Bir ülke sınırına bir vergi diktiğinde, o vergi sadece ithalatçıyı değil, aynı malın yerli fiyatını ve binlerce kilometre ötedeki tüm fabrikaları sessizce yeniden fiyatlar.
Bir ülke yerin altındaki cevheri dünyaya satmak yerine kapıda durdurup vergiliyor ya da büsbütün yasaklıyor, böylece zenginliğini ham halde değil işlenmiş halde dışarı çıkarmaya zorluyor.
Bir ülke, toprağının altındaki serveti yabancı şirketten geri almaya karar verdiğinde, sadece bir kuyunun değil, bir dengenin de el değiştirdiğini görürsün.
Dünya kömürden çıkarken faturayı en çok ödeyen, kömür ocağının kapısında işsiz kalan madenci oluyor, işte adil geçiş tam da bu faturayı paylaştırma çabası.
İklim riskinden sonra sıra ormana, suya ve toprağa geldi, çünkü bir şirketin gerçek bağımlılığı çoğu zaman bilançosunda değil, sustuğu bir nehrin debisinde gizleniyor.
Dev fonlar kömür ve petrol şirketlerinin hisselerini bilerek elden çıkardığında, mesele sadece bir satış emri değil, koca bir sektöre çekilen ahlaki bir kırmızı çizgi oluyor.