İçeriğe geç
Piyasa verileri hazırlanıyor

Enron ve Kaliforniya Krizi

Kötü tasarlanmış bir elektrik piyasası, kıtlığı bile satabilen tüccarlara nasıl bir oyun alanı açtı ve koca bir eyaleti karanlıkta bıraktı.

Enron ve Kaliforniya Krizi

Bazı krizler tek bir şirketin ahlaksızlığıyla anlatılır, oysa altında çok daha sinir bozucu bir gerçek yatar. Enron ve Kaliforniya Krizi tam olarak böyle bir hikaye. İlk bakışta hırslı tüccarların açgözlülüğü gibi görünür ama biraz kazıyınca ortaya çıkan şey, baştan eğri kurulmuş bir piyasanın kendi açıklarını davet etmesi. Kaliforniya elektriğini serbest piyasaya açtığında niyet iyiydi. Rekabet fiyatı düşürsün, tüketici kazansın isteniyordu. Ama kurulan sistemde öyle boşluklar vardı ki, malı gerçekten üretmeden kıtlık yaratıp para kazanmak mümkün hale geldi. Enron bu boşlukları gördü, isimler koyduğu stratejilerle içine sızdı ve bir eyaleti hem fiyat hem karanlık olarak vurdu. Bugün enerji piyasası tasarımı anlatılırken bu vaka neredeyse bir uyarı levhası gibi açılır.

Önce sezgiyle bakalım

Bu işi kavramanın en kolay yolu, kapalı bir oda hayal etmek. Diyelim ki bir şehir var ve elektriği sadece birkaç kanaldan akıyor. Bu kanalların kapasitesi sınırlı kalır, üstelik elektrik kendini depolatmaz. Bugün üretilen akım bugün tüketilmek zorunda. İşte bu iki özellik, yani sınırlı yol ve depolanamazlık, elektriği piyasa oyunlarına çok açık bir emtiaya çevirir.

Şimdi şöyle düşün. Eğer hatlar zaten tıkanmaya yakınsa ve sen elindeki santralı küçük bir bahaneyle durdurursan, kalan az miktar elektrik aniden çok değerli olur. Talep aynı kalır ama arz biraz kısılınca fiyat fırlar. Çünkü ışıkların yanması zorunlu, kimse pazarlık yapacak halde değil. İnsanlar hangi fiyata olursa olsun elektriği almak durumunda kalır.

Enron tam bunu yaptı, sadece çok daha incelikli biçimde. Gerçekten malı saklamadı, çoğu zaman sahte sıkışıklıklar yarattı, elektriği eyaletten çıkarıp geri sokar gibi göründü, hatları kağıt üstünde doldurdu. Sonuçta yarattığı yapay kıtlık fiyatı yukarı itti ve o yüksek fiyattan satış yaparak kazandı. Buradaki ders sezgisel kalır. Bir malı kıt göstermek, onu gerçekten üretmekten çok daha kolay ve çok daha karlı çıkabilir, yeter ki piyasa buna izin versin.

Kaliforniya neden bu kapıyı araladı

Doksanlı yılların sonunda Kaliforniya elektriği serbestleştirdi, çünkü eski tekel düzeninin pahalı olduğunu düşünüyordu. Fikir şuydu. Üreticiler birbiriyle yarışsın, fiyatı piyasa belirlesin, tüketici ucuza elektrik kullansın. Kağıt üstünde mantıklı görünüyordu ama uygulamadaki tasarım yarı yamalaktı.

En büyük sorun şuydu. Eyalet, dağıtım yapan şirketleri toptan piyasadan elektriği değişen fiyattan almaya zorladı ama hane halkına sattıkları perakende fiyatı dondurdu. Yani şirketler malı pahalıya alıp ucuza satmak zorunda kaldı. Bu makas açıldıkça açıldı. Üstelik bu şirketlerin uzun vadeli sabit fiyatlı anlaşma yapması da kısıtlandı, hepsi günlük piyasanın insafına bırakıldı. Toptan fiyat fırladığında dağıtımcıların elinde ne korunma kaldı ne de fiyatı tüketiciye yansıtma imkanı.

Bir de arz tarafı zayıftı. Yıllarca yeni santral kurulmamış, hatlar yenilenmemişti. Talep artarken kapasite yerinde sayıyordu. Böyle gergin bir zeminde küçük bir arz kısıntısı bile fiyatı zıplatmaya yetiyordu. İşte Enron gibi tüccarlar tam bu kırılgan tabloya baktı ve sistemin neresinden tutulursa fiyatın nasıl şişeceğini soğukkanlılıkla hesapladı.

Stratejilerin anatomisi

Enron işlemlerine adlar koymuştu ve bu adlar sonradan vakanın simgesi oldu. İçlerinden ikisi mekanizmayı çok iyi anlatır. Biri arzı yapay kısma, öbürü yükü oraya buraya kaydırma mantığına dayanıyordu.

Arz kısıtlamasında oyun basitti. Tüccar bir santralı veya hattı gereğinden fazla doluymuş gibi gösterir, sanki bakım var ya da sıkışıklık var gibi davranırdı. Böylece o anki arz daralmış görünür, fiyat yükselirdi. Oysa çoğu zaman ortada gerçek bir teknik sorun yoktu, sadece kağıt üstünde bir tıkanıklık yaratılıyordu.

Yük kaydırmada ise hatların sınırlı kapasitesi sömürülüyordu. Tüccar elektriği eyaletin içinde fazlaymış gibi gösterip dışarı çıkarmayı planlar, bunun için hat kapasitesi ayırttığını bildirir, devlet bu sıkışıklığı önlemek için ona ödeme yapardı. Sonra o elektrik aslında dışarı hiç gitmez, geri dönerdi. Yani fiziki olarak hiçbir şey değişmeden, sadece beyan edilen akışlarla devletten para sızdırılırdı. Bu işlemler eyaletin elektriğini başka eyalete satıp geri almak gibi karmaşık yollar da içeriyordu, böylece Kaliforniya'nın kendi fiyat tavanı baypas ediliyordu.

Bütün bu numaraların ortak noktası şu. Hiçbiri elektriği gerçekten üretmiyor ya da tüketiciye fayda sağlamıyordu. Hepsi piyasanın raporlama ve kapasite kurallarındaki açıklardan besleniyordu. Enron malın kendisini değil, piyasanın kurallarını ticarete dökmüştü.

Depolanamayan malın laneti

Elektriğin neden bu kadar savunmasız olduğunu anlamadan vaka tam oturmaz. Çoğu emtia depolanabilir. Petrolü tankta tutarsın, buğdayı siloda bekletirsin, bakırı antrepoda yığarsın. Fiyat düşükken alır, yükselince satarsın, depo bir tampon görevi görür. Elektrikte böyle bir lüks yok. Üretilen akım anında tüketilmek zorunda, aksi halde sistem çöker.

Bu özellik elektriği zaman içinde dengeleme imkanından mahrum bırakır. Bugün bol diye yarına saklayamazsın, bugün kıt diye dünden ödünç alamazsın. Her an arz ile talep birebir tutmak zorunda. İşte bu kırılganlık, küçük bir arz oyununu bile büyük bir fiyat hareketine çevirir.

Ortaya çıkan tablo da şuydu. Talep esnek değildi, çünkü insanlar elektriği fiyat ne olursa olsun kullanmak zorundaydı. Arz oyununa açıktı, çünkü kapasite kuralları manipüle edilebiliyordu. Bu ikisi bir araya gelince, fiyat tamamen tüccarın insafına kaldı. Depolanamayan bir malın laneti, onu en kolay sıkıştırılan emtiaya çevirir ve Enron bu laneti sonuna kadar kullandı.

Küçük bir örnek hesap

Mekanizmayı sayıyla görmek faydalı. Diyelim ki bir bölgede saatte 10 bin megavatsaat elektriğe ihtiyaç var ve normal piyasada bunun fiyatı megavatsaat başına 50 dolar. Sistem rahatken fatura net.

Şimdi bir tüccar santral kapatma ya da hat tıkama oyunuyla arzı sadece yüzde 5 kıssın, yani 500 megavatsaat çekilsin. Talep esnek olmadığı için fiyat aşağıdaki gibi savrulur.

Durum Arz (MWh) Fiyat (dolar/MWh) Saatlik fatura
Normal 10.000 50 500.000 dolar
Yüzde 5 kısıntı 9.500 300 2.850.000 dolar

Arzda sadece yüzde 5 daralma oldu ama fiyat 50 dolardan 300 dolara fırladı, çünkü kimse tüketimi kısamadı. Saatlik fatura yarım milyon dolardan yaklaşık 2,85 milyon dolara çıktı. Tüccar piyasadaki kalan elektriği o şişmiş fiyattan satarak küçük bir kısıntıdan devasa kazanç çıkardı. Rakamlar örnek ama mantık birebir gerçeği yansıtır. Esnek olmayan talepte küçük bir arz oyunu, faturayı katlayarak büyütür.

Kriz nasıl koca bir eyaleti vurdu

Bu oyunlar tek tek küçük görünse de üst üste binince eyaleti dize getirdi. Toptan elektrik fiyatları bazı dönemlerde olağan seviyelerin onlarca katına çıktı. Dağıtım şirketleri malı bu fahiş fiyattan alıp tüketiciye dondurulmuş fiyattan satmak zorunda kalınca aradaki uçurum onları batağa sürükledi. Eyaletin en büyük elektrik dağıtıcısı bu makasın altında ezilip iflasa sürüklendi.

Fiyat tarafı yetmezmiş gibi, fiziki taraf da çöktü. Yapay kıtlıklar ve gerçek arz darlığı birleşince eyalet kademeli karartmalar yaşadı. Işıklar bölge bölge söndü, fabrikalar durdu, hastaneler jeneratöre geçti. Yani mesele sadece kağıt üstünde şişen bir faturadan ibaret değildi, milyonlarca insanın günlük hayatı kesintiye uğradı.

Devlet sonunda devreye girip elektriği kendi parasıyla pahalıya almaya başladı, çünkü dağıtımcıların ödeme gücü kalmamıştı. Eyaletin bütçesi bu yükün altında derin yara aldı. Kriz, deregülasyonun ucuz elektrik vaadini tam tersine çevirdi. Tüketici hem daha pahalı hem daha güvensiz bir sisteme uyandı.

Piyasa hafızası. 2000-2001 Kaliforniya elektrik krizi sırasında Enron, arz kısıtlaması ve yük kaydırma gibi strateji adları verdiği manipülatif işlemlerle eyaletin deregüle elektrik piyasasında fiyatları yapay biçimde yükseltti. Santralları kağıt üstünde tıkar, elektriği eyalet dışına çıkarıp geri sokar gibi gösterir, böylece gerçek bir kıtlık olmadan fiyatı şişirirdi. Sonuç, milyarlarca dolarlık fazladan fatura, kademeli karartmalar ve koca bir dağıtım şirketinin iflası oldu.

Tasarım açığı neden asıl suçluydu

Enron'un yaptığı elbette manipülasyondu ama vakanın asıl dersi failde değil, sahnede saklı. Eğer piyasa düzgün kurulsaydı bu oyunların çoğu mümkün olmazdı. Perakende fiyatı dondurup toptan fiyatı serbest bırakmak baştan bir hataydı. Dağıtımcıların uzun vadeli anlaşma yapmasını kısıtlamak, onları günlük piyasanın kasırgasına savunmasız bıraktı. Kapasite ve sıkışıklık kurallarının manipüle edilebilir olması, tüccara hazır bir kasa açtı.

Bir tüccar piyasada açık görürse onu kullanır, bu işin doğası gereği böyle. Asıl soru, o açığı kimin bıraktığına gelip dayanır. Kaliforniya sistemi öyle deliklerle doluydu ki, Enron olmasa bile başka biri benzer oyunları oynardı. Vaka bize tek bir şirketin kötülüğünü değil, kötü tasarlanmış bir piyasanın kendi felaketini nasıl davet ettiğini gösterir.

Buradan çıkan ders kalıcı oldu. Bir emtia piyasasını serbestleştirmek, sadece fiyatı bırakmak anlamına gelmez. Arzın esnekliği, talebin korunması, raporlamanın denetimi, manipülasyonun cezası baştan kurulmazsa, serbestlik bir kazanca değil bir tuzağa dönüşür. Kaliforniya bu dersi en pahalı yoldan öğrendi.

Düzenleme nasıl yeniden şekillendi

Krizden sonra enerji piyasası bir daha eskisi gibi olmadı. Federal denetim, toptan elektrik piyasalarındaki manipülasyona karşı çok daha sert yetkilerle donatıldı. Daha önce gri kalan birçok davranış açıkça yasaklandı, piyasa gözetimi sıkılaştı, raporlama kuralları sertleşti. Artık kapasite ve akış beyanları çok daha yakından izleniyor, sahte sıkışıklık yaratmak ağır bedellere bağlanmış durumda.

Piyasa tasarımı tarafında da dersler içselleştirildi. Perakende ve toptan fiyatı tutarsız biçimde ayırmanın ne kadar tehlikeli olduğu anlaşıldı. Dağıtımcıların uzun vadeli anlaşmalarla korunması gerektiği görüldü. Arz kapasitesinin yeterli tutulması, talebin gerektiğinde tepki verebilmesi gibi konular piyasa kurgusunun merkezine yerleşti. Yani sadece manipülatöre ceza değil, oyunun zeminini de baştan sağlamlaştırma yoluna gidildi.

Enron'un kendisi de bu hikayenin biraz sonrasında, ayrı ama bağlantılı muhasebe sorunları yüzünden çöktü ve tarihin en büyük şirket iflaslarından birine dönüştü. Ama Kaliforniya tarafının bıraktığı miras şirketin sonundan bağımsız yaşadı. Bugün herhangi bir ülke elektriğini serbestleştirmeye kalktığında, masada hep bu vaka durur. Çünkü tek bir cümleye sığar. Kötü tasarlanmış bir piyasa, en zeki tüccarı bile bir tehdide çevirir. Hammaddenin kendisi değil, etrafına örülen kuralların kalitesi belirler kimin kazanıp kimin karanlıkta kalacağını. Kaliforniya bu cümleyi koca bir eyaletin sırtından yazdı ve enerji düzenlemesi o günden beri bu dersle yürüyor.

düzenleme