İçeriğe geç
Piyasa verileri hazırlanıyor

Karbon Yakalama (CCUS)

Bacadan çıkan dumanı tutup yer altına gömme fikri kulağa mucize gibi geliyor ama o gömülen her tonun arkasında bir emtia mı yoksa bir vergi indirimi mi duruyor sorusu hala cevapsız.

Karbon Yakalama (CCUS)

Bir fabrika düşün, bacasından gri bir duman çıkıyor. O dumanın içindeki karbondioksiti, daha havaya karışmadan yakalayıp bir boruya alsan, sıkıştırıp sıvılaştırsan, sonra kilometrelerce öteye taşıyıp eski bir petrol kuyusunun bin metre altına geri pompalasan. Atmosfere hiç değmeden, milyonlarca yıl önce çıktığı yere geri gömülmüş olur. Kulağa neredeyse bir büyü gibi geliyor. Kirliliği kaynağında yakala, görünmez bir yere sakla, sanki hiç olmamış gibi davran. İşte karbon yakalama dediğimiz şey kabaca bu. İngilizce kısaltmasıyla CCUS, yani karbonu yakala, kullan ya da depola. Ama bu işin etrafında dönen asıl tartışma teknikte değil. Asıl soru şu, biz burada gerçek bir ürün mü alıp satıyoruz, yoksa bir vergi indirimini mi yeniden adlandırıyoruz.

Karbon yakalama aslında tek bir teknoloji değil, bir aile. Ortak noktaları şu, hepsi karbondioksiti ya bir bacadan ya da doğrudan havadan ayıklayıp bir yere kaldırmaya çalışıyor. Kimi onu yer altına gömüyor, depolama tarafı bu. Kimi onu bir ürüne katıyor, kullanım tarafı da bu. Ortadaki o U harfi tam da bu kullanım kısmından geliyor ve hikayenin en kaygan yeri orası. Çünkü gömmek görece net bir iş, ama o gazı satıp para kazanmaya kalkınca karbonun gerçekten saklanıp saklanmadığı bulanıklaşıyor.

Yakalamanın üç ayrı yolu

İşin kalbinde gazı ayırma adımı duruyor ve bunu yapmanın üç temel yolu var. Birincisi yanmadan önce yakalama. Yakıtı yakmadan onu işleyip karbonu baştan ayırıyorsun, geriye yakacağın temiz hidrojen kalıyor. İkincisi yanmadan sonra yakalama. Bu en yaygın olanı. Bacadan çıkan dumanı özel bir sıvının içinden geçiriyorsun, o sıvı karbondioksiti süngerin suyu çektiği gibi tutuyor, sonra ısıtınca gazı geri bırakıyor ve sen onu yakalamış oluyorsun.

Üçüncüsü ise oksijenle yakma. Yakıtı havayla değil saf oksijenle yakıyorsun, böylece bacadan çıkan duman neredeyse tamamen karbondioksit oluyor ve ayırması çok kolaylaşıyor. Bir de bunların hepsinin dışında duran, son yıllarda çok konuşulan bir yöntem var, doğrudan hava yakalama. Burada bir bacaya ihtiyacın bile yok. Devasa fanlarla atmosferdeki seyrelmiş karbonu doğrudan çekip topluyorsun. Kulağa en temiz çözüm gibi geliyor ama havadaki karbon o kadar seyrek ki onu toplamak avuçla deniz suyu tuzlamaya benziyor, enerjisi de maliyeti de uçuk.

Yakaladıktan sonra nereye gidiyor

Gazı yakaladın diyelim, peki sonra ne olacak. İki yol ayrımı burada başlıyor ve eleştirinin de tam göbeği burası. Birinci yol depolama. Sıkıştırılmış karbonu tükenmiş bir gaz sahasına ya da tuzlu su katmanlarına, bin iki bin metre derine pompalıyorsun. Üstündeki geçirimsiz kaya tabakası onu orada tutuyor, en azından teoride binlerce yıl. Bu temiz hikaye. Karbon çıktığı jeolojiye geri dönüyor ve döngünün dışına atılıyor.

İkinci yol kullanma ve işte sıkıntı burada. Yakaladığın karbonu satıyorsun. Kime ve niye satıyorsun derseniz, en büyük müşteri uzun yıllardır petrol şirketleri. Çünkü karbondioksiti yaşlanmış bir petrol kuyusuna pompalarsan, kuyunun dibinde kalan inatçı ham petrolü dışarı itmeye yarıyor. Buna geliştirilmiş petrol üretimi diyorlar. Yani sen karbonu gömüyorsun, ama bunu daha fazla petrol çıkarmak için yapıyorsun. O petrol de yanınca yeni karbon salıyor. İşte CCUS eleştirisinin en sivri ucu tam burada. Bir tonu gömüp adına iklim çözümü derken, o işlem belki daha fazla fosil yakıtın yerden çıkmasını sağlıyor.

Asıl soru, bu bir emtia mı

Şimdi bir emtia piyasasının gözünden bakalım. Gerçek bir emtia neye benzer. Bakırın bir fiyatı var, çünkü onu birisi kabloya, motora, boruya çevirir ve o değer için para öder. Buğdayın fiyatı var, çünkü insan onu yer. Yani arkasında, devlet teşviki olmasa bile var olmaya devam edecek gerçek bir talep durur. Peki yakalanmış karbon için aynısını söyleyebilir miyiz. Birisi çıkıp şunu sorsa, eğer hiçbir vergi indirimi, hiçbir devlet desteği olmasaydı, bu gazı kim parasını verip alırdı.

Cevap rahatsız edici. Karbondioksitin sınırlı bir gerçek pazarı var. İçeceklerin köpüğü için, seralarda bitki büyütmek için, bazı kimyasallar için karbona ihtiyaç duyuluyor. Ama bu talep, dünyanın saldığı karbonun yanında bir damla bile değil. Geriye kalan dev hacim için tek alıcı, ya teşvik peşindeki petrol şirketi ya da düzenleme zoruyla gömmek zorunda kalan sanayici. Yani bu pazarın neredeyse tamamı ya bir vergi kredisinden ya da bir cezadan besleniyor. İşte bu yüzden çok kişi CCUS için emtia değil, muhasebe kalemi diyor. Çünkü fiyatını üreten şey gazın kendi faydası değil, ona iliştirilen mali teşvik.

Piyasa hafızası. Avrupa Birliği, 2050 iklim tarafsızlığı hedefi kapsamında karbon yakalama ve depolamayı zorunlu bir azaltım aracı olarak resmi politikasına dahil etti. Bu kararla birlikte çimentodan çeliğe, başka türlü temizlenmesi imkansız sanayiler için karbonu gömmek artık tercih değil, yol haritasının resmi bir parçası haline geldi. O an piyasa şunu anladı, talebin asıl motoru tüketicinin isteği değil, Brüksel'in çizdiği zorunluluk olacaktı.

Bu kararın anlamı büyük. Avrupa, en çok karbon salan ve elektriğe çevrilemeyen birkaç sanayi için başka çıkış yolu görmedi. Çimento yaparken karbon kimyanın kendisinden çıkıyor, fırını güneşle ısıtsan bile değişmiyor. İşte bu tür yerler için CCUS bir lüks değil, hedefe ulaşmanın matematiksel bir zorunluluğu oldu. Ama dikkat et, bu bir piyasa talebi değil. Bu bir politika talebi. Karbonu birisi istediği için değil, bir kural zorladığı için gömeceğiz. Emtia ile muhasebe kalemi arasındaki çizgi tam da burada inceliyor.

Teşvik motoru nasıl çalışıyor

Bütün bu işin parasının nereden geldiğini anlamak için iki kaldıraca bakmak yeter. Birincisi vergi kredisi. Bazı ülkeler, gömdüğün her ton karbon için sana doğrudan para iadesi veriyor. Yani gazı yakalamak masraf, ama devlet o masrafın üstüne bir prim koyuyor ve işlem karlı hale geliyor. İkincisi karbon fiyatı. Avrupa'da kirletmenin bir bedeli var, her ton salım için emisyon hakkı satın alman gerekiyor. Bu hak ne kadar pahalanırsa, karbonu salmak yerine gömmek o kadar mantıklı hale geliyor.

İşte bu iki kaldıraç bütün CCUS ekonomisini ayakta tutuyor. Bir projenin kar edip etmeyeceği, yakaladığı karbonun ton başına ne kadar tuttuğuna ve o gömülen tona ne kadar teşvik ya da ne kadar kaçınılmış ceza geldiğine bakıyor. Gazın kendisinin satış değeri bu denklemde neredeyse görünmüyor. Yani projenin geliri ürünün fiyatından değil, devletin cüzdanından geliyor. Bir emtia için bu son derece tuhaf bir durum. Petrolü düşün, fiyatı devletten değil, talebinden gelir. CCUS'ta ise tam tersi.

Küçük bir hesap

Rakamlara dökünce manzara berraklaşıyor. Diyelim bir çimento fabrikası yılda bir milyon ton karbondioksit salıyor ve bunun yüzde 90'ını, yani 900 bin tonunu yakalayıp gömecek bir tesis kuruyor. Karbonu yakalama, sıkıştırma, taşıma ve gömme işinin toplam maliyeti, sektörde konuşulan bir rakamla, ton başına yaklaşık 90 euro olsun. Eder yılda 81 milyon euro masraf. İlk bakışta fabrikayı batıracak bir yük.

Şimdi gelir tarafına bakalım. Fabrika bu karbonu gömerek, normalde salması halinde ödeyeceği emisyon hakkından kurtuluyor. Diyelim emisyon hakkının tonu 85 euro. 900 bin ton için bu, kaçınılan 76,5 milyon euro demek. Üstüne devlet, gömülen her ton için 10 euro doğrudan teşvik veriyor, bu da 9 milyon euro eklenir. Yani toplam gelir tarafı 85,5 milyon euro. Masrafı 81 milyon euro olan proje, yılda 4,5 milyon euro önde bitiriyor. Ama dikkat et, bu karın tamamı kaçınılan cezadan ve teşvikten geliyor. Gazın satışından gelen para sıfır.

Kalem Tutar
Yakalama ve gömme maliyeti 81 milyon euro
Kaçınılan emisyon faturası 76,5 milyon euro
Devlet teşviki 9 milyon euro
Karbonun satış geliri sıfır
Net sonuç 4,5 milyon euro kar

Bu tablo bütün tartışmayı tek bakışta anlatıyor. Projeyi karlı yapan, ürettiği hiçbir şey değil. Onu ayakta tutan, ödemekten kurtulduğu ceza ve aldığı destek. Şimdi şunu düşün, emisyon hakkının fiyatı 85 eurodan 50 euroya düşse ne olur. Kaçınılan fatura 45 milyon euroya iniyor, teşvikle birlikte gelir 54 milyon euroya geriliyor, masraf hala 81 milyon euro. Proje bir anda yılda 27 milyon euro zarara dönüşüyor. Hiçbir şey değişmedi, aynı gaz, aynı kuyu, aynı boru. Sadece bir muhasebe rakamı oynadı ve bütün iş alabora oldu. İşte muhasebe kalemi diyenlerin kastettiği tam olarak bu kırılganlık.

Piyasada nasıl okunuyor

CCUS piyasasını izleyen biri için fiyat aslında tek bir gerçek soruyu yankılıyor, teşvik ne kadar cömert. Birinci okunan şey karbon fiyatının seyri. Emisyon hakkı pahalandıkça gömmek mantıklı hale geliyor, ucuzladıkça bütün projeler aynı anda anlamsızlaşıyor. Yani CCUS yatırımları aslında karbon fiyatına bağlı dev bir bahis. İkinci okunan şey teşvik politikasının kalıcılığı. Bir vergi kredisi bugün var, yarın bir hükümet değişikliğiyle yok olabilir. Bu belirsizlik, milyarlık tesisleri kuran şirketleri tedirgin ediyor, çünkü tesisin ömrü otuz yıl ama teşvikin ömrü bir seçim dönemi kadar.

Üçüncü ve belki en sinsi konu, gömülen karbonun gerçekten orada kalıp kalmadığı. Eğer o gaz daha fazla petrol çıkarmak için pompalandıysa, ortaya çıkan ekstra petrolün salımı hesaba katılıyor mu. Eğer katılmıyorsa, kağıt üstündeki temizlik gerçeğin önüne geçiyor. Piyasa olgunlaştıkça denetim de sıkılaşıyor ve gerçekten kalıcı gömme ile petrol için yapılan gömme giderek birbirinden ayrı fiyatlanmaya başlıyor. Saf depolama itibar kazanırken, petrole bağlı olan gölgede kalıyor.

Sonuçta karbon yakalama, fiziksel olarak gerçek bir iş. Gaz gerçekten yakalanıyor, borular gerçekten döşeniyor, kuyular gerçekten dolduruluyor. Ama bir emtia piyasası gözüyle bakınca, kendi ayakları üstünde duran bir pazar değil bu. Onu ayakta tutan, gazın değeri değil, devletin etrafına ördüğü teşvik ve ceza çitleri. Avrupa Birliği bu işi zorunlu kılarak talebi yarattı ama o talebin kaynağı tüketicinin cebi değil, düzenleyicinin kalemi. İşte bu yüzden CCUS, gerçek bir emtia ile bir muhasebe kalemi arasındaki o ince çizgide duruyor. Karbon fiyatı yükselir ve teşvikler kalıcı olursa bu çizgi emtia tarafına kayar. Düzenleme gevşer ya da teşvik kuruyacak olursa, geriye sadece bir vergi indiriminin kağıt üstünde yaşattığı bir hayalet kalır.

karbon

enerji geçişi