Bir ekonomiyi koca bir fabrikaya benzetelim. Çarklar dönerken o fabrika durmadan hammadde yutar. Bakır içeri girer, çelik içeri girer, petrol içeri girer, hepsi makinelerin içinde erir ve dışarıya araba, bina, elektronik, yakıt olarak çıkar. Şimdi düşün ki o fabrikanın siparişleri azalmaya başlıyor. İnsanlar daha az alıyor, şirketler yatırımı erteliyor, üretim bandı yavaşlıyor. Fabrika ağzına eskisi kadar hammadde atmaz oldu. Resesyonun emtia talebine yaptığı tam olarak bu. Ekonomi küçülmeye geçince hammadde iştahı da kesilir ve bu sönüş metalden enerjiye kadar her fiyata sirayet eder. Resesyon ve emtia talebi dediğimiz şey, bir ekonomi daralmaya girdiğinde ham maddelere olan açlığının nasıl söndüğünü ve bunun fiyatlara nasıl yansıdığını anlatır.
Resesyon neyi anlatır
Önce kavramı yerine oturtalım. Resesyon, bir ekonominin üretmeyi bıraktığı, küçülmeye geçtiği dönem. Klasik tanımıyla bir ekonomi üst üste iki çeyrek boyunca daralırsa resesyona girmiş sayılır. Ama rakamların ötesinde asıl olan ruh hali. İnsanlar işini kaybetme korkusuyla harcamayı kısar, şirketler geleceğe güvenmediği için fabrika kurmaktan vazgeçer.
Bu temkin doğrudan üretime vurur. Bir tüketici yeni araba almayı erteler, bir aile ev almaktan vazgeçer, bir şirket yeni tesisini gelecek yıla bırakır. Tek tek küçük kararlar ama toplandıklarında devasa bir frene dönüşür. Çünkü o ertelenen araba çelik ve bakır demekti, o yapılmayan ev çimento ve alüminyum demekti.
Emtia talebinin resesyona bu kadar duyarlı olmasının kökü burada. Emtiaları kimse rafından alıp doğrudan kullanmaz, fabrikadan geçip başka bir şeye dönüşürler. Üretim yavaşlayınca da ilk geri çekilen talep, en baştaki ham madde talebi olur.
Neden sanayi metalleri en sert fren yer
Bütün emtialar aynı ölçüde sarsılmaz. Resesyonun en ağır vurduğu yer sanayi metalleri ve enerji. Buna emtianın çevrimsel hassasiyeti diyoruz. Çevrimsel kelimesi, bir malın talebinin ekonominin büyüme ve daralma döngüsüne ne kadar sıkı bağlandığını anlatır. Bakır, alüminyum, çinko, nikel gibi metalleri bu döngüye neredeyse zincir bağlar.
Sebebini düşünmek zor değil. Bakırı nerede kullanırsın? İnşaatta, elektrik şebekesinde, otomobilde, fabrika makinesinde, beyaz eşyada. Bunların hepsi tam da resesyonda ertelenen harcamalar. Kimse işini kaybetme korkusuyla yeni klima, yeni araba, yeni daire almaz, şirketler de belirsizlik içinde fabrika genişletmez. Yani bakırın bütün müşterileri aynı anda elini cebinden çeker. Bu yüzden bakıra piyasada Doktor Bakır lakabını takarlar, çünkü ekonominin nabzını herkesten önce tutar. Sanayi canlıysa yükselir, daralma kokusu alınca herkesten önce düşer.
Petrol ve enerjinin durumu da farklı değil. Ekonomi yavaşlayınca kamyonlar daha az yük taşır, fabrikalar daha az çalışır, insanlar işe gitmediği için daha az benzin yakar, uçaklar daha az uçar. Daralmada bu tempo düşünce enerji talebi de sönükleşir. Sanayi metalleri ile enerji, ekonominin sağlığına en duyarlı emtia grubu, çünkü doğrudan üretimin ve hareketin kanını taşırlar.
Talep yıkımı
Burada piyasanın çok sevdiği bir terim devreye girer, talep yıkımı. İngilizcedeki demand destruction kavramının karşılığı bu. Talep yıkımı, fiyatın ya da ekonomik koşulların talebi öyle bir noktaya getirmesi ki, tüketim sadece azalmaz, bir kısmı kalıcı olarak yok olur. Yani malı isteyen bazı alıcılar bir daha geri gelmez.
Bu iki yoldan olur. Birincisi resesyonun kendisi. Ekonomi daralınca bir fabrika tamamen kapanırsa, o fabrikanın yıllarca yuttuğu metal talebi bir daha dönmez. İkincisi de fiyatın yüksekliği. Bir mal çok pahalanırsa, alıcılar daha ucuz bir alternatife kaçar ya da o malı kullanan ürünü terk eder. Petrol pahalanınca insanlar daha az yakıt yakan araçlara geçer ve fiyat indiğinde bile o alışkanlığın bir kısmı kalır.
Talep yıkımının emtialardaki anlamı şu. Resesyonun yarattığı talep kaybı her zaman geçici kalmaz. Daralma bitince ekonomi toparlanır ama eski talebin tamamı geri gelmeyebilir. Kapanan fabrikalar, terk edilen alışkanlıklar, vazgeçilen yatırımlar fiyatın üstünde uzun süreli bir gölge bırakır.
Enflasyon ile büyüme çatışması
Şimdi işin en kafa karıştıran kısmına geliyoruz. Çoğu insan emtiaları enflasyona karşı bir kalkan olarak bilir. Mantıken doğru bir sezgi, çünkü fiyatlar genel olarak artarken ham madde fiyatları da artar, emtia tutmak paranın erimesine karşı koruma sağlar. Peki yüksek enflasyon dönemlerinde emtia fiyatları neden bazen düşer? İşte burada enflasyon ile büyüme arasındaki gerilim devreye girer.
Mesele şu. Emtia fiyatını iki ayrı kuvvet çeker. Bir tarafta paranın değer kaybı var, bu emtiayı yukarı iter. Diğer tarafta talebin gücü var, ekonomi canlıysa yukarı iter ama zayıflıyorsa aşağı çeker. Normal zamanlarda ikisi aynı yöne bakar, ekonomi büyürken hem enflasyon hem talep artar, emtia da rahatça yükselir. Ama bazen ters yönde çekişmeye başlarlar.
İşte tam o noktada emtianın iki yüzü çatışır. Yüksek enflasyon emtiayı yukarı çekmek isterken, zayıflayan büyüme ve resesyon korkusu onu aşağı çeker. Hangisi kazanır? Cevap emtianın türüne bağlı. Sanayiye bağlı, çevrimsel emtialarda çoğu zaman büyüme korkusu galip gelir, çünkü yatırımcı resesyonda o sanayinin küçüleceğini bilir. Enflasyon kalkanı olması beklenen bakır, büyüme çökerken o işlevini yitirir ve fiyatı geri verir.
Faizden resesyona uzanan zincir
Bütün bu hikayenin tetikçisi çoğu zaman merkez bankaları. Faiz, resesyon ve emtia arasındaki zinciri kurmak, piyasayı okumanın temel becerisi. Zincirin başında enflasyon durur. Fiyatlar kontrolden çıkıp hızla artmaya başladığında merkez bankaları bunu dizginlemek için faizleri yükseltir. Amaç ekonomiyi bilerek soğutmak, talebi kısmak ve fiyat artışını yavaşlatmak.
Ama faiz artışı iki tarafı da kesen bir kılıç gibi davranır. Faiz yükselince kredi pahalanır, borçlanmak zorlaşır. Şirketler yüksek faizle fabrika kurmaktan vazgeçer, insanlar pahalı krediyle ev ve araba almaktan çekinir, yatırımlar donar. Merkez bankası enflasyonu dizginlemeye çalışırken aslında ekonominin gaz pedalından da ayağını çeker. Çok fazla soğutursa ekonomiyi daralmaya, yani resesyona iter.
Zincirin son halkasında emtia durur. Faiz yükselir, ekonomi soğur, resesyon korkusu yayılır ve sanayiye bağlı emtia talebinin düşeceği beklentisi fiyatlara hemen yansır. Üstelik piyasa geleceğe bakarak hareket ettiği için, resesyon henüz gelmeden, sadece beklentisiyle bile metaller ve petrol düşmeye başlar. Bu zinciri okuyan biri, merkez bankası faizi artırmaya başladığında bakır ile petrolün önünde zorlu bir dönem olduğunu sezer.
Piyasa hafızası. 2022 ve 2023 yıllarında dünyanın büyük merkez bankaları onlarca yıldır görülmemiş bir enflasyonu kırmak için faizleri art arda ve sert biçimde yükseltti. Bu agresif sıkılaşma piyasada güçlü bir resesyon korkusu yarattı. İlginç olan şuydu, enflasyon hala yüksek seyrederken bile sanayi talebine duyarlı bakır ve petrol gibi emtialar baskı gördü. Çünkü yatırımcı yüksek faizin yakında büyümeyi boğacağını ve talebi eriteceğini öngörüp bu emtiaları sattı.
Bu dönem kavramın ders kitabı niteliğindeki örneğini sundu. Fiyatlar genel olarak hızla artıyordu, yani ortam kağıt üstünde emtia için ideal görünüyordu. Ama bakır zirvelerinden ciddi biçimde geriledi, petrol yıl içinde yüksek seviyelerinden belirgin bir düşüş yaşadı. Çünkü piyasa enflasyonun bugününe değil, faiz artışlarının yarın yaratacağı resesyona bakıyordu. Sanayinin hammaddeleri, geleceğin daralma beklentisi altında ezildi.
Her emtia aynı dövülmez
Resesyonun darbesi emtia sepetine eşit dağılmaz. Bir tarafta ekonominin temposuna kölece bağlı çevrimsel emtialar duruyor, diğer tarafta ne olursa olsun talebi pek değişmeyen daha dayanıklı emtialar. Bu ikisini ayırt etmek, resesyon dönemini okumanın anahtarını verir.
En dayanıklı grup tarım ürünleri. Sebebi çok insani. İnsanlar resesyonda araba almayı, ev almayı, tatili erteler ama yemek yemekten vazgeçmez. Ekmek, pirinç, şeker, et talebi ekonominin daralmasından görece az etkilenir, çünkü gıda en son kısılan harcama. Buğday ya da mısırın fiyatını belirleyen şey resesyondan çok hava durumu, hasat ve arz koşulları olur. Bir kuraklık, bir sel, bir ihracat yasağı tarımı bir daralmadan çok daha sert sarsar.
Altın ise bambaşka bir mantıkla hareket eder ve resesyonda kimi zaman değer bile kazanır. Çünkü altının talebi sanayiden değil, korkudan ve güvenden beslenir. Ekonomi sarsılınca, borsalar düşünce, belirsizlik artınca yatırımcı güvenli liman arar ve sığınağı çoğu zaman altın olur. Üstelik resesyon korkusu büyüyünce merkez bankaları faiz indirmeye yönelebilir, düşen faiz de getiri sunmayan altını cazip kılar. Yani bakırı yere seren resesyon dinamiği, altını yukarı taşıyabilir. Sanayi metali daralmadan korkar, kıymetli metal ise belirsizlikten beslenir.
Küçük bir örnek hesap
Çevrimsel talebin fiyatı neden bu kadar oynattığını basit bir örnekle görelim. Diyelim bir metalde yıllık talep yüz birim, arz da yüz birim, fiyat denge halinde ton başına dokuz bin dolar. Bu talebin yüzde 70'i sanayiden, inşaattan, otomobilden geliyor.
Şimdi bir resesyon geliyor ve sanayi üretimi yüzde 10 daralıyor. Talebin sanayiye bağlı yetmiş birimi yüzde 10 düşünce yedi birim buharlaşır, toplam talep doksan üç birime iner. Ama arz hemen kısılamaz, madenler bir gecede kapanmaz, üretim yüz birimde takılı kalır.
| Durum | Talep | Arz | Fazla | Yaklaşık fiyat |
|---|---|---|---|---|
| Denge | 100 | 100 | 0 | 9.000 dolar |
| Resesyon vuruyor | 93 | 100 | 7 | 6.500 dolar |
| Arz kısılıyor | 93 | 92 | 1 | 7.200 dolar |
Yedi birimlik fazla küçük görünebilir ama arz hemen esnemediği için bütün yük fiyata biner. Alıcılar geri çekildiği ve depolar dolduğu için fiyat dokuz binden altı bin beş yüze, yani yaklaşık yüzde 28 düşer. Talepteki yüzde 7'lik daralma fiyatta dört katından fazla bir çöküş yaratıyor. Çevrimsel emtiaların resesyonda neden bu kadar sert düştüğünün matematiği bu. Sonunda üreticiler zarar etmemek için üretimi kısar, arz doksan iki birime iner ve fiyat bir miktar toparlayıp yedi bin iki yüze döner.
Yatırımcı resesyonu nasıl okur
Bütün bu tablo emtia piyasasını izleyen biri için sağlam dersler taşır. Birinci ders, merkez bankalarını dikkatle dinlemek. Bir merkez bankası enflasyonla mücadele için faizleri sert biçimde artırmaya başladığında, bu çevrimsel emtialar için yaklaşan bir fırtınanın habercisi olabilir. Çünkü o faiz artışları aylar sonra büyümeyi frenleyecek ve talebi eritecek.
İkinci ders, emtiaları tek bir sepet gibi görmemek. Resesyon haberi geldiğinde bakır ile buğdayı aynı kefeye koymak büyük hata olur. Sanayiye bağlı metaller ve enerji daralmada en sert düşer, tarım görece dayanıklı kalır, altın ise kimi zaman tam tersine yükselir. Hangi emtianın kalkan, hangisinin kırılgan olduğunu bilmek gerekir.
Üçüncü ders ise en incelikli olanı. Enflasyon ile büyümeyi karıştırmamak. Emtia enflasyona karşı koruma sağlar ama bu kural her zaman işlemez. Eğer enflasyonun kendisi merkez bankalarını sert faiz artışına ve oradan resesyona itiyorsa, çevrimsel emtialar yüksek enflasyona rağmen düşebilir. Yatırımcı şu soruyu sormalı, fiyatları yukarı çeken kuvvet mi daha güçlü, yoksa büyümeyi aşağı çeken korku mu? Bu cevabı doğru veren, 2022 ve 2023 gibi dönemlerde bakırın neden enflasyonun ortasında geri verdiğini önceden görebilir. Resesyon ile emtia talebi arasındaki bağı kavrayan biri, ekonominin yorgunluk belirtilerini fiyatlara yansımadan çok önce okumayı öğrenir.