İçeriğe geç
Fiyatlar yükleniyor...

Friend-shoring (Dost Ülke Tedariki)

Bir ülke fabrikasını en ucuz yere değil de en güvendiği komşuya kurmaya başladığında, aslında haritayı maliyetle değil dostlukla yeniden çizmeye karar veriyor.

Friend-shoring (Dost Ülke Tedariki)

Şöyle bir sahne düşün. Bir şirket yıllardır arabasını da telefonunu da bataryasını da dünyanın en ucuz köşesinde ürettiriyor. Maliyet defteri tertemiz, kazanç marjı keyifli, her şey yolunda görünüyor. Sonra bir kriz patlıyor, o ucuz köşeyle kendi ülkesi arasındaki ilişki geriliyor ve şirket bir sabah uyanıp en kritik parçalarının artık rakip bir devletin insafına kaldığını fark ediyor. İşte friend-shoring tam bu korkuya verilen bir cevap. Üretimi ve tedariki en ucuz yere değil, en güvendiği yere taşımak. Yani fabrikayı, madeni, batarya hattını seçerken ilk soru artık kaç para tutar değil, kriz çıkarsa bu ülke bana arkasını döner mi oluyor. Dost ülke tedariki denen şey burada doğuyor. Tedarik zincirinin kritik halkalarını rakip ya da husumetli ülkelerden söküp müttefik, dost ya da en azından öngörülebilir ülkelere kaydırma çabası. Maliyet yine önemli ama artık masada onun yanına bir de güven oturmuş durumda.

Bu fikir kulağa basit gelse de son yetmiş yılın ticaret mantığını tersine çeviriyor. Çünkü dünya uzun süre tam ters yöne koşmuş, herkes nereye yaptırırsa ucuza gelir diye en düşük maliyetli ülkenin peşine takılmıştı.

Önce eski düzeni hatırlayalım

Friend-shoring'i anlamak için önce karşısında durduğu alışkanlığı görmek gerekiyor. Geçtiğimiz on yıllarda büyük şirketler üretimi kendi ülkelerinden alıp işçiliğin ucuz, kuralların gevşek olduğu uzak ülkelere taşıdı. Buna off-shoring, yani deniz aşırı üretim dendi. Mantık çok sadeydi, aynı tişörtü ya da aynı çipi yarı fiyatına ürettirebiliyorsan neden kendi ülkende pahalıya yapasın.

Bu akım dünyayı devasa bir fabrikaya çevirdi. Bir telefonun parçaları beş ayrı ülkede üretilip altıncı bir ülkede montajlanır oldu. Verimlilik tavan yaptı, fiyatlar düştü, görünürde herkes kazanıyordu.

Ama bu düzenin sessiz bir bedeli vardı. Her şey en ucuz yerde toplandıkça, o yer bir gün sallandığında bütün zincir birlikte sallandı. Şirketler maliyeti kovalarken farkında olmadan bütün yumurtalarını çoğu zaman aynı sepete koymuştu. Sular durgunken sorun yoktu, ama fırtına çıkınca o ucuzluk bir anda en büyük zayıflık oldu.

Re-shoring ile friend-shoring nerede ayrılıyor

Bu kırılganlık görülünce iki ayrı çözüm önerisi ortaya çıktı ve bunları birbirine karıştırmamak çok önemli. Birincisi re-shoring, yani üretimi tümüyle kendi ülkene geri getirmek. Mantığı şunu söyler, en güvenli yer kendi toprağın. Fabrikayı eve taşırsan ne kriz ne ambargo ne de bir başka devletin kaprisi seni vurabilir, çünkü her şey kendi sınırlarının içinde.

Re-shoring güçlü bir fikir ama bir sorunu var, çoğu zaman cebi epey yakıyor. Bazı malları kendi ülkende üretmek için ne yeterli işçi, ne uygun maden, ne de hazır altyapı bulunuyor. Her şeyi sıfırdan eve kurmak hem yıllar alıyor hem de maliyeti uçuruyor. İşte tam burada friend-shoring devreye giriyor ve ikisinin ortasında bir yol açıyor.

Friend-shoring der ki, her şeyi eve taşımak şart değil, ama her şeyi rakibinden de almak zorunda değilsin. Üretimi sana benzeyen, seninle aynı tarafta duran, kriz anında kapısını yüzüne kapatmayacak dost ülkelere kaydır. Böylece hem off-shoring'in ucuzluğundan tümüyle vazgeçmezsin, hem de bütün zinciri tek bir husumetli ülkeye bağlamanın riskinden kurtulursun. Yani re-shoring güvenliği seçip maliyeti gözden çıkarır, friend-shoring ise ikisi arasında denge kurar.

Yellen'in kavramı piyasanın gündemine taşıması

Piyasa hafızası. 2022 yılında ABD Hazine Bakanı Janet Yellen'in savunduğu friend-shoring kavramı, kritik tedarik zincirlerini rakip ülkelerden çıkarıp müttefik ve dost ülkelere kaydırma stratejisini emtia ve teknoloji politikasının tam merkezine yerleştirdi. Yellen bir konuşmasında ülkesini, paylaştığı değerlere güvendiği ülkelerle ticareti derinleştirmeye, kritik malları ise öngörülemez ülkelerin elinden çıkarmaya çağırdı. O günden sonra batarya metalinden çipe kadar her tartışmanın altında artık bu soru yatar oldu, bu mal hangi ülkenin elinde ve o ülke bizim dostumuz mu.

Bu çağrının arkasında soyut bir teori değil, taze ve acı bir deneyim vardı. Salgın yıllarında dünya tedarik zincirinin ne kadar kırılgan olduğunu gördü. Bir limanda yığılan konteynerler, kapanan bir fabrika yüzünden aylarca araba üretemeyen şirketler, raflarda bulunamayan ilaçlar herkesin gözünün önündeydi. Üstüne bir de büyük bir enerji krizi binince, ucuz ama bağımlı bir tedarik düzeninin ne kadar tehlikeli olduğu iyice netleşti.

Yellen'in sözleri bu yüzden bu kadar yankı buldu. O ana kadar tedarik zinciri çoğunlukla şirketlerin muhasebe meselesiydi, hangi tedarikçi daha ucuz onu konuşurdun. Yellen bu meseleyi alıp doğrudan dış politikanın ve ulusal güvenliğin ortasına koydu. Artık bir bakırın ya da bir çipin nereden geldiği yalnızca fiyat sorusu değil, devletin güvenlik sorusuna dönüştü.

İşin can alıcı noktası, bu kavramın özellikle Çin ile olan ilişkiyi hedef almasıydı. Pek çok kritik malda üretim ve işleme kapasitesi Çin'in elinde toplanmıştı, friend-shoring de bu yoğunlaşmayı çözüp kritik halkaları başka ülkelere dağıtmanın kibar adıydı.

Neden en çok kritik mineral ve batarya konuşuluyor

Friend-shoring tartışması en çok kritik mineraller ve batarya zinciri üzerinde kızışıyor, bunun somut bir sebebi var. Geleceğin sanayisi, yani elektrikli araçlar, rüzgar türbinleri, güneş panelleri ve savunma sistemleri hep aynı bir avuç hammaddeye dayanıyor. Lityum, kobalt, nikel, nadir toprak elementleri bunların başında geliyor. Bu malları kontrol eden, geleceğin sanayisinin musluğunu da kontrol ediyor.

Sorun şurada. Bu minerallerin hem çıkarılması hem de işlenmesi dünyada çok dar bir alanda toplanmış. Bir cevher belki Afrika'da çıkıyor ama onu kullanılabilir duruma getiren rafineri kapasitesinin ezici çoğunluğu tek bir ülkede, çoğu zaman Çin'de bulunuyor. Yani cevheri başka yerden alsan bile, onu işleyip bataryaya sokmak için yine aynı kapıya gitmek zorunda kalıyorsun.

Batarya tarafında tablo daha da çarpıcı. Bir ülke otomobil sanayisini elektriğe çevirmek istiyorsa ama batarya zincirinin her halkası rakip bir devletin elindeyse, geleceğini başkasının iznine bağlamış oluyor. İşte friend-shoring tam bu noktada bir güvenlik meselesine dönüşüyor. Mesele yalnızca arabayı ucuza üretmek değil, o arabayı kriz anında da üretebilmek.

IRA ve serbest ticaret ortağı şartı

Bu fikrin laftan eyleme geçtiği en net yer, ABD'nin çıkardığı büyük iklim ve sanayi yasası oldu. Kısaca IRA diye anılan bu yasa, elektrikli araç alanlara cömert vergi teşvikleri vaat etti. Ama altında ince bir şart vardı ve o şart doğrudan friend-shoring mantığını yasaya kazıdı.

Şart şuydu. Bir aracın teşvike hak kazanması için bataryasındaki kritik minerallerin belli bir oranının ya ABD'de ya da ABD ile serbest ticaret anlaşması olan ülkelerde çıkarılmış veya işlenmiş olması gerekiyordu. Yani devlet açıkça diyordu ki, parayı sana veririm ama bataryandaki metal benim dostumun toprağından gelirse. Rakip ülkeden gelen metalle yapılmış araba teşvikin dışında kalıyordu.

Bu küçük gibi görünen şart aslında devasa bir sinyaldi. Teşvik milyarlarca dolarlık bir pazarı yönlendiriyordu ve şirketler ondan yararlanmak için tedarik zincirlerini bilinçli biçimde dost ülkelere kaydırdı. Devlet böylece tek kuruş fabrika kurmadan, sadece teşvikin şartını ayarlayarak bütün bir sanayinin yönünü çevirdi. Friend-shoring artık bir temenni değil, paraya bağlanmış somut bir kuraldı.

Maliyet ile güvenlik arasındaki gerilim

Bütün bu hikayenin kalbinde sürekli bir gerilim atıyor, maliyet ile güvenlik arasındaki gerilim. Dost ülkeden almak çoğu zaman daha pahalı. Çünkü en ucuz üretici genelde dost değil, sırf ucuz olduğu için yıllarca tercih edilen ülke oluyor. Tedariki güvenli ülkelere kaydırınca fatura kabarıyor ve bu fark sonunda ya şirketin kazancından ya da tüketicinin cebinden çıkıyor.

İşte friend-shoring'in görünmeyen bedeli burada. Aslında bir çeşit sigorta primi ödüyorsun. Araba sigortası kaza olmayan yıllarda boşa para gibi görünür ama kaza anında seni kurtarır, dost ülkeden pahalıya almak da öyle. Bir ambargo, bir savaş ya da bir tedarik şoku patladığında o pahalı ama güvenli zincir, ucuz ama kırılgan zincirden çok daha değerli çıkar.

Bu yüzden friend-shoring kararı aslında bir bahis. Şirket ve devlet şunu hesaplıyor, fazladan ödediğim bu maliyet, ileride yaşayabileceğim bir kesintinin zararından ucuz mu. Dünya gerçekten daha gergin bir yere dönüşüyorsa bu prim mantıklı görünüyor, ortalık beklenenden sakin kalırsa friend-shoring savunucuları boşuna fazla ödedik diye eleştiriliyor.

Küçük bir örnek hesap

Bunu somut görmek için basit bir tablo kuralım. Diyelim bir otomobil üreticisi yılda 100 birim kritik mineral kullanıyor. Bugün bunun 80 birimini en ucuz ama husumetli ülkeden, 20 birimini dost ülkelerden alıyor. Şirket güvenlik için bu dengeyi değiştirmek istiyor.

Senaryo Husumetli ülke Dost ülkeler Birim maliyet Toplam maliyet
Bugünkü düzen 80 birim 20 birim 10 birim 1000 birim
Friend-shoring sonrası 30 birim 70 birim 13 birim 1300 birim
Tam kesinti anı 0 birim 70 birim belirsiz üretim ayakta

Tablonun anlattığı hikaye net. Şirket tedariki dost ülkelere kaydırınca birim maliyet 10 birimden 13 birime çıkıyor ve toplam fatura yüzde 30 kabarıp 1000 birimden 1300 birime yükseliyor. İlk bakışta kötü bir karar gibi görünüyor, sırf güvenlik için fazladan 300 birim ödüyorsun.

Ama üçüncü satıra bak. Bir gün husumetli ülke musluğu tamamen kapatırsa, eski düzendeki şirket 80 birimini kaybedip üretimini durdurmak zorunda kalırdı. Friend-shoring yapan şirket ise 70 birimlik dost tedarikiyle çarkını döndürmeye devam ediyor. İşte o fazladan ödenen 300 birim, tam bu anda hayat kurtaran bir sigortaya dönüşüyor. Mesele yalnızca normal günün maliyeti değil, kötü günün ne kadara mal olacağı.

Masada bu eğilimi nasıl okumalı

Emtiayı izleyen biri friend-shoring dalgasına bakarken birkaç şeyi aklında tutmalı. Birinci ders, bu eğilimin fiyatları tek yöne itmediğini görmek. Tedarik dost ülkelere kayarken eski ucuz üreticinin malı bir süre değer kaybedebilir, ama dost ülkelerdeki yeni madenler ve rafineriler devreye girene kadar o bölgenin fiyatları yukarı zıplayabilir. Aynı anda bazı yerlerde ucuzlama, bazı yerlerde pahalanma birlikte yaşanıyor.

İkinci ders, doğru haritaya bakmak. Friend-shoring'in gerçek izini manşetlerde değil, yeni maden yatırımlarında, rafineri kurulumlarında ve ticaret anlaşmalarının ince şartlarında aramak gerekiyor. Bir ülke birden dost ülkelerle kritik mineral anlaşması imzalıyorsa, bir şirket rakip ülkedeki tedarikçisini sessizce değiştiriyorsa, asıl hareket oralarda oluyor. IRA'daki o serbest ticaret ortağı şartı gibi küçük maddeler koca bir sanayinin yönünü çeviriyor.

Üçüncü ve en geniş ders şu. Bir emtianın artık yalnızca arzı, talebi ve stoğu değil, hangi ülkenin elinde olduğu ve o ülkenin kiminle dost olduğu da fiyatın bir parçası. Friend-shoring dünyaya şunu söylüyor, en ucuz tedarik her zaman en akıllı tedarik değil. Bir bakırın, bir lityumun ya da bir çipin fiyatını doğru okumak isteyen biri o malın jeopolitik adresini de hesaba katmak zorunda. Çünkü dünya yavaş yavaş herkes en ucuza koşar düzeninden, herkes en güvenilire yaslanır düzenine geçiyor ve bu geçiş bütün emtia haritasını sessizce yeniden çiziyor.

Makroekonomi

Piyasa Kavramları

Emtia Sözlüğü