İçeriğe geç
Fiyatlar yükleniyor...

ArcelorMittal

Düşmanca bir devralmayla doğan, kendi demir cevherini çıkarıp kendi çeliğini döken ve Çin dışındaki en büyük çelik üreticisi olan Mittal ailesinin küresel imparatorluğu.

ArcelorMittal
Künye
Kuruluş2006
MerkezLüksemburg
BorsaNYSE (MT)
Ana ürünçelik

Çelik piyasasını uzun yıllar takip eden biri için ArcelorMittal ismi sıradan bir üretici adı değil, neredeyse sektörün kendisinin bir özeti gibi okunur. Çünkü bu şirket sadece çelik döken bir fabrikalar topluluğu değil. Aynı zamanda kendi demir cevherini topraktan çıkaran, dünyanın yarım düzine kıtasında tesisi olan, Çin dışındaki en büyük çelik üreticisi olarak fiyat masasında ağırlığını hissettiren bir dev. Merkezi Lüksemburg'da. Hissesi Avrupa'da Euronext'te, New York'ta NYSE'de MT koduyla işlem görüyor. Kuruluşu ise nispeten yeni, 2006. Ama bu genç tarihin arkasında çelik tarihinin en sert, en cüretkar hamlelerinden biri yatıyor. Şirket, Avrupalı bir devle Hindistan kökenli bir patronun çarpışmasından doğdu ve doğar doğmaz dünyanın bir numaralı çelik üreticisi oldu.

Ne iş yapar, zincirde nerede durur

ArcelorMittal'in işi en yalın haliyle demiri çeliğe çevirmek ve o çeliği dünyaya satmak. Ama bu cümlenin altında dikey entegrasyon dediğimiz çok katmanlı bir yapı duruyor. Şirket çelik üretmek için demir cevherine ihtiyaç duyuyor ve bu cevheri çoğu rakibi gibi dışarıdan satın almak yerine büyük ölçüde kendi madenlerinden çıkarıyor. Kanada, Brezilya, Liberya, Kazakistan gibi ülkelerde demir cevheri sahaları var. Yani zincirin hem en başında hem ortasında aynı anda duruyor.

Bu konumun anlamı şu. Sıradan bir çelik üreticisi cevher fiyatı yükseldiğinde sıkışır, çünkü hammaddesini piyasadan almak zorunda kalır. ArcelorMittal ise kendi cevherinin bir kısmını kendi çıkardığı için bu darbeyi yumuşatabiliyor. Cevheri madenden alıyor, yüksek fırında kok kömürüyle eritip sıvı ham demir elde ediyor, sonra bunu çeliğe dönüştürüyor ve haddehanelerde sac, profil, ray, tel, boru gibi ürünlere işliyor. O ürünler de bir yerde otomobil gövdesine, beyaz eşyaya, köprü kirişine, inşaat demirine evriliyor. Şirket bu zincirin neredeyse tamamını tek çatı altında topluyor.

Düşmanca devralmadan doğan dev

ArcelorMittal'in hikayesini anlamak için 2006'ya dönmek gerekiyor. O yıla kadar iki ayrı oyuncu vardı. Bir tarafta Arcelor, Lüksemburg, Fransa ve İspanya çeliğinin birleşmesinden doğmuş, Avrupa'nın gururu sayılan köklü bir şirket. Diğer tarafta Mittal Steel, Hindistan kökenli Lakshmi Mittal'in dünyanın dört bir yanından ucuz ve zorda kalmış çelik tesislerini toplayarak büyüttüğü, agresif ve hızlı bir imparatorluk. Mittal, Arcelor'a göz dikti ve ortaklığa değil, doğrudan ele geçirmeye oynadı.

Piyasa hafızası. 2006'da Lakshmi Mittal'in Mittal Steel'i, Avrupalı rakip Arcelor'u düşmanca bir devralmayla ele geçirdi. Arcelor yönetimi aylarca direndi, hatta başka bir alıcı bulup Mittal'i savuşturmaya çalıştı. Mittal teklifini yükseltip hissedarları ikna edince kale düştü ve ortaya ArcelorMittal çıktı. Şirket doğduğu anda dünyanın en büyük çelik üreticisi oldu.

Bu birleşme çelik dünyasını sarstı. Çünkü düşmanca devralma demek, hedef şirketin yönetimi istemese bile doğrudan hissedarlara gidip kontrolü satın almak demek. Arcelor yönetimi Mittal'i bir yabancı, bir yağmacı gibi gördü ve direndi. Avrupa'nın bazı hükümetleri bile rahatsız oldu, milli bir varlığın elden gitmesine sıcak bakmadılar. Ama Mittal pes etmedi, teklifini büyüttü, hissedarlara daha cazip bir fiyat sundu ve sonunda kazandı. Böylece çelik sektöründe daha önce görülmemiş büyüklükte bir oyuncu doğdu. O güne kadar parçalı bir sektördü, kimse yüzde birkaçın üzerine çıkamıyordu. ArcelorMittal bu dengeyi bir gecede bozdu.

Mittal ailesinin kontrolü

ArcelorMittal halka açık bir şirket ama yönetiminde tek bir aile belirleyici. Mittal ailesi şirketin önemli bir hissesini elinde tutuyor ve karar mekanizmasının merkezinde duruyor. Lakshmi Mittal uzun yıllar yönetim kurulu başkanlığını yürüttü, oğlu Aditya Mittal ise icra tarafının başına geçti. Yani bu dev, profesyonel bir yönetimle çalışsa da aile damgasını taşıyan bir yapı.

Bu durum şirkete iki farklı karakter veriyor. Bir yandan aile kontrolü uzun vadeli düşünmeyi kolaylaştırıyor. Mittal ailesi çeyreklik kar baskısıyla ezilmeden, on yıllık yatırımlara, maden satın almalara, kriz dönemlerinde sabırlı durmaya yatkın. Çelik gibi döngüsel ve sermaye yutan bir sektörde bu sabır ciddi bir avantaj. Öte yandan bu yoğunlaşmış kontrol, dışarıdan bakan yatırımcı için bazen şeffaflık ve denetim sorusu doğuruyor. Yine de şirketin bugünkü dağınık ve cüretkar yapısı büyük ölçüde bu ailenin risk iştahından doğdu. Mittal, zorda kalmış tesisleri ucuza alıp ayağa kaldırmayı bir sanata çevirdi ve şirketin büyüme felsefesi hala bu mantığın izini taşıyor.

Dikey entegrasyon ve kendi cevheri

ArcelorMittal'i rakiplerinden ayıran en önemli özelliklerden biri kendi demir cevherini çıkarması. Çoğu çelik üreticisi hammaddesini BHP, Rio Tinto, Vale gibi madencilik devlerinden satın alır. Bu da onları cevher fiyatının insafına bırakır. Cevher pahalandığında çelik üreticisinin kar marjı erir, çünkü maliyetin büyük kısmı hammadde. ArcelorMittal bu zinciri kısmen kendi içine alarak bu riski hafifletiyor.

Şirketin Kanada, Brezilya, Liberya ve başka bölgelerdeki madenleri yılda on milyonlarca ton cevher üretiyor. Bu cevherin bir kısmı doğrudan kendi fabrikalarını besliyor, bir kısmı piyasada satılıyor. Böylece şirket cevher fiyatı yükseldiğinde madencilik tarafından kazanıp çelik tarafındaki sıkışmayı telafi edebiliyor. Fiyat düştüğünde de tersi çalışıyor. Bu denge ArcelorMittal'e saf bir çelik üreticisinin sahip olmadığı bir esneklik kazandırıyor.

Tabii bu entegrasyonun bir bedeli de var. Maden işletmek başlı başına ayrı bir uzmanlık, ayrı bir sermaye yükü. Cevher fiyatı uzun süre düşük kaldığında bu madenler şirketin sırtında yük olabiliyor. Yine de uzun vadede ArcelorMittal, hammaddesinin önemli bir bölümünü kendi kontrolünde tutmanın stratejik değerine inanıyor. Çünkü çelik üretiminde asıl belirsizlik fiyat değil, arzın güvenliği. Kendi cevherine sahip olan üretici, tedarik zinciri sarsıldığında daha rahat nefes alır.

Küresel ayak izi

ArcelorMittal'in en çarpıcı tarafı coğrafi yayılımı. Şirketin fabrikaları neredeyse her kıtada. Avrupa'da Fransa, Belçika, İspanya, Almanya, Polonya. Amerika kıtasında Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, Meksika, Arjantin. Afrika'da Güney Afrika. Asya'da Hindistan ve Kazakistan tarafında varlıkları. Bu kadar geniş bir ağ, hiçbir çelik üreticisinde kolay görülmeyen bir özellik.

Bu yayılım şirkete hem güç hem kırılganlık veriyor. Güç tarafı şu. Bir bölgede çelik talebi zayıflarken başka bir bölgede canlanabiliyor, böylece şirket riski farklı pazarlara dağıtıyor. Avrupa durgunken Brezilya'da inşaat hızlanabilir, Amerika'da otomotiv talebi düşerken başka bir yerde altyapı projeleri çelik çekebilir. Bu çeşitlilik gelir tablosunu tek bir ekonominin kaderine bağlı olmaktan kurtarıyor.

Kırılganlık tarafı ise yönetim karmaşası ve farklı oyun alanlarının kuralları. Her ülkenin kendi enerji fiyatı, kendi işçilik maliyeti, kendi ticaret politikası, kendi çevre kuralları var. Avrupa'da karbon maliyeti şirketi zorlarken, başka bir bölgede ucuz çelik ithalatı pazarı baskılayabiliyor. ArcelorMittal bu kadar geniş bir alanda çalışırken sürekli farklı cephelerde mücadele etmek zorunda. Bu da onu hem küresel bir dev hem de sürekli tetikte duran bir oyuncu yapıyor.

Çelik döngüsü ve aşırı kapasite

Çelik sektörünü anlamak için iki kelimeyi bilmek yeter. Döngü ve aşırı kapasite. Çelik talebi ekonominin nabzıyla birlikte iniyor çıkıyor. İnşaat, otomotiv, makine, beyaz eşya, hepsi çelik yiyor. Ekonomi büyürken talep tavana vuruyor, fiyatlar yükseliyor, üreticiler para basıyor. Durgunluk gelince talep çöküyor, fiyatlar düşüyor, fabrikalar zarar etmeye başlıyor. ArcelorMittal bu döngünün tam göbeğinde, çünkü bu kadar büyük bir üretici için her dalgalanma milyarlarca dolarlık fark yaratıyor.

İşin asıl gölgesi ise aşırı kapasite. Dünyada üretilebilecek çelik miktarı, gerçekte tüketilen miktarın çok üzerinde. Bu fazlalığın büyük kısmı Çin'den geliyor. Çin dünyanın yarısından fazla çeliğini üretiyor ve iç talebi yavaşladığında bu çelik ihracata yöneliyor. Ucuz Çin çeliği dünya piyasasına aktığında fiyatlar baskılanıyor ve ArcelorMittal gibi yüksek maliyetli bölgelerde üretim yapan şirketler zorlanıyor. İşte bu yüzden şirket sürekli ticaret korumaları, anti damping vergileri ve adil rekabet talepleriyle gündeme geliyor.

Çelik üretiminin temel girdileri ArcelorMittal için anlamı
Demir cevheri Büyük ölçüde kendi madenlerinden, maliyeti dengeliyor
Kok kömürü Yüksek fırının yakıtı, fiyatı kar marjını belirliyor
Enerji Özellikle Avrupa'da elektrik ve gaz maliyeti can yakıyor
Hurda çelik Elektrik arklı fırınlarda alternatif girdi, geri dönüşüm ayağı

Yeşil çelik ve hidrojen bahsi

ArcelorMittal'in geleceğe dair en büyük kafa yorduğu konu karbon. Çelik üretimi dünyanın en kirli sanayilerinden biri. Geleneksel yüksek fırın yöntemi kömür yakarak çalışıyor ve devasa miktarda karbondioksit salıyor. Avrupa karbon maliyetini yükselttikçe bu yöntem giderek pahalı ve sürdürülemez hale geliyor. Şirket bu baskının farkında ve yeşil çelik dediğimiz yeni bir üretim yöntemine yatırım yapıyor.

Bu dönüşümün kalbinde hidrojen var. Fikir şu. Yüksek fırında demir cevherini kömürle indirgemek yerine, hidrojenle indirgemek. Bu yöntemde yan ürün karbondioksit değil su buharı oluyor. ArcelorMittal Avrupa'daki bazı tesislerinde bu teknolojiye geçiş için planlar açıkladı, devlet destekleriyle pilot projeler kurmaya çalıştı. Hedef, kömüre dayalı kirli üretimi yavaş yavaş bırakıp düşük karbonlu çeliğe geçmek.

Ama bu geçiş ne ucuz ne hızlı. Yeşil hidrojen henüz pahalı ve yeterince bol değil. Yeni tesisler devasa yatırım istiyor ve bu yatırımın geri dönmesi için karbon maliyetinin yüksek, yeşil çeliğin fiyatının cazip kalması gerekiyor. ArcelorMittal bazı projelerinde devlet desteği gecikince ya da koşullar tutmayınca temkinli davrandı, hatta bazı planları yavaşlattı. Yani şirket bir yandan geleceğin temiz çeliğine oynuyor, bir yandan da bu geçişin ekonomik olarak ayakta durmasını bekliyor. Bu denge önümüzdeki on yılların en kritik sınavlarından biri olacak.

Piyasa oyuncusu gözünden ArcelorMittal

Bir emtia masasında oturan biri için ArcelorMittal hem bir çelik üreticisi hem bir ekonomi göstergesi. Şirketin sevkiyatları, fiyatlama gücü ve kapasite kullanımı dünya sanayisinin nabzını veriyor. ArcelorMittal iyi gidiyorsa genelde küresel inşaat ve otomotiv canlı seyrediyor. Şirket sıkışıyorsa, çoğu zaman ya bir durgunluk ya da Çin'den gelen ucuz çelik baskısı kapıyı çalıyor.

Şirketin asıl ustalığı, bu döngüsel ve acımasız sektörde ayakta kalmayı bir disipline çevirmiş olması. Kendi cevheriyle maliyetini dengeliyor, küresel yayılımıyla riskini dağıtıyor, Mittal ailesinin sabrıyla uzun vadeli düşünüyor. Zayıf noktası ise Çin'in aşırı kapasitesi ve özellikle Avrupa'daki yüksek enerji ve karbon maliyetleri. En büyük umudu ise yeşil çelik. Eğer hidrojenli üretim ekonomik olarak oturursa, ArcelorMittal sadece en büyük üretici değil, en temiz büyük üretici olma iddiasını da taşıyabilir. Çelik piyasasını okumak isteyen herkes bu şirketi izlemek zorunda. Çünkü Çin dışındaki en büyük çelik üreticisi attığı her adımla tüm sektörün yönünü çiziyor.

Madencilik Şirketleri

SQM

Emtia Sözlüğü