İçeriğe geç
Fiyatlar yükleniyor...

Hunt Kardeşler Gümüş Köşelemesi (1980)

İki kardeş bütün dünyanın gümüşünü toplamaya kalktı, fiyatı tavana taşıdı, sonra borsa kuralları değiştirince servet bir avuç toz oldu.

Hunt Kardeşler Gümüş Köşelemesi (1980)

Emtia tarihinde öyle bir vaka var ki, hırsın nereye kadar büyüyebileceğini ve büyüdüğü yerde nasıl patladığını tek bir hikayeye sığdırır. Hunt kardeşlerin gümüş macerası işte tam böyle. Olayı en yalın haliyle şöyle kuralım. Teksaslı zengin iki kardeş dünyadaki gümüşün ciddi bir kısmını satın alıp fiyatı kendi lehlerine sıkıştırmaya çalıştı, ons fiyatı kısa sürede elli dolara fırladı, sonra borsa oyunun kurallarını ortasında değiştirdi ve fiyat birkaç ayda yere çakıldı. Geriye iflasa sürüklenmiş iki kardeş ve risk yönetimi ders kitaplarına kazınmış bir çöküş kaldı. Bir piyasada birinin tek başına fiyatı yönetmeye kalkmasından söz edildiğinde, akla ilk gelen örnek hala bu hikaye.

Köşeleme dediğimiz şey aslında ne

Köşeleme kelimesini ilk duyan biri için kulağa teknik gelir ama altındaki fikir gayet yalın. Bir malın arzını öyle bir toplarsın ki, o maldan satmak isteyen herkes ister istemez sana muhtaç kalır. Piyasada o malı bulan tek adres sen olunca, fiyatı da sen söylersin. Köşeye sıkışan taraf, açığa sattığı malı geri almak zorunda kalan ve karşısında senden başka satıcı bulamayan kişiye dönüşür.

Bunu bir pazara benzetelim. Diyelim ki bir kasabadaki bütün domatesi sessizce satın alıyorsun, hem manavdaki malı hem de bahçedeki hasadı. Domates satmak için söz vermiş ama elinde domates olmayan biri ortaya çıktığında, o domatesi yalnızca senden alabilir. Sen de fiyatı dilediğin yere çekersin. İşte köşeleme tam olarak böyle işler, sadece domates yerine dünyanın en eski değerli metallerinden birini koy.

Hunt kardeşlerin yaptığı da buydu. Gümüşü hem fiziki külçe olarak topladılar hem de vadeli piyasada gümüş alacağız diye söz veren kontratlar yığdılar. Amaç netti. Piyasadaki serbest gümüşü azaltıp fiyatı yukarı itmek, sonra köşeye sıkışanların kontratlarını teslim etmek için çırpınmasını izlemek.

Kardeşler kim, niye gümüşe sarıldılar

Nelson Bunker Hunt ve Herbert Hunt, Amerikan petrol tarihinin en zengin isimlerinden biri olan H. L. Hunt'ın oğullarıydı. Babalarından devasa bir servet kaldı ama kardeşlerin kafasında o serveti koruma kaygısı dönüyordu. Yetmişli yıllar yüksek enflasyonun, petrol şoklarının ve para birimine güvensizliğin yıllarıydı. Kağıt paranın eridiği bir dönemde değerini koruyacak somut bir şey arıyorlardı.

Altın o yıllarda Amerikalı bireyler için serbestçe alınıp tutulması kısıtlı bir varlıktı. Kardeşler de gözünü gümüşe dikti. Gümüş hem sanayide kullanılan hem de değer saklayan, fiziki olarak biriktirilebilen bir metaldi. Enflasyona karşı sağlam bir sığınak olacağına inandılar. Ama mesele orada kalmadı. Bir varlığı korunmak için biriktirmek ile bütün piyasayı ele geçirmek için biriktirmek arasındaki çizgi zamanla silindi.

Yetmişli yılların ortasından itibaren sessizce gümüş toplamaya başladılar. Sadece kontrat almakla yetinmediler, kontratların vadesi gelince nakit kar yerine gerçek külçe teslim aldılar. Bu kritik bir tercihti. Çünkü fiziki teslim almak, gümüşü piyasadan fiilen çekip kasaya kilitlemek demekti. Dolaşımdaki metal azaldıkça fiyat doğal olarak tırmanıyordu.

Fiziki biriktirme ile kaldıracın birleşmesi

Hikayenin tehlikeli motoru tam burada çalışıyor. Kardeşler iki yöntemi aynı anda kullandı. Bir yandan cepten ödeyerek tonlarca fiziki gümüşü kasalarına taşıdılar. Öte yandan vadeli piyasanın kaldıracını sonuna kadar kullandılar.

Vadeli piyasada bir kontrat almak için malın tamamının parasını ödemezsin, sadece teminat denen küçük bir oranı yatırırsın. Yani elindeki bir dolarla çok daha büyük bir gümüş pozisyonu kontrol edebilirsin. Bu kaldıraç, fiyat lehine giderken kazancı muazzam büyütür. Kardeşler fiyatı kendileri yukarı ittikçe pozisyonları değerleniyor, değerlenen pozisyon yeni alımlar için teminat oluşturuyordu. Kazandıkça daha fazla alacak güçleri doğdu, aldıkça fiyat daha da yukarı gitti.

Bu kendi kendini besleyen bir sarmaldı. Alış fiyatı itiyor, yükselen fiyat yeni alış gücü yaratıyor, yeni alış fiyatı yine itiyordu. Yetmişlerin sonunda gümüş ons başına altı dolar civarındaydı. 1979 boyunca tırmanış hızlandı, 1980 Ocak ayına gelindiğinde fiyat elli dolara dayandı. Birkaç yılda neredeyse on katına çıkmıştı. Kardeşler kağıt üzerinde milyarlarca dolar kazanmış görünüyordu.

Köşelemenin görünmez tuzağı

Köşeleme bir piyasada müthiş bir güç verir ama o gücün içinde sinsi bir tuzak saklanır. Sen artık piyasayı izleyen biri değilsin, piyasanın kendisisin. Fiyat senin alımlarınla yukarı gidiyor, yani kazancın büyük ölçüde kağıt üzerinde. Çünkü o devasa pozisyonu satmaya kalktığın anda, karşında alacak kimse kalmaz ve fiyatı sen kendi elinle aşağı çekersin.

İkinci tuzak daha da yakıcı. Bir piyasayı köşelediğinde herkes bunu fark eder. Açığa satanlar, sanayiciler, borsa yönetimi, düzenleyiciler, hepsi senin tek başına orayı doldurduğunu görür. Sağlıklı bir piyasada hiçbir oyuncu bu kadar yer kaplamaz. Sen kapladığın anda, oyunun kurallarını yazanlar rahatsız olur. Çünkü senin köşelemen, karşı taraftaki onca kişiyi iflasa sürükleyebilir ve borsanın bütünü tehlikeye girer.

İşte Hunt kardeşler bu iki tuzağa aynı anda düştü. Hem kazancı nakde çeviremeyecekleri kadar büyük bir pozisyon taşıyorlardı, hem de bütün piyasanın dikkatini üstlerine çekmişlerdi. Borsa onları seyretmiyordu, onlara karşı hazırlanıyordu.

Borsa kuralları silah olarak kullandı

Vakanın dönüm noktası burada saklı. Gümüş piyasasının döndüğü COMEX borsası, fiyatın kontrolden çıktığını ve birkaç oyuncunun piyasayı esir aldığını gördü. Borsanın elinde çok güçlü bir koz vardı, kuralları kendisi yazıyordu. Ve oyunun ortasında o kuralları değiştirdi.

İlk hamle pozisyon sınırlamalarıydı. Borsa, tek bir tarafın taşıyabileceği kontrat sayısına tavan koydu. Yani Hunt kardeşler artık istedikleri kadar alamayacaktı, dahası taşıdıkları fazlalığı azaltmaları gerekiyordu. Köşelemenin can damarı yeni alımdı, o damar kesildi.

İkinci ve daha öldürücü hamle teminat kurallarıydı. Borsa, sadece yeni pozisyon almak için değil, var olan pozisyonu taşımak için de yatırılması gereken teminatı sertçe yükseltti. Hatta bir aşamada, açık tarafı kapatmaya yönelik emirler dışında alım emri kabul etmeyeceğini açıkladı. Bu, oyunu fiilen tek yöne çevirdi. Artık piyasada yalnızca satış vardı, çünkü alış kapısı kapatılmıştı.

Piyasa hafızası. 1979 ile 1980 başında Hunt kardeşler gümüşü köşelemeye çalıştı ve ons fiyatını elli dolara fırlattı. COMEX teminat ve pozisyon kurallarını sertleştirip alım kapısını daraltınca, 1980 Mart ayındaki Gümüş Perşembesi çöküşü geldi. Fiyat birkaç ayda yere çakıldı ve servetin zirvesindeki iki kardeş iflasın eşiğine sürüklendi.

Marj çağrısı sarmalı nasıl döner

Çöküşün mekaniğini anlamak için marj çağrısının ne olduğunu görmek gerekir. Vadeli piyasada pozisyonun her gün yeniden değerlenir. Fiyat lehine giderse hesabına para yazılır, aleyhine dönerse zararı hemen nakit olarak masaya koyman istenir. Bu nakit talebine marj çağrısı denir.

Borsa teminat oranlarını yükseltince ve fiyat aşağı dönmeye başlayınca, Hunt kardeşlerin hesabına arka arkaya dev marj çağrıları yağdı. Cevap vermek için ya nakit bulacaklardı ya da gümüş satacaklardı. Nakitleri tükendiğinde tek seçenek satıştı. Ama sattıkları her parti fiyatı daha da aşağı itiyordu, çünkü piyasanın en büyük alıcısı artık satıcıya dönmüştü ve karşılarında onları doyuracak alıcı yoktu.

Bu kısır döngüye marj sarmalı diyoruz. Satarsın, fiyat düşer, zararın büyür, yeni marj çağrısı gelir, daha çok satmak zorunda kalırsın, fiyat yine düşer. Pozisyon ne kadar büyükse sarmal o kadar şiddetli döner. Kardeşlerin pozisyonu devasa olduğu için, başlangıçta küçük görünen bir fiyat hareketi kısa sürede bir uçuruma dönüştü.

Küçük bir örnek hesap

Kaldıracın ve fiyat düşüşünün ne kadar yıkıcı olabileceğini sayıyla görelim. Diyelim ki bir oyuncu ons başına elli dolardan, on milyon ons gümüş kontrolünü temsil eden bir pozisyon taşıyor ve teminat olarak ons başına yalnızca beş dolar yatırmış. Yani sadece elli milyon dolarlık teminatla, beş yüz milyon dolarlık gümüşü kontrol ediyor.

Kalem Değer
Kontrol edilen gümüş 10 milyon ons
Başlangıç fiyatı ons başına 50 dolar
Yatırılan teminat ons başına 5 dolar
Fiyat ons başına 35 dolara düşerse 15 dolar kayıp
Doğan toplam zarar 150 milyon dolar

Fiyat elliden otuz beş dolara, yani yalnızca yüzde otuz indi. Ama bu küçük gibi görünen düşüş, ons başına on beş dolarlık kayıp demek. On milyon onsla çarpınca yüz elli milyon dolarlık zarar doğuyor. Oysa masada sadece elli milyon dolarlık teminat vardı. Yani kayıp, yatırılan paranın üç katını aştı ve geri kalanı acilen nakit olarak istendi. Gerçek fiyat düşüşü çok daha sertti, gümüş on dolar civarına kadar geriledi. Kaldıraç işte böyle çalışır, lehine olunca kanat takar, aleyhine dönünce uçurumdan iter.

Gümüş Perşembesi ve kalabalığın çöküşü

1980 Mart ayının sonunda, bir gün gümüş fiyatı tek seansta korkunç bir düşüş yaşadı. Piyasa o günü Gümüş Perşembesi diye andı. Kardeşler artık üst üste gelen marj çağrılarını karşılayamaz hale gelmişti. Bir aracı kurumun onlara açtığı kredi de tehlikeye girmişti, çünkü kardeşler bahsi büyütürken finans kuruluşlarından da borçlanmışlardı.

O gün ortaya bir korku çıktı. Eğer kardeşler ödeyemezse, onlara kredi açan aracı kurumlar da çökebilir, bu da daha geniş bir finansal panik yaratabilirdi. Mesele artık iki zengin kardeşin kişisel kumarı değildi, koca bir zincirin kopma riskiydi. Sonunda bir grup banka, çöküşü durdurmak için kardeşlere büyük bir kurtarma kredisi açmak zorunda kaldı. Yani sistem, kendini korumak için onları batmaktan zar zor çekip aldı.

Kalabalığın çöküşü dediğimiz şey tam da böyle yaşanır. Fiyat yukarı giderken herkes trene binmek ister, gümüş elli dolarken sokaktaki insan bile evindeki gümüş takıları satmak için kuyruğa girmişti. Ama tepe gördükten sonra herkes aynı anda kapıya koştuğunda, o kapıdan kimse rahatça çıkamaz. Yukarı çıkışı besleyen iyimserlik, aşağı inişte panik olup geri tepti.

Regülasyon mirası ve kalan ders

Bu vaka sadece iki kardeşi yere sermekle kalmadı, piyasanın kurallarını da kalıcı olarak değiştirdi. Düzenleyiciler ve borsalar, tek bir oyuncunun bir emtiayı bu kadar kolay köşeleyebilmesinden dehşete kapıldı. Sonrasında pozisyon sınırları, raporlama yükümlülükleri ve teminat kuralları çok daha sıkı bir çerçeveye oturtuldu. Bir tarafın ne kadar büyüdüğünün anlık izlenmesi, piyasa gözetiminin temel taşı haline geldi.

Aslında bu vakanın bıraktığı en derin iz, borsanın bir kuralı oyunun ortasında değiştirebileceği gerçeğinin herkesin zihnine kazınmasıydı. Bir pozisyonu ne kadar zekice kursan da, taşıdığın zemin başkasının kurallarına bağlıysa, o zemin bir gece içinde ayağının altından çekilebilir. Hunt kardeşler piyasayı köşeye sıkıştırdıklarını sanırken, asıl köşeye sıkışanın kendileri olduğunu çok geç anladı.

Buradan çıkan ders, Amaranth ve Metallgesellschaft gibi diğer büyük kazalarla aynı noktada buluşur. Haklı olmak yetmez, taşıyacak gücün de olmalı. Kardeşler enflasyon korkusunda belki haklıydı, gümüş gerçekten değerli bir metaldi. Ama bir bahsi piyasanın bütününü ele geçirecek kadar büyütünce, artık o bahsi sen yönetmezsin. Hem kalabalık hem borsa hem de fiyatın kendisi sana karşı döner. Emtia piyasasında hayatta kalmak, en cesur hamleyi yapmaktan çok, yanıldığın gün hala ayakta durabilecek kadar ölçülü kalmayı bilmekten geçer. Hunt kardeşlerin elli dolarlık gümüşü, işte bu basit gerçeği en pahalı şekilde öğretti.

Piyasa Vakaları

Risk Yönetimi

Emtia Sözlüğü