Şöyle bir sahne düşün. İki ülke karşılıklı oturmuş, biri petrol satıyor, diğeri alıyor. Ne satıcı Amerikalı ne de alıcı. Ama faturanın altında yine o tanıdık para yazıyor, dolar. İşte yıllardır dünya ticaretinin alışkanlığı bu. Petrolü de bakırı da buğdayı da kim alırsa alsın, etiketinde dolar duruyor, ödemesi dolarla geçiyor. De-dolarizasyon tam da bu alışkanlıktan yavaş yavaş sıyrılma çabasına verilen ad. Yani ülkelerin emtia ticaretinde, rezervlerinde ve borçlanmasında doların ağırlığını azaltıp kendi paralarına ya da başka alternatiflere kayma eğilimi. Tek bir kararla olup biten bir şey değil, daha çok yıllara yayılan bir gidişat. Kimi ülke petrolünü komşusunun parasıyla satmayı deniyor, kimi merkez bankası kasasındaki dolar payını biraz kısıp altın alıyor, kimi de ödemelerini Amerikan bankalarının dışından geçirmenin yolunu arıyor. Hepsi aynı çatı altında toplanıyor, doların hükmettiği düzenden çıkış arayışı.
Doların emtiaya neden bu kadar yapıştığı
Önce şu soruyu netleştirelim. Bir mal neden dünyanın her köşesinde tek bir parayla fiyatlanır? Cevap pratiklikte saklı. Petrol günde milyonlarca varil el değiştiriyor, üstelik bu ticaret gezegenin dört bir yanına yayılıyor. Her ülke kendi parasıyla fiyat verseydi, bir alıcı her sabah onlarca farklı kurla boğuşmak zorunda kalırdı.
Ortak bir para bütün bu kargaşayı tek hamlede sadeleştiriyor. Singapur'daki bir rafineri, Norveç petrolüyle Suudi petrolünü aynı birimle kıyaslıyor. Tüccar tek bir ekrana bakıp dünyanın her yerindeki varili karşılaştırıyor. Bu ortak dil ticareti hızlandırıyor, pazarlığı kolaylaştırıyor, maliyeti düşürüyor.
Peki neden dolar bu rolü kaptı? Çünkü İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan ekonomisi dünyanın en büyüğüydü, parası en derin ve en güvenilir sistemdi. Dolar her limanda bozduruluyor, her bankada kabul görüyordu. Bir mal ne kadar yaygın alınıp satılıyorsa, fiyatının en likit ve en güvenilir parayla yazılması o kadar mantıklı geliyor. Petrol de dünyanın en çok ticareti yapılan malı olunca doğal olarak en güçlü paraya yaslandı ve bu bağ on yıllar içinde iyice kemikleşti.
De-dolarizasyon hangi anlama geliyor
De-dolarizasyonu tek bir hareket sanmak yanıltıcı olur. Aslında birbirine yakın birkaç eğilim aynı kelimenin altında buluşuyor.
Birinci ayak ticaret. İki ülke aralarındaki alışverişi dolar yerine kendi paralarıyla yapmaya başlıyor. Çin ile Rusya kömürü ya da petrolü yuanla ve rubleyle takas ediyor, Hindistan bazı alımlarını rupiyle kapatmayı deniyor. İkinci ayak rezervler. Merkez bankaları kasasında tuttuğu yedek paranın bir kısmını dolardan çıkarıp altına, euroya ya da başka varlıklara çeviriyor. Üçüncü ayak ise altyapı. Ödemelerin geçtiği boruları çeşitlendirme çabası, Amerikan bankalarına ve onların kontrol ettiği sisteme olan bağımlılığı azaltma arayışı.
Bu üç ayağın ortak amacı aynı. Doların yarattığı kırılganlığı azaltmak. Çünkü bir ülke ne kadar çok dolara bağımlıysa, o paranın arkasındaki devletin kararlarına da o kadar açık hale geliyor. De-dolarizasyon bir bakıma bu bağımlılığı gevşetip kendi kaderine biraz daha hakim olma çabası.
Yuan ile petrol fiyatlama denemeleri
Piyasa hafızası. 2023 yılında Çin ile bazı üreticiler arasında petrolün ve diğer emtiaların yuan gibi alternatif paralarla alınmasına yönelik denemeler hız kazandı. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin, madem en çok alan benim diyerek kendi parasıyla ödeme yapma fikrini masaya koydu. Bu adımlar doların emtia fiyatlamasındaki hakimiyetine yönelik de-dolarizasyon tartışmasını yeniden alevlendirdi ve piyasalar uzun süre bu denemelerin nereye varacağını konuştu.
Bu hamlenin arkasındaki mantık aslında çok sağlam duruyor. Çin yılda devasa miktarda petrol alıyor ve bunun karşılığında sürekli dolar bulmak, biriktirmek zorunda kalıyor. Oysa kendi parasıyla ödese hem bu yükten kurtulacak hem de yuanın dünya sahnesindeki ağırlığını artıracak. Petrol satan ülke açısından bakınca da tablo cazip görünebiliyor, özellikle o ülke Batı yaptırımlarıyla dolar sisteminden dışlanmışsa.
Çin bu fikri laftan eyleme de döktü. Şanghay'da yuan cinsinden petrol vadeli kontratları çoktan işliyordu, üstüne bazı üreticilerle doğrudan yuanla ödeme görüşmeleri yürüdü. Yaptırım altındaki bir satıcı için dolar zaten riskli hale gelince, yuan bir kaçış kapısı sundu. Yine de bu denemeler ilk başta sanıldığı kadar kolay yayılmadı, çünkü önlerinde gerçek ve sert engeller duruyordu.
BRICS ve yaptırımların ittirmesi
De-dolarizasyon tartışmasını asıl ısıtan şey çoğu zaman ekonomi değil, siyaset oldu. Bir ülkeyi dolar sisteminden çıkarmak, onu küresel ticaretten neredeyse tümüyle koparıyor. Yaptırımla karşılaşan ülkeler bu kırılganlığı acı biçimde gördü ve doğal olarak alternatif aramaya koyuldu.
Burada BRICS denilen ülke grubu öne çıkıyor. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ile sonradan katılan birkaç ülke, kendi aralarındaki ticarette doları atlamanın yollarını giderek daha açık biçimde konuşuyor. Ortak bir ödeme sistemi, hatta uzak ihtimal olarak ortak bir para fikri masaya geliyor. Bu ülkelerin çoğu büyük emtia üreticisi ya da büyük emtia alıcısı, dolayısıyla aralarındaki ticaret hatırı sayılır bir hacme ulaşıyor.
İttirici güç çoğu zaman korku. Bir ülke kasasındaki dolar rezervinin bir gün dondurulabileceğini gördüğünde, o rezervi daha güvenli saydığı varlıklara kaydırmaya başlıyor. Altın bu yüzden son yıllarda merkez bankalarının gözdesi haline geldi. Çünkü altın kimsenin dondurabileceği bir kayıt değil, fiziksel olarak kasanda duran bir değer. Yaptırım silahı ne kadar sık kullanılırsa, ondan kaçma arayışı da o kadar güçleniyor.
Petrodolar düzenine meydan okuma
Bütün bu hareketlerin hedef tahtasında aslında tek bir yapı var, petrodolar düzeni. Yıllar önce kurulan bu düzende petrol dolarla satılıyor, satıştan kazanılan dolar ise yine Amerikan tahvillerine ve varlıklarına dönüyordu. Bu döngü doları sıradan bir ulusal paradan çıkarıp dünyanın ortak rezervine taşıdı.
De-dolarizasyon işte bu döngünün ilk halkasına dokunmaya çalışıyor. Eğer petrol başka paralarla da satılmaya başlarsa, dünyanın sürekli dolar biriktirme zorunluluğu zayıflar. Dolar talebi azalınca Amerika'nın o ünlü ayrıcalığı da aşınır. Bir Fransız iktisatçının yıllar önce dediği gibi, kendi parasıyla rahatça borçlanabilmek abartılı bir ayrıcalık. Petrodolar düzenine meydan okumak, aslında bu ayrıcalığı budama girişimi.
Ama burada gerçekçi olmak gerekiyor. Bir düzene meydan okumakla onu yıkmak çok farklı şeyler. Petrodolar sistemi on yıllar içinde öyle derin kökler saldı ki, kenarından birkaç çatlak açmak bütün yapıyı sarsmaya yetmiyor. Denemeler gerçek, hatta artıyor, ama düzenin kendisi hala dimdik ayakta duruyor.
Pratik engeller, likidite ve güven
Peki madem mantık bu kadar açık, neden de-dolarizasyon kaplumbağa hızıyla ilerliyor? Cevap iki sözcükte saklı, likidite ve güven.
Likidite şu demek. Dolar dünyanın her yerinde, her an, istediğin miktarda alınıp satılabiliyor. Petrolünü dolara satan bir üretici, o doları ertesi gün Almanya'da makine almak için de Brezilya'da tahıl almak için de hemen kullanabiliyor. Oysa yuanla satarsa elindeki parayı aynı rahatlıkla harcayamıyor. Çin sermaye hareketlerini sıkı tutuyor, yuan henüz serbestçe dünyada dolaşan bir para değil. Üretici çoğu zaman elindeki yuanla yine Çin malı almak zorunda kalıyor, yani parası bir çeşit kapana sıkışıyor.
Güven ise daha derin bir mesele. Bir paranın küresel rezerv olabilmesi için ülkenin kurumlarına, hukukuna ve sözüne onlarca yıl boyunca itimat edilmesi gerekiyor. Yatırımcı parasını bir ülkeye emanet ederken, o ülkenin bir gece yarısı kuralları değiştirmeyeceğine inanmak istiyor. Dolar bu güveni uzun zamanda biriktirdi. Alternatif paralar henüz aynı geçmişe, aynı derinliğe ve aynı öngörülebilirliğe sahip değil. İşte bu yüzden niyet ne kadar güçlü olursa olsun, fiili kopuş ağır çekimde ilerliyor.
Rezerv para tartışması ve küçük bir hesap
De-dolarizasyonun en büyük sınavı rezerv para meselesinde veriliyor. Rezerv para, ülkelerin merkez bankalarında yedek olarak tuttuğu, uluslararası ticarette ve borçlanmada başvurduğu para. Bugün dünya rezervlerinin büyük çoğunluğu hala dolarda duruyor, hiçbir alternatif ona yaklaşamıyor bile.
Değişimin yavaşlığını somut görmek için küçük bir hesaba bakalım. Diyelim bir merkez bankasının kasasında 100 birim rezerv var ve bunun başlangıçta 70 birimi dolarda. Banka her yıl bu payı 2 birim azaltıp altına ve başka paralara kaydırmaya karar veriyor.
| Yıl | Dolar payı | Diğer varlıklar |
|---|---|---|
| Başlangıç | 70 | 30 |
| Beşinci yıl | 60 | 40 |
| Onuncu yıl | 50 | 50 |
Tabloya dikkatle bak. Banka epey kararlı davranıp her yıl payını azaltmasına rağmen, dolar ağırlığını yarıya indirmesi tam on yıl alıyor. Üstelik bu tek bir banka. Dünya genelinde yüzlerce merkez bankasının aynı anda, aynı kararlılıkla hareket etmesi gerekiyor ki tablo gerçekten değişsin. Hesap basit ama çarpıcı bir gerçeği gösteriyor. De-dolarizasyon gerçek bir eğilim, fakat doğası gereği ağır ve sabırlı bir süreç. Dolar payı eriyebilir, hatta eriyor, ama bu erime nesiller alacak kadar yavaş ilerliyor.
Emtia okuyucusu için anlamı
Peki emtiayı izleyen biri bütün bunlardan ne çıkarmalı? Birinci ders, başlıklara kanmamak. Her yuan denemesi, her BRICS açıklaması büyük gürültü koparıyor ama fiyatlar üzerindeki gerçek etki çoğu zaman sandığından küçük kalıyor. Petrol hala dolarla okunuyor, dolar endeksi hala emtia masasının ilk baktığı sayı. Gürültüyle gerçek hareketi ayırmak ustalığın yarısı.
İkinci ders, doğru yere bakmak. De-dolarizasyonun gerçek izini ticaret manşetlerinde değil, merkez bankalarının altın alımlarında ve rezerv bileşimlerinde aramak gerekiyor. Sessizce biriken altın, gürültülü bir petrol kontratından çok daha sağlam bir sinyal veriyor. Bir ülke kasasını yavaşça çeşitlendiriyorsa, niyetini ciddiye almak gerekiyor.
Üçüncü ders ise en geniş olanı. Bir emtianın hangi parayla fiyatlandığı yalnızca bir muhasebe ayrıntısı değil, küresel güç dengesinin aynası. Yuan denemeleri, yaptırımlar ve de-dolarizasyon başlıkları aslında aynı satrancın taşları. Bugün emtia fiyatını okumak isteyen biri yalnızca arzı, talebi ve stoğu değil, bu malların hangi parayla alınıp satıldığını ve o paranın arkasındaki gerilimi de hesaba katmak zorunda. Petrol her zaman sadece petrol değil. Üstünde hangi paranın yazdığı da en az kendi fiyatı kadar önemli, çünkü o para değişirse bütün dünya haritası yeniden çiziliyor.