İçeriğe geç
Piyasa verileri hazırlanıyor

Yedi Kızkardeş

Yarım yüzyıl boyunca dünyanın petrolünün fiyatını yedi şirketin oturduğu masa belirledi, ta ki üretici ülkeler musluğun gerçek sahibi olduklarını fark edene kadar.

Yedi Kızkardeş

Bazen koca bir piyasanın kaderini avucunda tutan grup, üye sayısını tek elin parmaklarıyla biraz fazlasıyla saydırır. Yirminci yüzyılın ortasında petrol dünyası tam böyle bir tabloydu. Dünyanın hangi köşesinden çıkarsa çıksın, ham petrolün fiyatını söyleyen taraf üretici ülkeler değil, Londra ve New York'taki birkaç dev şirketin yönetim kuruluydu. Bu şirketler aralarında öyle sıkı bir uyum tutturmuştu ki, kimse onları ayrı ayrı düşünmüyor, hep bir küme olarak anıyordu. İtalyan bir petrol patronu bu kümeye taktığı isimle tarihe geçti. Sette sorelle. Yani yedi kızkardeş.

Bu yazıda ele aldığımız şey bir şirket değil, bir hakimiyet biçimi. Yedi Kızkardeş, petrolün fiyatının nasıl olup da onlarca yıl bir avuç şirketin kararına bağlı kaldığını anlatan bir hikayenin adı. Hadi bu kardeşlerin kim olduğuna, fiyatı nasıl çevirdiklerine ve hangi sarsıntının bu aile tablosunu paramparça ettiğine bakalım.

İsmin doğduğu masa

Önce ismin nereden geldiğine bakalım, çünkü o isim her şeyi anlatıyor. Yirminci yüzyılın başında Amerikan petrol piyasasının neredeyse tamamını tek bir dev tutuyordu. Standard Oil. Bu şirket o kadar büyümüş, rakiplerini o kadar ezmişti ki, devlet sonunda devreye girdi. 1911 yılında mahkeme kararıyla Standard Oil onlarca parçaya bölündü. Amaç tekeli kırmaktı.

Ama ilginç bir şey oldu. Tekel dağıldı, fakat onun yerine doğan büyük parçalar yıllar içinde yine devleşti. Standard Oil'ın küllerinden çıkan birkaç şirket, Avrupalı birkaç petrol deviyle birleşince ortaya yeni bir tablo çıktı. Tek bir tekel yoktu artık ama yedi büyük şirket vardı ve bunlar aralarında öyle bir denge kurmuştu ki, sanki hala tek bir akıl çalışıyordu.

İşte bu yedili kümeye ismini İtalyan petrolcü Enrico Mattei verdi. Kendi ülkesinin petrol şirketi bu büyük kulübün dışında kalmış, masaya hiç çağrılmamıştı. Bu yüzden onlara biraz alaylı, biraz da öfkeli bir isim taktı. Yedi kızkardeş. Hem birbirine bu kadar benzeyen, hem de dışarıdan kimseyi aralarına almayan bir aile demek istiyordu. İsim o kadar tuttu ki, petrol tarihine kalıcı biçimde yerleşti.

Kardeşler kim

Peki bu yedi kardeş tam olarak kimdi. Bugünkü dev petrol şirketlerinin atalarını düşünün. Amerikan tarafında Standard Oil'dan türeyen birkaç şirket vardı, bunlar zamanla bugün hala tanıdığımız markalara dönüştü. Avrupa tarafında ise biri İngiliz-Hollanda ortaklığı, biri de İngiliz devletinin elinin değdiği iki büyük şirket vardı.

Bu yedi şirketin ortak özelliği şuydu. Petrolün kuyudan çıkarılmasından, taşınmasına, rafine edilmesine ve son olarak benzin istasyonunda satılmasına kadar bütün zinciri kendi içlerinde tutuyorlardı. Yani bir varil petrol topraktan çıktığı andan arabanın deposuna girdiği ana kadar hep aynı ailenin elinden geçiyordu. Buna baştan sona kontrol denir ve petrolde gerçek gücün kaynağı işte tam olarak buradan gelir.

1950'lere gelindiğinde bu yedi şirket, küresel ham petrol üretiminin büyük çoğunluğunu elinde tutuyordu. Orta Doğu'nun, Latin Amerika'nın, Asya'nın petrol sahalarında imtiyaz onlardaydı. Üretici ülkeler kendi topraklarının altındaki zenginliği bu şirketler eliyle çıkarıyor, karşılığında görece küçük bir pay alıyordu. Oyunu kuran, fiyatı söyleyen, üretimi ayarlayan hep bu yedi kardeşti.

Piyasa hafızası. 1911'de Standard Oil'ın mahkeme kararıyla parçalanmasının ardından doğan büyük şirketler Avrupalı petrol devleriyle birleşip yeni bir hakimiyet kurdu. 1950'lerde küresel ham petrol üretiminin büyük çoğunluğunu yöneten bu yedi şirketi, İtalyan petrolcü Enrico Mattei 'sette sorelle', yani yedi kızkardeş diye adlandırdı. İsim petrol tarihine kalıcı biçimde geçti ve bir çağın hakim yapısının simgesi oldu.

Fiyatı nasıl belirlediler

Şimdi işin kalbine gelelim. Bu yedi şirket fiyatı tam olarak nasıl belirliyordu. Buradaki sır, dağınık bir piyasayı tek elden yönetmekte yatıyor. Normal bir piyasada yüzlerce satıcı birbiriyle yarışır, biri fiyatı kırınca diğeri de kırmak zorunda kalır ve fiyat aşağı çekilir. Ama satıcı sayısı yediye düşer ve bu yedi de birbirine yakın hareket ederse, yarış ortadan kalkar.

Yedi Kızkardeş'in yaptığı tam olarak buydu. Birbirleriyle vahşice fiyat savaşına girmek yerine, ürünü belli bir seviyenin altına düşürmeden satıyorlardı. Üstelik bunu açıkça anlaşarak yapmaları bile gerekmiyordu. Piyasada bu kadar az oyuncu olunca, herkes ötekinin ne yapacağını zaten kestiriyordu. Biri üretimi kıssa öteki de kısardı, biri fiyatı tutsa öteki de tutardı. Buna sessiz uyum denir ve az sayıda dev oyuncunun olduğu her piyasada görülür.

İkinci güçleri ise üretim musluğundaydı. Dünyanın petrol sahalarının çoğu onların kontrolündeydi. Talep artıp fiyatın fırlama riski belirdiğinde biraz daha petrol pompalayıp fiyatı yatıştırıyorlardı. Arz fazlası olup fiyat düşeceği zaman da musluğu kısıp piyasayı dengeliyorlardı. Yani hem satıcıydılar hem de arzın hakemiydiler. Bu çifte rol, fiyatı yıllarca dar bir bantta, kendi istedikleri seviyede tutmalarını sağladı.

Bir de şu vardı. Üretici ülkelerle yaptıkları anlaşmalar uzun yıllara yayılıyordu ve fiyatı çoğunlukla şirketler söylüyordu. Ülkeye ödenen pay, bu şirketlerin ilan ettiği bir referans fiyat üzerinden hesaplanıyordu. Yani şirketler hem petrolü satıyor, hem de ülkeye ne kadar pay düşeceğini belirleyen rakamı kendileri açıklıyordu. Bu düzen onlara olağanüstü bir hareket alanı veriyordu.

Küçük bir örnek hesap

Bu fiyat gücünün üreticiyi nasıl ezdiğini küçük bir hesapla görelim. Diyelim ki bir ülkenin sahasından günde 100 varil petrol çıkıyor. Şirket bu petrolü dünya piyasasında varil başına 2 dolardan satıyor ama ülkeye ödenecek payı, kendi ilan ettiği 1,8 dolarlık daha düşük bir referans fiyat üzerinden hesaplıyor. Anlaşma gereği bu referansın yarısı ülkeye kalıyor.

Kalem Şirketin eline geçen Üreticiye düşen
Varil başına satış 2,00 dolar referans dışı
Hesaba esas referans 1,80 dolar 1,80 dolar
Varil başına pay (yarı yarıya) 1,80 dolar 0,90 dolar
Günlük 100 varil karşılığı 180 dolar 90 dolar

Tabloya bakınca dengesizlik çıplak biçimde görünüyor. Petrol gerçekte 2 dolardan satılırken hesaplama 1,8 dolardan yapılıyor, üstelik kalan da yarı yarıya bölünüyor. Ülke kendi toprağından çıkan günlük 200 dolarlık petrolden yalnızca 90 dolar görüyor. Hem fiyatı belirleyen hem hesabı tutan taraf aynı şirket olunca, üreticinin pazarlık şansı neredeyse kalmıyor. İşte bu adaletsizlik hissi, kardeşlerin saltanatını yıkacak öfkeyi yıllar içinde besledi.

İlk çatlaklar

Hiçbir hakimiyet sonsuza kadar sürmez. Yedi Kızkardeş'in duvarındaki ilk çatlaklar, dışarıda kalanların itirazıyla belirdi. İsmi koyan Mattei'nin kendisi bu itirazın simgesiydi. Kulübün dışındaki şirketler ve özellikle üretici ülkeler, oyunun kurallarını belirleyen masada oturmadıkları için giderek huzursuzlandı.

Üretici ülkeler yavaş yavaş bir araya gelmeye başladı. Kendi topraklarından çıkan zenginlik üzerinde söz sahibi olmak, fiyatı şirketlerin keyfine bırakmamak istiyorlardı. 1960'larda bu istek örgütlü bir biçim aldı. Petrol ihraç eden ülkeler kendi aralarında bir kulüp kurdu. Başlangıçta bu kulüp zayıf ve dağınıktı, kardeşlerin saltanatını sarsacak gücü henüz yoktu. Ama bir tohum atılmıştı.

Aynı dönemde sahneye yeni oyuncular da girdi. Yedi kardeşin dışında kalan bağımsız petrol şirketleri, üretici ülkelere daha cazip anlaşmalar sunarak aralara sızdı. Bu yeni şirketler ülkeye daha büyük pay veriyor, kararlara daha çok ortak ediyordu. Tekelin kenarları aşınmaya başladı. Üretici ülkeler artık tek seçeneklerinin yedi kardeş olmadığını görüyordu ve bu farkındalık her şeyi değiştirecekti.

Ambargo aile tablosunu yırtıyor

Asıl kırılma 1970'lerde geldi. Üretici ülkeler yıllar içinde biriktirdikleri gücü bir anda masaya koydu. 1973 sonbaharında bölgedeki bir savaşın gölgesinde, petrol ihraç eden ülkeler Batı'ya karşı bir koz oynadı. Bazı ülkelere petrol satışını kestiler, bazılarında üretimi kısarak fiyatı bilinçli biçimde yukarı sürdüler. Petrol ilk kez bu kadar açık biçimde bir silaha dönüştü.

Bu hamlenin Yedi Kızkardeş açısından anlamı yıkıcıydı. Çünkü fiyatı belirleme gücü bir gecede el değiştirdi. O ana kadar fiyatı kardeşler söylerdi, o sonbahardan sonra üretici ülkeler söylemeye başladı. Ham petrol birkaç ay içinde dört katına fırladı ve bu fırlamayı yapan artık şirketler değil, ülkelerin kendisiydi. Üretici ülkeler kendi sahalarını millileştirmeye, yani şirketlerin elinden alıp devlet mülküne çevirmeye girişti. Kardeşlerin onlarca yıldır tuttuğu imtiyazlar teker teker ellerinden kayıp gitti.

Bu kırılmanın neden kalıcı olduğunu anlamak önemli. Yedi Kızkardeş'in gücü, üretimi ve fiyatı aynı anda kontrol etmesinden geliyordu. Üretici ülkeler sahalarını millileştirince, üretim musluğu fiziksel olarak ülkelerin eline geçti. Şirketler artık petrolün gerçek sahibi değil, çoğu zaman onu üretici ülkeden alıp işleyen ve dağıtan taraf oldu. Musluğun sahibi değişince, fiyatın sahibi de değişti. Aile tablosu sadece çatlamadı, baştan aşağı yırtıldı.

Kardeşlerden bugüne kalan

Peki bu hikaye bittiğinde geriye ne kaldı. Yedi Kızkardeş çağı kapandı ama yarattığı dünya hala ayakta. Bugün petrol fiyatını belirleyen mekanizma artık o yedi şirketin masası değil. Bir tarafta üretici ülkelerin kurduğu kulüp var, fiyatı üretim kararlarıyla yukarı aşağı oynatmaya çalışıyor. Öbür tarafta dünyanın dört bir yanındaki borsalarda alınıp satılan ham petrol sözleşmeleri var, fiyatı her saniye yeniden yazıyor.

Eski kardeşlerin torunları ise bugün hala devasa şirketler. Birleşip büyüdüler, isim değiştirdiler, dünyanın en büyük enerji şirketleri arasında kaldılar. Ama eski güçleri yok. Artık fiyatı belirleyen değil, fiyata tabi olan oyuncular. Üretimin büyük kısmı üretici ülkelerin millileştirdiği dev sahalarda, devlet şirketlerinin elinde. Oyunun ağırlık merkezi geri dönmemek üzere üreticilere kaydı.

Bugün enerji jeopolitiğini izleyen biri, Yedi Kızkardeş hikayesinin izlerini her yerde görür. Bir üretici ülkeye uygulanan yaptırım fiyatı anında oynatır. Bir ülkenin üretimi kısma kararı bütün piyasayı titretir. Bir boğazın kapanma tehdidi varili yukarı fırlatır. Yarım yüzyıl önce bütün bu kararları yedi şirketin yönetim kurulu verirdi, bugün ise koca bir ülkeler ağı veriyor. Yedi Kızkardeş, fiyat gücünün bir avuç şirketin elinden nasıl çıkıp bütün bir dünyaya dağıldığının hikayesi. O kardeşler dağıldı ama kurdukları piyasanın hayaleti hala her varil petrolün arkasında dolaşıyor.

jeopolitik