Bazı krizler, fiyat ekranındaki rakamlardan önce gece haberlerinde başlar. 1990 yazının sonunda da öyle oldu. Bir sabah uyandığında insanlar, Irak'ın güneydeki küçük komşusu Kuveyt'i bir gecede işgal ettiğini öğrendi. Haritada minik görünen bu ülke, aslında dünyanın en zengin petrol sahalarından bazılarının üstünde oturuyordu. Yani mesele sadece iki ülke arasında bir sınır kavgası değildi. Aniden, küresel petrol arzının ciddi bir dilimi tek bir adamın kararına bağlı hale geldi. Piyasalar bunu saniyeler içinde kavradı ve fiyat ekranları kırmızıya boyandı.
Bu yazıda ele aldığımız şey, bir savaşın siyasi hikayesi değil. Ona zaten her tarih kitabı değiniyor. Bizim merak ettiğimiz şey, o tankların sınırı geçtiği anda emtia piyasasında ne olduğu. Vadeli kontratlarda pozisyonlar nasıl savruldu, fiyat neden bu kadar hızlı tırmandı, sonra neden beklenenden çok daha sert düştü. Hadi 1990 krizini siyasetin değil, alım satım masasının gözünden okuyalım.
İşgalin piyasaya çarptığı an
Önce sahneyi kuralım. İşgalden önce ham petrol görece sakin bir yerdeydi. Varil başına fiyat uzun süredir yirmi doların biraz altında, alışılmış bir bantta geziniyordu. Arz boldu, OPEC içinde hatta üretim fazlasından şikayet eden ülkeler vardı. Kimse büyük bir arz korkusu fiyatlamıyordu. İşte tam bu rehavet ortamında haber düştü.
Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle iki ülkenin toplam petrol ihracatı bir anda dünya pazarından silindi. Üstelik korku bununla kalmadı. Asıl tedirginlik, Irak'ın bir sonraki adımda güneye, dev Suudi sahalarına uzanıp uzanmayacağıydı. Yani piyasa yalnızca kaybolan varili değil, kaybolma ihtimali olan çok daha büyük bir miktarı fiyatlamaya başladı. Belirsizlik, çıplak arz açığından bile büyük bir korku yarattı.
Sonuç, fiyatta neredeyse dikey bir sıçrama oldu. Yirmi dolar civarında dolaşan ham petrol, birkaç hafta içinde yüzde kırkı çoktan aşan bir yükselişle yukarı fırladı. Sonbahar ilerledikçe varil otuz doların üstünü gördü, en gergin anlarda kırk dolara dayandı. Bunca sıçrama, dünyadan gerçekte çekilen petrolden çok, gelecekte daha fazlasının çekilebileceği korkusunun eseriydi.
Piyasa hafızası. Irak'ın 1990 yazında Kuveyt'i işgal etmesiyle küresel petrol fiyatı birkaç hafta içinde yüzde kırkı aşan bir şokla yukarı sıçradı. İki ülkenin ihracatının aynı anda kesilmesi ve Suudi sahalarına sıçrama korkusu, gerçek açıktan büyük bir tedirginlik yarattı. Körfez Savaşı, stratejik rezervlerin doğrudan bir piyasa aracı olarak devreye sokulduğu ilk büyük operasyonlardan birini tetikledi.
Vadeli kontratta savrulan pozisyonlar
İşin asıl dramı kağıt üstündeki piyasada yaşandı. Ham petrol o yıllarda artık sadece tankerlerle değil, vadeli kontratlarla da el değiştiriyordu. Bu kontratlar, ileride belli bir fiyattan petrol almayı ya da satmayı taahhüt eden anlaşmalar. İşgalden önce pek çok yatırımcı, fiyatın düşeceğine ya da yerinde sayacağına oynamıştı. Yani ellerinde satış pozisyonları vardı, fiyatın gerilemesinden kazanç bekliyorlardı.
Haber düşünce bu bahis ters döndü. Fiyat yukarı uçunca satışta oturanlar büyük zarara geçti. Zararı durdurmak için ne yapmaları gerekirdi? Pozisyonlarını kapatmak, yani aceleyle alım yapmak. Ama herkes aynı anda alıcıya dönünce, zaten yukarı koşan fiyatın altına bir de bu zorunlu alımlar eklendi. Bu kısır döngü, yükselişi kendi kendini besleyen bir yangına çevirdi. Düşüşe oynayanların paniği, fiyatı oynadıklarının tam tersine, daha da yukarı itti.
Bir de oynaklık tarafı vardı. Sakin dönemde fiyat günde belki yüzde bir oynardı. İşgalden sonra günlük hareketler yüzde beşi, bazen daha fazlasını buldu. Bu kadar sert salınım, kontrat tutmanın maliyetini katladı. Teminat çağrıları yağmaya başladı, yani aracı kurumlar pozisyon tutanlardan daha fazla nakit teminat istedi. Sermayesi yetmeyen küçük oyuncular oyundan atıldı, geriye en güçlü eller kaldı. Piyasa birkaç hafta içinde tamamen başka bir karaktere büründü.
IEA rezerv kararının gölgesi
Burada hikayenin en öğretici kısmına geliyoruz. Sanayileşmiş ülkeler 1970'lerin petrol şoklarından sonra bir güvenlik yastığı kurmuştu. Bu yastığın adı stratejik petrol rezervi. Devletler, kriz anında piyasaya salmak üzere dev depolarda aylarca yetecek ham petrol biriktiriyordu. Bu depoları koordine eden çatı kurum ise sanayileşmiş tüketici ülkelerin enerji ajansıydı, kısaca IEA.
Körfez krizi, bu rezervlerin neden var olduğunu hatırlattı. Arz açığı büyüdükçe, üye ülkeler kendi depolarından petrol salarak piyasayı rahatlatma seçeneğini masaya koydu. Mantık basitti. Eğer eksik kalan varili devlet depolarından tamamlarsan, fiyatı yukarı çeken korkuyu söndürürsün. Yani rezerv, sadece bir cephanelik değil, aynı zamanda fiyat üzerinde doğrudan bir baskı aracıydı.
İlginç olan, bu kararın zamanlaması oldu. Rezervlerin asıl koordineli salınımı, savaşın sıcak çatışma evresine, yani hava harekatının başladığı ana denk getirildi. Tam o anda hem IEA tarafı stoklardan petrol akıtacağını duyurdu hem de savaşın Suudi sahalarına bulaşmayacağı anlaşıldı. Bu ikili etki, korkuyu bir gecede söndürdü. Piyasa, beklediği arz felaketinin gelmeyeceğini gördü ve ipler bir anda gevşedi.
Çatışma sonrası arzın normalleşmesi
Savaşın sıcak evresi şaşırtıcı biçimde kısa sürdü. Birkaç hafta içinde Kuveyt'in işgali sona erdi ve cephe yatıştı. Ama petrol piyasası açısından asıl mesele, sahaların ne durumda olduğuydu. Geri çekilen Irak güçleri Kuveyt'in petrol kuyularını ateşe vermişti. Yüzlerce kuyu aylarca yandı, gökyüzü kara dumanla kaplandı. İlk bakışta bu, arzın uzun süre kısıtlı kalacağı anlamına geliyordu.
Gerçekte ise normalleşme beklenenden çok daha hızlı oldu. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi, savaşın en korkulan senaryosu, yani Suudi üretiminin durması hiç gerçekleşmedi. İkincisi, OPEC içindeki diğer üreticiler, özellikle Suudi Arabistan, kaybolan Irak ve Kuveyt varilini telafi etmek için musluğu sonuna kadar açtı. Yani pazardan çekilen petrol, başka kaynaklardan akan petrolle hızla dolduruldu.
Fiyatın yolculuğu bu yüzden sivri bir tepe gibi göründü. Yazdan kışa keskin bir tırmanış, sonra çatışma çözülünce neredeyse aynı hızla bir iniş. Savaş bittiğinde fiyat, işgalden önceki yirmi dolar civarındaki seviyelere doğru geri çekildi. Aylar süren panik, birkaç haftada eridi. Bu, piyasaya çok değerli bir ders verdi. Arz korkusuyla şişen bir fiyat, korku ortadan kalkınca aynı hızla söner.
Korku primi nasıl eridi
Bu krizin en güzel kavramlarından biri korku primi. Fiyatın içinde, gerçek arz açığını yansıtan bir kısım var, bir de sadece kötü senaryo ihtimalini fiyatlayan bir kısım. İşte bu ikincisine korku primi diyoruz. 1990 sonbaharında fiyatın büyük bölümü aslında bu primdi. Yani piyasa, henüz yaşanmamış ama yaşanabilecek bir felaketi peşinen fiyatlıyordu.
Korku priminin tuhaf yanı, çok kırılgan olması. Gerçek bir arz açığı varil varil kapanır, yavaş yavaş erir. Ama korku primi, sadece bir haberle, bir açıklamayla bir gecede buharlaşabilir. 1991 başında hava harekatı başlayıp Suudi sahalarının güvende olduğu anlaşıldığında tam olarak bu oldu. Fiyatın felaket senaryosuna ayırdığı kocaman dilim, tek bir günde silindi. Petrol, gün içinde tarihinin en sert düşüşlerinden birini yaşadı.
Bunu izleyen yatırımcılar paha biçilmez bir sezgi kazandı. Jeopolitik kriz fiyatladığında, soru her zaman şu olmalı. Bu fiyatın ne kadarı gerçek açık, ne kadarı korku? Çünkü gerçek açık kalır, korku ise gelip geçer. Krizi doğru okuyan, korku priminin şişip söneceği anı tahmin etmeye çalışır. 1990, bu okumanın klasik ders kitabı örneği oldu.
Küçük bir örnek hesap
Korku priminin fiyatı nasıl bu kadar şişirdiğini küçük bir örnekle görelim. Diyelim ki işgalden önce ham petrol varil başına 20 dolar ve gerçek arz açığı yok. İşgalle birlikte iki ülkenin ihracatı kesiliyor ve bu, dünya arzının yaklaşık yüzde beşine denk geliyor. Eğer fiyat sadece bu gerçek açığı yansıtsaydı, makul bir tahminle 26 dolar civarına çıkardı. Ama fiyat 40 dolara dayandı. Aradaki fark, tamamen Suudi sahalarına sıçrama korkusunun eseri.
| Kalem | İşgal öncesi | Korku zirvesi | Çözüm sonrası |
|---|---|---|---|
| Varil başına fiyat | 20 dolar | 40 dolar | 21 dolar |
| Gerçek açığın karşılığı | yok | 6 dolar | yok |
| Korku priminin payı | yok | 14 dolar | yok |
| Piyasanın ruh hali | sakin | panik | rahatlama |
Tabloya bakınca işin sırrı görünüyor. Zirvedeki 40 doların yalnızca 6 doları gerçek arz açığını karşılıyordu. Geri kalan 14 dolar, henüz yaşanmamış bir felaket senaryosunun fiyatıydı. Savaş Suudi sahalarına bulaşmayınca ve depolar devreye girince, o 14 dolarlık korku primi bir anda eridi. Fiyat 21 dolara, yani neredeyse başladığı yere döndü. Gerçek açığın payı zaten küçüktü, onu da diğer üreticiler kapattı. İşte 1990'da yaşanan tam olarak buydu. Küçük bir gerçek açık, devasa bir korkuyla çarpılınca fiyat dört haftada ikiye katlandı, korku dağılınca da aynı hızla söndü.
Krizin emtia masasına bıraktığı miras
Körfez krizi geçti ama emtia dünyasında kalıcı izler bıraktı. En önemlisi, stratejik rezervlerin artık yalnızca bir acil durum sigortası değil, aktif bir piyasa aracı olarak görülmesiydi. O güne kadar depolar daha çok teorik bir güvenlik yastığıydı. 1990, devletlerin bu depoları fiyat üzerinde bilinçli bir baskı aracı olarak da kullanabileceğini gösterdi. Sonraki yıllarda her arz korkusunda piyasanın ilk sorduğu sorulardan biri şu oldu. Acaba rezervler devreye girecek mi?
İkinci miras, jeopolitik risk ile fiyat arasındaki bağın iyice keskinleşmesiydi. Körfez'deki her gerginlik, bir tanker olayı, bir boğaz tehdidi, bir yaptırım haberi, artık anında vadeli fiyatlara yansır oldu. Petrol masasında oturan biri, sadece stok rakamlarını ve talep verilerini değil, bölgenin siyasi nabzını da okumak zorunda kaldı. Krizden sonra enerji analizi ile jeopolitik analiz birbirine kalıcı olarak düğümlendi.
Bugün enerji piyasasını izleyen biri, bir jeopolitik krizde fiyatın nasıl davranacağını büyük ölçüde 1990'ın mirasıyla okur. Önce sert bir sıçrama, korkunun şişmesi, sonra durumun netleşmesiyle priminin erimesi. Bir bölgedeki çatışma fiyatı yukarı ittiğinde, deneyimli göz hemen şunu sorar. Bu primin ne kadarı kalıcı? Çünkü 1990 öğretti ki, savaşın gürültüsü ne kadar büyük olursa olsun, asıl belirleyici olan kaç varilin gerçekten pazardan çekildiği. Korku gelir ve geçer, ama arz ve talep her zaman geri döner. O sonbaharda bir gecede sınırı geçen tanklar, petrol piyasasına bu dersi en sert biçimde verdi ve emtia masaları o günden sonra jeopolitiği hiç hafife almadı.