Paris İklim Anlaşması'ndan bugüne Çin ile ABD'nin yolları ayrıştı.
Anlaşmadan bu yana on yıl geçti ve iklim cephesinde hava epey değişti.
Yenilenebilir enerji küresel ölçekte üç katına çıktı.
Sadece güneş enerjisinde büyüme yedi katı aştı.
Rüzgar ve güneşin enerji karmasındaki payı yüzde 4’ten sadece yüzde 9’a yükseldi.
Fakat Çin ayrı, ABD ayrı gidiyor.
Çin hem dünyanın en büyük enerji tüketicisi hem de en büyük CO2 yayıcısı.
Pekin ithalat bağımlılığını azaltmak istiyor.
Bu yüzden yerli kömür, petrol, gaz ve yenilenebilir yatırımlarını aynı anda artırıyor.
Temiz enerji kapasitesinde de ilk sırada.
Geçen yıl dünyada eklenen yenilenebilir kapasitenin yüzde 60’ından fazlasını tek başına kurdu.
2024 sonunda rüzgar ve güneş kapasitesi 1400 gigavatı geçti.
Bir yandan da ucuz kömür santrali inşaatına devam ediyor.
Talep artışı ve yenilenebilirin dalgalanmaları için yedek güç sağlıyor.
Trump 2025’te ikinci kez göreve gelir gelmez ABD’yi Paris Anlaşması’ndan çekti.
ABD’nin dev petrol ve gaz rezervleri iklim politikasını uzun süre şekillendirecek gibi.
Ülke bugün dünyanın en büyük petrol üreticisi.
Aynı zamanda en büyük LNG ihracatçısı.
Her iki yakıtta da küresel arzın yaklaşık beşte birini sağlıyor.
Ucuz doğal gaz devrimi ciddi etki yaptı.
2007’den bu yana enerji kaynaklı emisyonlar yüzde 20’nin üzerinde geriledi.
Ana sebep, gazın kömür santrallerini devre dışı bırakması.