İçeriğe geç
Piyasa verileri hazırlanıyor

Türkiye Fındık İhracatı

Karadeniz kıyısındaki bir bahçeye düşen don, dünyanın öbür ucundaki çikolatanın fiyatını nasıl belirler, birlikte bakalım.

Türkiye Fındık İhracatı

Dünyada öyle az emtia var ki tek bir ülke onun kaderini neredeyse tek başına yazar. Fındık bunlardan biri. Küresel fındık üretiminin yaklaşık yüzde yetmişi Türkiye'den çıkar ve bu rakam basit bir gurur tablosu değil, kafadan bir piyasa gerçeğini anlatır. Çünkü bir malın bu kadar büyük bölümü tek bir coğrafyadan geliyorsa, o coğrafyanın havası, toprağı ve siyaseti doğrudan dünya fiyatına dönüşür. Karadeniz kıyısındaki bir bahçeye sabaha karşı çöken don, birkaç gün sonra Avrupa'daki bir çikolata fabrikasının maliyet hesabını altüst eder. İşte Türkiye fındık ihracatı dediğimiz şey, tam da bu tek elden kontrol fikrini canlı canlı gösterir.

Bu yazıda anlatmak istediğim mesele sadece kaç ton fındık satıldığı değil. Tek ülke hakimiyetinin bir emtianın fiyatını nasıl şekillendirdiği, devletin bu fiyata nasıl dokunduğu ve dünyanın en büyük alıcılarının bu bağımlılıktan nasıl kurtulmaya çalıştığı. Üç ayrı katmandan oluşan bir hikaye. Önce fındığın neden bu kadar kırılgan olduğuna bakalım, sonra fiyatın nasıl kurulduğuna, en sonunda da piyasayı izleyen birinin neye dikkat ettiğine geçelim.

Önce tek ülke hakimiyetini oturtalım

Bir emtiayı anlamak için önce arzının nereden geldiğine bakmak gerekir. Petrolde onlarca üretici ülke var, kahvede Brezilya ile Vietnam başı çeker ama yanlarında bir sürü oyuncu sıralanır. Fındıkta ise tablo bambaşka. Türkiye o kadar baskın ki geri kalan üreticilerin hepsi bir araya gelse bile dünya arzının ancak küçük bir dilimini doldurur. İtalya, Azerbaycan, Gürcistan, Şili gibi ülkeler katkı verir ama hiçbiri ibreyi tek başına oynatacak ağırlığa sahip değil.

Bu hakimiyetin coğrafi bir sebebi var. Fındık ağacı serin, nemli ve ılıman bir kuşak ister. Karadeniz'in dağ ile deniz arasında sıkışan dar kıyı şeridi bu ağaç için biçilmiş kaftan. Ordu, Giresun, Trabzon, Samsun, Düzce ve Sakarya hattı yüzyıllardır fındık üretir. Toprak, yağış ve eğim öyle bir denge tutturur ki başka hiçbir yerde aynı verim aynı kalitede çıkmaz. Bu yüzden dünya, fındık konusunda Türkiye'nin kıyı şeridine mahkum kalmış durumda.

Tek ülke hakimiyeti kulağa güç gibi gelir ama madalyonun öbür yüzünde derin bir kırılganlık yatar. Çünkü arzın tamamı tek bir iklim kuşağına bağlıyken, o kuşağa gelen tek bir darbe bütün küresel dengeyi sarsar. Çeşitlilik yoksa sigorta da yok. İşte fındığı bu kadar sinirli bir emtia yapan şey de tam buraya dayanır.

Don ve kuraklık neden fiyatı anında oynatır

Fındık ağacı en çok ilkbaharın hemen başında diken üstünde durur. Ağaç henüz kıştan çıkmış, çiçeklenmeye hazırlanırken bir gece ısı sıfırın altına inerse tomurcuklar yanar. Buna ilkbahar donu denir ve fındık üreticisinin en büyük kabusu sayılır. Don bir kez vurdu mu o yılki ürünün önemli kısmı daha doğmadan ölür. Çiftçi bahçesine bakar, ağaçlar yemyeşil ama dalda meyve yok.

İşin piyasa açısından çarpıcı tarafı ise bu darbenin korkunç hızında saklanır. Düşün ki dünya fındığının ezici çoğunluğu tek bir kıyı şeridinden geliyor. O şeride bir gecede don indiğinde, sadece Türkiye'nin değil bütün gezegenin o yılki arzı birden daralır. Haber tüccarların ekranına düştüğü an fiyat zıplar. Henüz hasat aylar ötede olsa bile, piyasa gelecekteki kıtlığı bugünden fiyatlar. Kuraklık da benzer iş görür. Meyve tutmuş ama yaz boyu yeterli su gelmemişse tane cılız kalır, randıman düşer, kalite bozulur.

Buna bir de psikoloji eklenir. Tek kaynağa bağımlı bir piyasada herkes aynı haberi izler, aynı anda telaşa kapılır. Bir don söylentisi bazen gerçek hasarın kendisinden daha hızlı hareket ettirir fiyatı. Alıcılar stok kapatmaya koşar, eldeki malı tutan satıcı fiyatı yükseltir ve daha kimse bahçeye çıkıp hasarı saymadan kotasyonlar tavan yapar. Bu refleks fındığı yumuşak emtialar arasında en sinirli, en zıplak fiyat grafiklerinden birine sahip kılar.

Piyasa hafızası. 2014 ilkbaharında Karadeniz kıyısına sert bir don indi ve o yılki Türkiye fındık rekoltesi ciddi biçimde geriledi. Dünya arzının büyük bölümü tek elde olduğu için haber anında küresel fiyata vurdu, bazı kalitelerde kotasyonlar kısa sürede neredeyse ikiye katlandı. Avrupalı çikolata üreticileri o yıl maliyet baskısını doğrudan hissetti. O dönem herkese tek bir şeyi hatırlattı. Fındıkta hava durumu, arz tablosunun ta kendisi olarak iş görür.

TMO sahneye çıkınca fiyat kime ait olur

Türkiye'de fındık fiyatı sadece arz ve talebin serbest dansıyla oluşmaz. İşin içinde devlet de oturur. Toprak Mahsulleri Ofisi, yani kısaca TMO, zaman zaman piyasaya doğrudan girer ve alım yapar. Mantığı şöyle özetleyebiliriz. Fındık yüz binlerce ailenin geçim kaynağını besler ve siyaseten son derece hassas bir ürün sayılır. Fiyat çok düşerse üretici ezilir, çok dalgalanırsa istikrar bozulur. Devlet bu yüzden bir denge unsuru gibi davranmak ister.

TMO devreye girdiğinde aslında piyasaya bir taban koyar. Açıkladığı alım fiyatı üreticiye şunu fısıldar. Malını bu rakamın altına satmak zorunda değilsin, gerekirse ben alırım. Bu güvence serbest fiyatın aşağı yönlü hareketini frenler. Tüccar da bilir ki devletin koyduğu tabanın altına inmek zordur, çünkü çiftçinin elinde her zaman ofise satma seçeneği durur. Böylece açıklanan rakam, fiili piyasa fiyatının etrafında döndüğü bir çıpaya dönüşür.

Ama bu müdahalenin bir de görünmeyen tarafı var. TMO alım yaptıkça elinde devasa bir stok birikir. O stok bir gün mutlaka piyasaya geri dönmek zorunda. Ofis depolarını boşaltmaya karar verdiğinde, yani biriktirdiği fındığı satışa çıkardığında, bu sefer arzı kabartıp fiyatı aşağı çeker. Yani devlet bir yandan tabanı tutarken, öbür yandan stok yönetimiyle tavanı da etkiler. Piyasayı izleyen biri için TMO'nun deposunun ne kadar dolu olduğu, bazen hava durumu kadar önemli bir veri haline gelir.

Büyük alıcılar ve tedarik çeşitlendirme

Şimdi madalyonun talep tarafına geçelim. Dünyada üretilen fındığın çok büyük bölümü tane olarak çerez reyonuna gitmez. İşlenmiş gıdaya, özellikle çikolataya ve fındık ezmesine girer. Bu zincirin en tepesinde dev gıda şirketleri oturur ve içlerinde en bilineni İtalyan devi Ferrero'dur. O meşhur fındıklı çikolata kreması ve içi fındık dolu ürünler dünya fındık talebinin kayda değer bir dilimini tek başına çeker.

Şimdi bu şirketin gözünden bakalım. Üretiminin can damarı olan bir hammaddenin neredeyse tamamı tek bir ülkenin tek bir kıyı şeridinden geliyor. Üstelik o şerit her ilkbahar dona, her yaz kuraklığa açık. Bir yıl Karadeniz'e don inse, hammadde maliyetin tavan yapsa, üretim planın altüst olsa. Hiçbir büyük şirket bu kadar yoğun bir riske rahatça katlanamaz. İşte bu yüzden alıcılar yıllardır tedarik çeşitlendirme dediğimiz stratejiyi izler.

Çeşitlendirme birkaç koldan yürür. Bir yandan Şili, Gürcistan, Azerbaycan ve Amerika'daki Oregon gibi bölgelerde fındık üretimi teşvik edilir, sözleşmeli bahçeler kurulur. Amaç dünya arzının tek bir coğrafyaya bağımlılığını yıllar içinde azaltmak. Öbür yandan büyük alıcılar Türkiye içinde de doğrudan üreticiyle anlaşır, kendi işleme tesislerini kurar, ürünü tarladan izleyip kalite ve süreklilik garantisi almaya çalışır. Bu hamleler tek başına Türkiye'nin hakimiyetini yıkmaz ama riski yaymaya, ani şoklara karşı bir yastık oluşturmaya yarar.

Küçük bir örnek hesap

Rakamlara dökünce don meselesinin neye mal olduğu daha iyi oturur. Sayıları gerçekçi ama yuvarlak tutalım. Diyelim normal bir yılda Türkiye'nin kabuklu fındık rekoltesi yedi yüz bin ton. Bunun iç fındığa dönüşen kısmı kabaca üç yüz bin ton civarında çıkar, çünkü kabuk ve fire önemli bir ağırlık tutar.

Şimdi ilkbaharda sert bir don indiğini ve rekoltenin yüzde otuz azaldığını varsayalım. Yedi yüz bin tonluk hasat dört yüz doksan bin tona düşer, iç fındık karşılığı da yaklaşık iki yüz on bin tona iner. Yani dünya piyasasına çıkacak iç fındıkta bir çırpıda doksan bin tonluk bir delik açıldı. Arzın bu kadar büyük bölümü tek kaynaktan geldiği için bu açığı doldurabilecek başka bir üretici yok.

Fiyat tarafına bakalım. Diyelim don öncesi iç fındık dünya piyasasında ton başına altı bin dolardan işlem görüyordu. Arzın yüzde otuz daralması ve telaşın eklenmesiyle fiyatın ton başına dokuz bin dolara çıktığını düşünelim, yani yüzde elli sıçrama. Ferrero gibi yılda yüz bin ton iç fındık çeken bir alıcı için bu ne demek? Eski maliyet altı yüz milyon dolardı, yeni maliyet dokuz yüz milyon dolar. Tek bir gecelik don, tek bir alıcının yıllık hammadde faturasını üç yüz milyon dolar kabarttı. İşte tedarik çeşitlendirmeye neden bu kadar para ve emek harcandığını bu basit hesap anlatır.

Piyasada Türkiye fındığı nasıl okunur

Deneyimli bir göz fındık piyasasına baktığında ilk olarak takvime ve haritaya bakar. Çünkü bu emtiada en güçlü sinyali, Karadeniz kıyısının ilkbahar hava durumu verir. Mart ve nisan aylarında bölgeye gelen bir soğuk dalga, fiyat grafiğinde hasattan aylar önce kendini gösterir. İzleyen biri don riskini fiyatlayan piyasayı okur, gerçek hasarın ortaya çıkmasını beklemez. Bu yüzden fındık, hava tahmininin doğrudan emtia kotasyonuna çevrildiği ender pazarlardan biri olarak öne çıkar.

İkinci olarak gözler TMO'nun hamlesine çevrilir. Ofis alıma çıkacak mı, açıklayacağı taban fiyat ne olacak, deposunda biriken stok ne zaman piyasaya dönecek. Bu üç soru serbest fiyatın tavanını ve tabanını birlikte çizer. Devletin elindeki stok şiştiğinde piyasa ileride gelecek bir satış dalgasını bekler ve fiyat baskı altında kalır. Stok eridiğinde ise tabanı tutacak gücün zayıfladığı okunur. Yani fındıkta arz tablosunun yarısı bahçede saklanır, yarısı devletin deposunda durur.

Üçüncü pencereyi ise büyük alıcıların davranışı açar. Ferrero ve benzeri devler yeni bölgelerde bahçe kuruyorsa, Türkiye dışı üretim yıldan yıla artıyorsa, bu uzun vadede tek ülke priminin yavaş yavaş erimesi anlamına gelir. Bu süreç yıllar alır ve Türkiye'nin baskınlığını yarın yıkmaz ama piyasayı izleyen biri bu yavaş kaymayı görmezden gelemez. Bugünün fiyatını hava durumu çizerken, yarının yapısını alıcıların çeşitlendirme stratejisi belirler.

Özetle aklında kalsın

Türkiye fındık ihracatı, tek bir ülkenin bir emtianın kaderini nasıl elinde tuttuğunu en net biçimde gösterir. Dünya arzının yaklaşık yüzde yetmişi tek bir kıyı şeridinden çıktığı için, o şeridin havası doğrudan küresel fiyata dönüşür. İlkbahar donu ya da yaz kuraklığı, henüz hasat gelmeden kotasyonları zıplatır ve dünyanın öbür ucundaki çikolatanın maliyetini yeniden yazar.

Bu tabloya iki güç daha eklenir. Bir yanda TMO, alım fiyatıyla tabanı tutup stok yönetimiyle tavanı etkileyen bir denge unsuru gibi durur. Öbür yanda Ferrero gibi dev alıcılar, bu tek kaynağa bağımlılığı azaltmak için yeni coğrafyalarda bahçe kurar, riski yıllar içinde yaymaya çalışır. Bir dahaki sefere fındık fiyatı manşete çıktığında, tek bir rakama değil bu üçlüye birden bak. Karadeniz'in havasını, devletin deposunu ve büyük alıcının nereye bahçe kurduğunu yan yana koyarsan, dünyanın en yoğun tek ülke hakimiyetine sahip emtialarından birini gerçekten okumuş olursun.

tarım

Türkiye