Diyelim bir doğal gaz üreticisiyle anlaştın, kış boyunca evini ve fabrikanı ısıtacak gazı sana sabit fiyattan teslim edecek. Sözleşme imzalandı, fiyat kilitlendi, sen rahatladın. Derken bir sabah kalkıyorsun ki üretici sana bir e-posta atmış. Diyor ki, beklenmedik bir felaket başıma geldi, elimde olmayan sebeplerle gazı teslim edemiyorum, yükümlülüğümü askıya alıyorum. İmzalı bir sözleşmen var ama elinde bir şey yok, çünkü o e-postanın dayandığı madde üreticiyi bir anda bütün borcundan kurtarmış. İşte bu paragrafın adı force majeure, Türkçesiyle mücbir sebep. Tek bir cümleyle bir tarafın taahhüdünü dondurabilen, fiziki emtia dünyasının hem en hayati hem de en kötüye kullanılan kapısı.
Mücbir sebebi sezmenin en kolay yolu şu. Her sözleşme aslında bir söz verir, ben sana şu malı, şu tarihte, şu fiyattan vereceğim der. Ama dünya bazen öyle bir darbe vurur ki, o sözü tutmak insan iradesinin tamamen dışına çıkar. Deprem olur, savaş çıkar, devlet ihracatı yasaklar, bir liman kapanır. Mücbir sebep maddesi tam da bu anlar için yazılmış bir güvenlik supabı. Taraflardan birini, kendi kusuru olmadan ortaya çıkan ve önüne geçemeyeceği bir engel yüzünden yükümlülüğünü yerine getiremediğinde sorumluluktan kurtarır. Yani normalde sözünü tutmayan taraf tazminat öder ama mücbir sebep varsa o tazminat kapısı kapanır.
Maddenin gerçek anlamı ne
Mücbir sebep aslında borç hukukunun çok eski bir mantığına yaslanır. İnsana imkansızı yüklemezsin. Bir tarafa, ne yaparsa yapsın gerçekleştiremeyeceği bir şey için ceza kesmek adil olmaz. Onun için sözleşmeler, kontrol edilemeyen olağanüstü olayların ortaya çıktığı durumda tarafları geçici ya da kalıcı olarak yükümlülükten muaf tutar.
Buradaki üç sözcük her şeyi belirler. Olay öngörülemez olacak, kaçınılmaz olacak ve tarafın kendi kusurundan doğmamış olacak. Bir kuraklık, bir sel, bir savaş, bir grev, bir salgın bu tanıma girebilir. Ama dikkat, sadece işin zorlaşması ya da pahalılaşması mücbir sebep sayılmaz. Eğer gaz fiyatı sana sattığın fiyatın on katına fırladıysa ve sen zarar edeceğin için teslim etmek istemiyorsan, bu bir mücbir sebep değil, sadece kötü bir bahane olur. Çünkü mal hala var, sen hala teslim edebilirsin, sadece bunu yapmak canını yakar.
İşte fiziki emtia ticaretinin bütün gerilimi de bu ince çizgide saklı. Gerçekten teslim imkansız mı, yoksa teslim sadece zararlı hale mi geldi. Bu sorunun cevabı milyonlarca dolarlık davaların kaderini belirler.
Sözleşmedeki koşullar nasıl yazılır
Mücbir sebep gökten inen genel bir kural değil, büyük ölçüde sözleşmenin kendi metnine bağlı bir madde. Yani iki taraf oturup neyin mücbir sebep sayılacağını önceden yazar. Bu yüzden iyi yazılmış bir emtia sözleşmesinde bu paragraf hiç de küçük durmaz.
Tipik bir madde önce bir liste verir. Doğal afetler, savaş ve terör, devlet kararnameleri, ihracat yasakları, genel grevler, salgın hastalıklar, liman ve boru hattı kapanmaları gibi olaylar tek tek sayılır. Sonra çoğu sözleşme bu listenin sonuna esnek bir cümle ekler, tarafların makul kontrolü dışındaki benzer her olay da bu kapsama girer der. Bu açık uçlu cümle, listede sayılmayan beklenmedik felaketleri de kapsamak için konur ama aynı zamanda suistimalin de kapısını aralar.
Maddenin geri kalanı usul kurallarıyla dolar. Mücbir sebep ilan eden taraf karşısındakine belli bir süre içinde yazılı bildirim yapmak zorunda kalır. Olayın etkisini hafifletmek için elinden geleni yapmalı, yani başka kaynaktan tedarik etmeyi denemeli. Yükümlülük olayın sürdüğü süre boyunca askıya alınır, olay belli bir süreyi aşarsa karşı taraf sözleşmeyi tamamen feshetme hakkı kazanır. Bütün bu kuralları okumayan bir alıcı, malı teslim alamadığı gün elinde hiçbir koz bulamayabilir.
Askıya alma tam olarak ne yapar
Mücbir sebebin en sık yanlış anlaşılan yanı şu. Bu madde borcu silmez, sadece dondurur. Yani üretici sana olan teslim borcundan büsbütün kurtulmaz, o borç olayın sürdüğü süre boyunca askıda kalır. Fırtına geçtiğinde, liman açıldığında, yasak kalktığında yükümlülük yeniden canlanabilir.
Ama pratikte iş bu kadar temiz yürümez. Emtia çoğu zaman belli bir teslim ayına bağlanır. Kışın ısınmak için aldığın gaz, mart ayında teslim edilse senin için bir anlam taşımaz. Bu yüzden teslim penceresi kaçtığında askıya alma fiilen iptale dönüşür. Üretici borcundan kurtulur, sen ise o kış başka bir yerden, çoğu zaman çok daha pahalıya gaz bulmak zorunda kalırsın.
Küçük bir hesap bu acıyı somutlaştırır. Diyelim üreticiyle birim başına 3 dolardan 100 bin birim gaz aldın, toplam taahhüdün 300 bin dolar. Bir kış fırtınası vurdu, üretici mücbir sebep ilan edip teslimi askıya aldı. O sırada spot piyasada gazın birim fiyatı 9 dolara fırlamış. Sen ısınmak zorunda olduğun için aynı 100 bin birim gazı piyasadan 900 bin dolara aldın. Aradaki 600 bin dolarlık fark cebinden çıktı ve mücbir sebep geçerli sayılırsa o farkı kimseden geri alamazsın. İşte fiziki tedarik riskinin gerçek yüzü, kağıt üstündeki sabit fiyat felaket anında buharlaşır.
| Kalem | Tutar |
|---|---|
| Sözleşme fiyatı | birim başına 3 dolar |
| Taahhüt edilen miktar | 100 bin birim |
| Sözleşmeye göre ödeyeceğin | 300 bin dolar |
| Fırtına anında spot fiyat | birim başına 9 dolar |
| Piyasadan almak zorunda kaldığın | 900 bin dolar |
| Cebinden çıkan ek yük | 600 bin dolar |
Kötüye kullanım ve dava tartışması
Mücbir sebebin en kirli tarafı, üreticinin bu maddeyi gerçek bir felaket için değil, sırf kazançlı bir kaçış yolu olarak kullanması. Çünkü fiyat sözleşmedekinin çok üstüne çıktığında üretici düşünür. Malı sana 3 dolardan vermek yerine, mücbir sebep ilan edip o malı piyasada 9 dolardan satarsam birim başına 6 dolar fazla kazanırım. İşte tam burada madde bir koruma kalkanından bir silaha dönüşür.
Davaların büyük çoğunluğu bu noktada patlar. Alıcı der ki, senin teslim edememen mücbir sebep değil, sadece daha kazançlı bir alıcı buldun ve beni sattın. Üretici ise olayı gerçek bir imkansızlık gibi göstermeye çalışır. Mahkeme ya da hakem heyeti o zaman çetin bir soruya bakar. Üretici gerçekten teslim edemiyor muydu, yoksa edebiliyordu da etmek istemedi mi. Kendi tesisi vurulan ve gazı hiç çıkaramayan bir üreticiye kimse laf edemez. Ama üretici malı başka kaynaktan pekala bulabilecekken sadece pahalı olduğu için bulmadıysa, çoğu hukuk düzeni bunu mücbir sebep saymaz.
Tartışmanın bir başka katmanı nedensellik. Olayla teslim edememe arasında doğrudan bir bağ olmalı. Bir üretici fırtınayı bahane edip teslimden kaçarsa ama aslında gazı kendi planlama hatası yüzünden veremiyorsa, mücbir sebep çöker. Bir de hafifletme yükümlülüğü var, ilan eden taraf zararı azaltmak için elinden geleni yaptığını kanıtlamak zorunda. Hiçbir alternatif aramadan masaya yatıp mücbir sebep ilan eden bir üretici, davada zayıf düşer.
Uri fırtınası ve doğal gaz çöküşü
Bu maddenin kağıttan çıkıp gerçek hayatı nasıl sarstığını görmek istiyorsan, 2021 şubatında Teksas'a bakman yeterli. O ay piyasanın belleğine kazınan bir mücbir sebep dalgası yaşandı.
Piyasa hafızası. Şubat 2021'de Uri kış fırtınası Teksas'ı bir buz tabakasının altına gömdü, sıcaklıklar tarihi düşüklere indi. Kuyu başları dondu, üretim çöktü, elektrik şebekesi günlerce karardı. Doğal gaz üreticileri ve tedarikçileri yaygın biçimde mücbir sebep ilan ederek teslim yükümlülüklerini askıya aldı. Aynı anda ısınmaya muhtaç kalan eyalette spot gaz fiyatları normalin yüzlerce katına fırladı, bazı noktalarda birim fiyat görülmemiş seviyelere çıktı. Teslim alamayan alıcılar o fahiş fiyattan piyasaya koştu, ortaya milyarlarca dolarlık zarar ve uzun yıllar sürecek bir dava yığını çıktı.
Uri'nin öğrettiği ders tam da o ince çizgiyle ilgiliydi. Bazı üreticiler gerçekten teslim edemiyordu, çünkü kuyuları donmuş, ekipmanları çalışmıyordu, bu gayet meşru bir mücbir sebepti. Ama bazı tedarikçiler kendileri üretmiyor, sadece aracılık ediyordu ve onların mücbir sebebi çok daha tartışmalıydı. Bir aracı, malı piyasadan bulabilecekken sırf fiyat fırladığı için bulmadıysa, bu gerçek bir imkansızlık mıydı, yoksa kazançlı bir kaçış mı. Fırtına çözüldükten sonra mahkemelere yığılan davalar yıllarca tam bu soruyu ayıklamaya çalıştı.
Salgın günlerinin sınavı
Mücbir sebep bir kez daha 2020 başında, salgın patlak verdiğinde gündemin tepesine oturdu. Tedarik zincirleri kopunca, fabrikalar kapanınca, limanlar tıkanınca dünyanın dört bir yanındaki alıcılar ve satıcılar sözleşmelerinin o tozlu maddesine sarıldı.
Burada ilginç bir hukuki çatallaşma yaşandı. Salgının kendisi bir hastalıktı, kapanmalar ise devlet kararıydı. Sözleşmesinde salgın hastalığı açıkça sayan taraf rahattı, doğrudan o maddeye dayanabiliyordu. Ama maddesinde sadece doğal afet ve savaş gibi klasik olayları sayıp salgını anmayan birçok taraf zora düştü. Onlar maddenin sonundaki o esnek cümleye, makul kontrol dışındaki benzer olaylar ifadesine tutunmaya çalıştı. Kimi mahkeme bunu kabul etti, kimi etmedi. Üstelik birçok davada asıl engel hastalık değil devletin kapatma emriydi, bu da olayı bir kamu kararnamesi başlığına taşıdı.
Salgın aynı zamanda o eski ayrımı yeniden gündeme getirdi. Bir tarafın işi sadece zorlaştıysa ve pahalandıysa bunu kimse mücbir sebep saymadı. Ama devlet üretimi bütünüyle yasakladıysa, iş gerçekten imkansız hale geldiyse, o zaman madde devreye girebiliyordu. Salgından sonra şirketler ders çıkardı, salgın ve devlet kapanması gibi başlıkları artık açıkça listelerine eklediler.
Fiziki tedarik riski ve korunma yolları
Bütün bu hikayenin sahadaki anlamı şu. Elinde imzalı bir teslim sözleşmesi olması, malı her şart altında alacağın anlamına gelmez. Mücbir sebep maddesi, sözleşmenin en kırılgan anında, yani arzın gerçekten daraldığı ve fiyatın fırladığı anda devreye girer. Tam da malı en çok aradığın gün, karşı taraf yükümlülüğünü askıya alabilir.
Bu yüzden tecrübeli bir emtia alıcısı, sözleşmedeki bu maddeyi sözleşmenin en önemli paragrafı gibi okur. Maddenin neyi kapsadığına, açık uçlu cümlenin ne kadar geniş yazıldığına, bildirim ve hafifletme yükümlülüklerinin ne kadar sıkı tutulduğuna bakar. Akıllı alıcı maddeyi daraltmaya, sadece gerçek imkansızlık hallerini kapsayacak ve salt fiyat hareketini dışarıda bırakacak şekilde yazdırmaya çalışır.
Korunmanın bir başka yolu tedariki tek bir kaynağa bağlamamak. Tek üreticiye güvenen alıcı, o üretici mücbir sebep ilan ettiğinde çıplak kalır. Birden fazla tedarikçiyle ya da farklı bölgelerden anlaşan alıcı, bir kapı kapandığında diğerine yönelebilir. Bunun ötesinde birçok şirket fiyat riskini vadeli piyasada ayrıca korur. Fiziki teslim çökse bile, vadeli pozisyondan gelen kazanç piyasadan pahalıya alınan farkı kısmen telafi eder. Yani fiziki sözleşme ile finansal korunmayı birlikte kurmak, mücbir sebebin açtığı yarayı yumuşatır.
Sonuçta mücbir sebep, fiziki emtia dünyasının hem vicdanı hem de açık yarası. Gerçek bir felaket karşısında masum bir tarafı imkansızın cezasından kurtardığı için adil bir kapı açar. Ama aynı madde, kazançlı bir kaçış arayan bir üreticinin elinde keskin bir silaha dönüşür. Uri fırtınasının buzu ve salgının kapalı limanları, bu maddenin kağıt üstünde değil, milyarlarca dolarlık gerçek zararlar üstünde okunduğunu herkese hatırlattı. O küçük paragrafı küçümseyen alıcı, bir gün ısınmak için piyasaya koşarken cebinin nasıl boşaldığını anlamakta gecikir.