İçeriğe geç
Fiyatlar yükleniyor...

Kapasite Piyasası

Bir santrale ürettiği elektrik için değil, gerektiğinde üretmeye hazır bekleyişi için ödeme yapan piyasa, arz güvenliğini nasıl satın alır.

Kapasite Piyasası

Bir itfaiye düşün. O itfaiye yangın söndürdüğü için para almıyor aslında. Çoğu gün hiç yangın çıkmıyor, araçlar garajda duruyor, ekip nöbette bekliyor. Yine de o ekibe maaş ödüyorsun, çünkü asıl satın aldığın şey hazır bulunma. Yangın çıktığı gün anında müdahale edecek birinin orada durması, çıkmadığı günlerde bile bir değer üretiyor. İşte elektrik sistemindeki kapasite piyasası da tam böyle çalışıyor. Bir santrale ürettiği elektrik için değil, gerektiğinde üretmeye hazır beklediği için ödeme yapıyorsun. Enerji piyasası elektriğin kendisini satın alır. Kapasite piyasası ise o elektriği üretebilecek gücün hazır durmasını satın alır. İki ayrı şey, iki ayrı ödeme.

Bu ayrım ilk bakışta tuhaf geliyor. Madem santral elektrik üretip satıyor, neden ayrıca bir de boşta beklemesi için para alsın? Cevap, modern elektrik sisteminin geldiği yerde saklı. Talebin tavan yaptığı o birkaç kritik saatte ışıkların sönmemesi için sistemin elinde her zaman yedek güç bulunması gerekiyor. O yedek güç ise enerji satışından kendi parasını çıkaramayınca ortaya bir boşluk düşüyor. Kapasite piyasası tam o boşluğu doldurmak için kuruldu.

Önce neyi çözdüğüne bakalım

Elektriğin diğer mallardan bir farkı var. Onu kolayca depolayamazsın. Tükettiğin anda üretilmesi gerekir. Bir akşam herkes aynı anda klimasını açtığında sistem o talebi o saniyede karşılamak zorunda. Stoktan çekemezsin, yarına erteleyemezsin. Bu yüzden sistemin elinde, yılın en yoğun saatinde bile talebi karşılamaya yetecek kadar üretim gücü hazır durmalı.

Sorun şu ki o en yoğun saat çok nadir geliyor. Yılın belki yüz saatinde talep zirveye vuruyor, geri kalan zamanda sistem rahat nefes alıyor. O yüz saat için elde tutulan yedek santraller, geri kalan sekiz bin küsur saat boyunca ya az çalışıyor ya hiç çalışmıyor. Yani neredeyse hep boşta bekliyor ama o yüz saatte hayat kurtarıyor.

İşte tüm mesele bu yedek gücün masrafını kimin nasıl karşılayacağında düğümleniyor. Bir santral yılda sadece birkaç hafta çalışıyorsa, o birkaç haftalık satıştan koca bir santralin yıllık masrafını çıkaramaz. Çıkaramayınca da o santrali kimse kurmak ya da ayakta tutmak istemez. Kapasite piyasası, tam burada devreye girip o santrale bekleyişinin karşılığını ödeyerek onu sistemde tutar.

Missing money sorunu

Bu işin teknik adı eksik para sorunu, yani missing money. Adı kulağa karmaşık geliyor ama altında çok yalın bir aritmetik yatıyor. Bir santralin hayatta kalması için yıllık gelirinin, hem yakıt gibi işletme masraflarını hem de baştan yapılan yatırımın amortismanını karşılaması gerekir. Enerji piyasası tek başına bu gelirin tamamını üretebilirse mesele yok. Ama çoğu zaman üretemiyor.

Neden üretemediğini anlamak için elektrik fiyatının nasıl oluştuğuna bakmak lazım. Fiyat, talebi karşılamak için çalıştırılan en pahalı santralin maliyetine göre belirlenir. Talep düşükken sadece ucuz santraller çalışır, fiyat düşük kalır. Talep tırmandıkça sıraya daha pahalı santraller girer, fiyat yükselir. Sistemin gerçek değeri ise o zirve saatlerde, fiyatın tavan yaptığı anlarda ortaya çıkar. Yedek santraller paralarının büyük kısmını işte o nadir saatlerde kazanmak zorunda.

Buradaki çatlak şu. Düzenleyiciler genelde fiyatların aşırı fırlamasına izin vermez. Tüketiciyi korumak için bir tavan koyarlar. Tavan konunca da o zirve saatlerde fiyat olması gerektiği kadar yükselemez. Yükselemeyince yedek santral, o kıt saatlerde hak ettiği geliri toplayamaz. Yıl sonunda bakar ki masraflarını çıkaramamış. İşte cebine girmesi gereken ama bir türlü girmeyen o paraya eksik para deniyor. Kapasite piyasası, bu eksiği ayrı bir ödemeyle kapatarak santralin denklemini tamamlıyor.

İhale nasıl işliyor

Kapasiteyi satın almanın yolu genelde bir ihaleden geçiyor. Sistem işletmecisi önce birkaç yıl sonrası için ne kadar güce ihtiyaç duyacağını hesaplıyor. Talebin nereye varacağına, ne kadar yedek isteyeceğine bakıp net bir hedef koyuyor. Diyelim sistem dört yıl sonrası için elli bin megavat hazır güce ihtiyaç duyuyor. İhalenin alacağı miktar bu.

Sonra arz tarafı sahneye çıkıyor. Santraller, ister hali hazırda çalışanlar ister henüz kurulmamış yeni projeler, bu ihaleye teklif veriyor. Her biri şunu söylüyor, ben sistemde hazır beklemek için megavat başına şu kadar ödeme isterim. Ucuz teklif verenden başlayarak teklifler sıralanıyor. Sistem ihtiyacı olan elli bin megavata ulaşana kadar sıradan teklif topluyor. İhtiyacı karşılayan son teklifin fiyatı, herkesin alacağı fiyatı belirliyor. Yani ihaleyi kazanan bütün santraller, en pahalı kabul edilen teklifin fiyatından ödeme alıyor.

Bu yapı bilinçli olarak böyle kurulmuş. Tek bir takas fiyatı, ucuz teklif verenleri cezalandırmadan herkesi adil bir zemine oturtuyor. Kazanan santraller karşılığında bir taahhüt imzalıyor. O hazır bulunma ödemesini aldıkları dönemde, sistem çağırdığında üretmeye hazır olacaklarına söz veriyorlar. Sözünü tutmayan, yani kritik anda çalışmayan santral ağır ceza ödüyor. Ödeme bekleyiş için ama bekleyişin de bir karşılığı var.

Küçük bir örnek hesap

Rakamlara dökünce kavram yerine oturuyor. Bir santralin yıllık denklemini en sade haliyle kuralım. Diyelim orta ölçekli bir yedek gaz santralimiz var, kapasitesi beş yüz megavat. Bütün kalemleri megavat başına yıllık tutar üzerinden yazalım.

Kalem Megavat başına yıllık
Toplam masraf (yatırım + işletme) 60.000 lira
Enerji satışından gelen net gelir 45.000 lira
Açık (eksik para) 15.000 lira

Bu santral yılın büyük kısmını boşta geçirdiği için enerji satışından megavat başına ancak kırk beş bin lira topluyor. Oysa ayakta kalması için altmış bin liraya ihtiyacı var. Arada megavat başına on beş bin liralık bir açık duruyor. İşte tam bu rakam eksik para. Santral bu açığı kapatamazsa er ya da geç kapanır.

Şimdi kapasite ihalesi devreye girsin. İhalede takas fiyatı megavat başına on altı bin lira çıktı diyelim. Santral bu ödemeyi alınca denklemi şöyle dönüyor. Kırk beş bin lira enerji geliri, üstüne on altı bin lira kapasite ödemesi, toplam altmış bir bin lira. Masrafı altmış bin liraydı. Santral artık sadece açığını kapatmakla kalmadı, megavat başına bin liralık ince bir kar bile gördü. Beş yüz megavatlık santral için bu, yılda sekiz milyon liralık bir kapasite geliri demek. İşte o gelir, santrali o nadir zirve saatler için sistemde tutan şey.

Arz güvenliği neyin karşılığı

Bütün bu mekanizmanın varlık sebebi tek bir kelimede toplanıyor, arz güvenliği. Sistem işletmecisinin en büyük kabusu, talebin fırladığı bir akşam elinde yeterli güç olmaması ve ışıkları kısmak zorunda kalması. Yaygın bir elektrik kesintisinin ekonomiye ve günlük hayata verdiği zarar, birkaç yedek santrali hazır tutmanın masrafının kat kat üstünde.

Kapasite piyasası işte bu kabusa karşı bir sigorta gibi çalışıyor. Yıllar öncesinden ihaleyi açıp gücü bağlayarak, sistem o kritik akşam geldiğinde elinde yeterli yedek olacağını baştan garanti altına alıyor. Sigorta poliçesi gibi düşün. Çoğu yıl o yedek güce hiç ya da çok az ihtiyaç duyuluyor, ödenen para boşa gitmiş gibi görünüyor. Ama kötü senaryo gerçekleştiği o tek gün, o yedek gücün varlığı her şeyi kurtarıyor.

Bu yüzden kapasite ödemesini bir masraf değil, bir güvence primi olarak okumak daha doğru. Hiç yangın çıkmasa bile itfaiyeye ödediğin maaş boşa gitmez. Çıktığı gün o maaşın değeri ortaya çıkar. Kapasite piyasası da sistemin geneline bu güvenceyi sağlıyor, herkesin faturasına minik bir prim olarak yansıyor ama karşılığında ışıkların yandığı kalıyor.

Piyasa hafızası. Yenilenebilir kaynakların payı artıp rüzgar ve güneş geleneksel santralleri saatlerce devreden çıkarınca, o santrallerin enerji geliri çöktü ve eksik para sorunu derinleşti. İngiltere 2014'te ulusal bir kapasite piyasası kurdu, ABD'de PJM bölgesi ise yıllardır işlettiği kapasite ihalelerini bu yeni dünyaya göre yeniden ayarladı. İki piyasa da santrallere üretimden ayrı, salt hazır bulunma karşılığı ödeme yaparak arz güvenliğini fiyatı belli bir ürüne çevirdi. Böylece ucuz yenilenebilirin bastırdığı fiyat ortamında bile yedek gücün sistemde kalmasını sağladılar.

Yenilenebilirin kapasite değeri tartışması

İşin en çetrefilli kısmı burada başlıyor. Bir rüzgar tarlasının ya da güneş santralinin kapasite piyasasında ne kadar güç olarak sayılacağı, üzerinde en çok kavga edilen konu. Çünkü bu kaynaklar ancak doğa izin verdiğinde üretiyor. Rüzgar esmeyince türbin dönmüyor, güneş batınca panel susuyor. Oysa kapasite piyasasının aradığı şey tam da bunun tersi, çağrıldığı an üretebilen güvenilir güç.

Bu yüzden bir rüzgar tarlasının kağıt üstündeki kurulu gücünün tamamı kapasite olarak sayılmıyor. Bir hesap yapılıyor, sistemin en sıkıştığı saatlerde o tarladan gerçekte ne kadar güç gelmesi beklenir diye. Buna kapasite değeri ya da güvenilir kapasite deniyor. Bin megavat kurulu rüzgar, zirve saatlerdeki üretim olasılığına göre belki yalnızca yüz ya da iki yüz megavat güvenilir kapasite sayılıyor. Yani kurulu gücünün küçük bir dilimi.

Güneşte durum daha da çetrefilli. Talebin yaz akşamları tavan yaptığı bir sistemde, güneş tam o saatte çekildiği için kapasite değeri iyice düşüyor. Burada depolama devreye giriyor. Bataryalar, gündüz bol gelen yenilenebilir gücü biriktirip akşam zirvesine taşıyabildiği için kapasite piyasasında giderek daha çok yer kaplıyor. Tartışmanın özü şu. Yenilenebilir enerji üretmekte ucuz ama hazır bulunmakta zayıf. Kapasite piyasası ise tam o hazır bulunmayı satın alıyor. İki dünyanın bu gerilimi, piyasaların kurgusunu sürekli yeniden şekillendiriyor.

Tüketici faturasına ne yansıyor

Sonunda bütün bu mekanizmanın bedelini ödeyen yine tüketici oluyor. Kapasite ödemeleri çoğu zaman doğrudan elektrik faturasına ayrı bir kalem olarak ya da dağıtım bedellerinin içine gizlenmiş halde biniyor. Yani hane halkı her ay, tükettiği elektriğin yanında, sistemin yedek gücünü hazır tutmanın da küçük bir payını ödüyor.

Burada haklı bir tartışma var. Eleştirenler, kapasite piyasasının santrallere boşta durdukları için para verdiğini, bunun da faturayı şişirdiğini söylüyor. Savunanlar ise tersini hatırlatıyor. Bir kesintinin maliyeti, o küçük kapasite priminin çok üstünde. Ayrıca yedek güç olmadan piyasanın kıtlık anlarında fiyatları çok daha sert fırlatacağını, bunun da sonuçta tüketiciye daha pahalıya patlayacağını öne sürüyorlar. Yani ortada bir denge arayışı var. Az ödeyip kesinti riskini büyütmek mi, biraz fazla ödeyip güvenceyi sağlama almak mı?

İşin sırrı bu dengeyi doğru kurmakta. Çok cömert bir kapasite piyasası, aslında gerekmeyen santralleri de besleyerek faturayı boş yere kabartır. Çok cimri bir tasarım ise yedek gücü sistemden kaçırır ve kapıyı kesintiye aralar. İyi tasarlanmış bir kapasite piyasası, tam ihtiyaç kadar gücü, mümkün olan en düşük primle bağlamayı hedefler. Faturadaki o küçük kalem, aslında ışıkların hep yanması için sessizce ödediğin bir güvence ücreti olarak durur. Bir dahaki sefere elektrik faturana baktığında, tükettiğin kilovatsaatin yanında o görünmez bekleyişin de payı olduğunu hatırla.

Enerji Piyasası

Piyasa Kavramları

Emtia Sözlüğü