaç duyar, bu parayı ya hisse satarak ya borçlanarak bulur. Bu paranın ne kadar pahalıya geldiği, o şirketin sermaye maliyetini gösterir.

Mantık şöyle işler. Çok sayıda büyük yatırımcı bir sektörden çekildiğinde, o sektörün hisselerine talep azalır ve hisse fiyatı baskı görür. Fiyatı düşük kalan bir şirket, aynı parayı toplamak için daha fazla hisse satmak ya da daha yüksek faizle borçlanmak zorunda kalır. Yani parayı bulmak ona daha pahalıya patlar.

Bu pahalılaşma kömür şirketinin geleceğini doğrudan budar. Sermaye maliyeti yükseldikçe sınırda duran projeler tek tek elenir, çünkü artık o paraya değmiyor. Divestman böylece şirketi bugün batırmaz ama yarınki büyümesinin kapısını daraltır. Hareketin asıl hedefi de zaten bu, sektörü öldürmek değil, ona kan getiren damarı yavaşça kısmak.

İtibarın aşınması

Sermaye maliyeti hikayenin sadece bir yarısı. Divestmanın belki daha derin etkisi itibar tarafında. Bir sektöre büyük kurumların sırtını dönmesi, o sektörün toplumdaki konumunu yavaş yavaş değiştirir.

Bunun en somut sonucu yetenek savaşında görülür. Parlak bir genç mühendis kariyerini ahlaki olarak tartışmalı ilan edilmiş bir sektörde mi kurmak ister? Kömür şirketleri en iyi insanları çekmekte zorlanmaya başlar, çünkü o kapıdan girmek bir prestij değil, açıklanması gereken bir tercih haline gelir.

İtibar aşınması finansman tarafına da geri besleme yapar. Bankalar ve sigorta şirketleri kötü anılan bir sektörle çalışmanın kendi itibarlarına bulaşacağını düşünmeye başlar. Bir banka kömür projesine kredi verdiğinde artık kendi müşterisinden ve çalışanından tepki görebilir. Böylece hisse satışıyla başlayan baskı giderek tüm finansal ekosisteme yayılır.

Peki gerçekten işe yarıyor mu

Şimdi tartışmanın en sivri yerine geldik. Divestman gerçekten fosil yakıt şirketini zorluyor mu, yoksa sadece satan tarafın vicdanını mı rahatlatıyor? Karşı çıkanların en güçlü argümanı şu basit gerçeğe yaslanır. Bir hisse satıldığında biri onu mutlaka alır.

Argümanın özü şöyle. Bir üniversite vakfı kömür hissesini sattığında o hisse buharlaşmaz, başka bir alıcının eline geçer. Üstelik bu yeni alıcı çoğu zaman iklim kaygısı taşımayan, sadece ucuza gelen yüksek temettülü bir kağıt arayan biri çıkar. Yani fosil yakıt şirketi sahibini değiştirir ama parası yerinde durur, üretimi aynen sürer. Hatta hisse ahlaki sebeple ucuzladıysa, umursamayan alıcı için daha cazip bile gelir. Bu bakışa göre divestman kömürü zorlamak yerine onu sadece umursayanların elinden umursamayanların eline taşır.

Savunanlar bu itiraza iki koldan cevap verir. Birincisi, tek bir satışın değil, geniş ve sürekli bir çıkış dalgasının önemli olduğu. Yeterince büyük ve saygın kurum aynı anda ve kalıcı olarak çekilirse, alıcı havuzu daralır ve sektörün ortalama sermaye maliyeti gerçekten yukarı kayar. İkincisi ve daha güçlüsü, asıl etkinin ahlaki çerçevede olduğu. Divestmanın gerçek işi finansal değil, siyasal. Bir sektörü kabul edilemez ilan ederek karbon vergisi ve kömür santrali kapatma gibi düzenlemelerin önünü açan zemini hazırlar. Yani kömürü doğrudan değil, etrafındaki havayı değiştirerek vurur.

Çıkmak mı kalıp etkilemek mi

Divestmanın tam karşısında duran bir alternatif var ve tartışma çoğu zaman bu ikisi arasında döner. Bu alternatife kalıp etkileme, yani engagement deniyor. Mantığı divestmanın tam tersi.

Divestman der ki, bu şirketten çıkıyorum, onunla işim olmaz. Engagement ise der ki, tam tersine hissemi tutuyorum, çünkü hissedar olarak masada bir koltuğum var ve oradan şirketi değiştirebilirim. Hisseyi tutan yatırımcı genel kurullarda oy kullanır, yönetime baskı yapar, iklim hedefleri ve kömürden çıkış planı talep eder. Şirketi terk etmek yerine içeriden dönüştürmeye çalışır.

İki yaklaşımın da kendi mantığı var. Divestmanı savunanlar, kimi şirketlerin işinin özü kirletmek olduğunu, bunları değiştirmenin imkansız olduğunu söyler. Engagement'ı savunanlar ise çıkıp gitmenin sorumluluktan kaçmak olduğunu öne sürer. Onlara göre hisseyi umursamayan birine sattığında şirket üstündeki tüm etkini kaybedersin, oysa kalırsan onu adım adım temiz tarafa itebilirsin. Pek çok büyük fon bu yüzden ikisini birlikte kullanır, en uzlaşmaz şirketlerden çıkar, geri kalanlarda kalıp baskı yapar.

Küçük bir hesapla bakalım

Sayıya dökünce sermaye maliyeti mantığı elle tutulur hale geliyor. Diyelim bir kömür şirketi yeni bir maden açmak istiyor ve bunun için 100 birim paraya ihtiyacı var. Bu paranın ona yıllık maliyeti, yani yatırımcıların beklediği getiri, divestman dalgasından önce yüzde 8 olsun.

Şimdi büyük fonlar sektörden çekilsin, hisse talebi azalsın ve şirketin parayı bulması zorlaşsın. Risk algısı arttığı için yatırımcılar artık aynı paraya daha yüksek getiri ister, diyelim sermaye maliyeti yüzde 12'ye çıksın.

Kalem Divestman öncesi Divestman sonrası
Gereken sermaye 100 birim 100 birim
Yıllık sermaye maliyeti yüzde 8 yüzde 12
Yıllık finansman yükü 8 birim 12 birim
Projenin getiri eşiği yüzde 8 yüzde 12

Fark şurada beliriyor. Divestmandan önce maden yılda yüzde 8'in üstünde getiri verdiği sürece mantıklıydı, şimdi eşik yüzde 12'ye çıktı. Yılda yüzde 9 ya da yüzde 10 getirecek bir maden, eskiden açılmaya değerken artık zarar yazıyor ve rafa kalkıyor. Şirket bir gecede iflas etmedi, hiçbir madeni kapanmadı, ama gelecekte açabileceği maden sayısı sessizce azaldı. Divestmanın asıl marifeti tam da bu eşik kaymasında gizli, kömüre yeni nefes aldıracak projeleri tek tek elemekte.

Kömürün finansmana erişimi

Bütün bu baskının en somut sonucu kömürün finansman dünyasındaki yalnızlaşması. Petrol ve gaz bugün de devasa şirketler, güçlü nakit akışları ve geniş bir yatırımcı tabanıyla ayakta durabiliyor. Ama divestmanın asıl sıkıştırdığı yer kömür, çünkü iklim tartışmasında en kirli ve en kolay hedef olan yakıt o.

Kömür şirketleri giderek daha dar bir finansal koridora sıkışıyor. Büyük bankalar yeni kömür projelerine kredi vermekten çekiliyor, sigorta şirketleri bu sahaları sigortalamayı reddediyor, saygın fonlar hisselerini elden çıkarıyor. Geriye kalan finansman çoğu zaman daha pahalı ve daha dar bir çevreden geliyor. Bu da yeni kömür yatırımlarının önünü her geçen yıl biraz daha kapatıyor.

Bir emtia gözlemcisi için buradaki ders kalıcı bir mercek değişikliği. Kömürün ya da petrolün fiyatını okurken artık sadece arz, talep ve stok yetmiyor. O malı üreten şirketin paraya ne kadar kolay ulaştığı da fiyatın geleceğini belirliyor. Finansmana erişimi daralan bir sektör yeni arz yaratmakta zorlanır ve bu, ilginç bir biçimde, mevcut üretimin fiyatını uzun vadede yukarı bile çekebilir. Divestman böylece sadece bir vicdan hareketi değil, emtia arzının önündeki görünmez bir fren olarak da okunmayı hak ediyor.

ESG

Piyasa Kavramları

Emtia Sözlüğü