Bir piyasayı diz çöktürmek için bazen arzın büyük kısmının yok olması gerekmez. Bazen küçük bir delik, üstüne binen korkuyla birleşince koca bir seli başlatmaya yeter. 1979 İkinci Petrol Şoku tam da bunun en temiz örneği. İran'da patlayan devrim ülkenin petrol üretimini çökertti, dünya günlük arzının görece küçük bir dilimi piyasadan çekildi ama fiyat sanki yarısı kaybolmuş gibi davrandı. Çünkü o aralıktan içeri korku sızdı. Rafineriler, devletler, hatta sıradan benzincilik yapanlar aynı anda stok yığmaya koştu ve herkesin birden alıcıya dönmesi, kaybolan varillerden çok daha sert vurdu. Ham petrol bir yılı aşkın sürede yaklaşık ikiye katlandı, dünya yeniden uzun kuyruklarla tanıştı ve hikayenin sonunda 1980'lerin başına sarkacak derin bir durgunluk bizi bekliyordu.
Önce kavramı sezgiyle koyalım
İkinci petrol şokunu kavramanın en kolay yolu, bir mahalledeki su kesintisi söylentisini düşünmek. Diyelim ki şehrin su deposunda küçük bir arıza çıktı ve aslında kimsenin susuz kalmasını gerektirmeyecek kadar ufak. Ama haber yayılıp "su kesilecek" diye kulaktan kulağa dolaşınca herkes evine koşar, eline geçen her kabı, şişeyi, bidonu doldurur. O ana kadar kimse fazladan su biriktirmezken, birkaç saat içinde bütün mahalle aynı anda musluğa asılır. Arıza ufaktı ama panik talebi yüze katladı ve depo gerçekten boşaldı.
Petrol piyasası 1979'da tam olarak bunu yaşadı. İran'daki üretim kaybı küresel arzın ölçülebilir ama sınırlı bir parçasıydı. Yine de fiyatı asıl uçuran o eksik variller değil, eksikliğin yarattığı toplu kapışma oldu. Herkes "yarın bulamam" korkusuyla bugünden fazladan almaya kalkınca, gerçek açık birkaç katına şişti. İşte ikinci şokun kalbinde bu yatar. Fiziksel kayıp tetikti ama mermiyi psikoloji ateşledi.
Bu yüzden ikinci petrol şoku, emtia dünyasında "panik priminin" ne demek olduğunu anlatan en saf vakalardan biri sayılır. Arz ile talep arasındaki gerçek açık ile piyasanın o açığa biçtiği fiyat birbirinden bambaşka yerlere savrulabilir. Korku, bir varili sanki üç varilmiş gibi pahalandırabilir.
Devrim musluğu nasıl kıstı
İşin fitilini İran ateşledi. 1978 boyunca ülkede Şah yönetimine karşı büyüyen hareket grevlere, gösterilere ve giderek kontrolden çıkan bir kaynamaya döndü. Petrol sahalarındaki ve rafinerilerdeki işçiler de greve katılınca, dünyanın en büyük ham petrol ihracatçılarından birinin üretimi adım adım kesildi. 1979 başında Şah ülkeyi terk etti, devrim zafere ulaştı ve İran'ın petrol akışı bir süre neredeyse durma noktasına geldi.
Buradaki sayısal hikaye çarpıcı. İran kriz öncesinde günde milyonlarca varil pompalıyordu. Devrimin en sert döneminde bu üretim küçük bir dilime kadar geriledi. Üstelik ülke yeniden toparlanmaya başladığında bile eski seviyesine bir türlü dönmedi, çünkü ihracat öncelikleri ve iç düzen tamamen değişmişti. Yani piyasa sadece geçici bir kesintiyle değil, kalıcı görünen bir kaybın gölgesiyle karşılaştı.
Aslında diğer üreticiler bu açığın hatırı sayılır kısmını telafi edebilecek durumdaydı. Bazıları üretimi artırdı da. Yani kağıt üzerinde dünya, kaybolan İran varillerinin çoğunu başka kuyulardan tamamlayabilirdi. Ama burada işin ilginç tarafı devreye girer. Telafi mümkün olsa bile, herkesin aynı anda "ya yetmezse" diye düşünmesi telafiyi anlamsız kıldı. Çünkü artan üretim piyasaya akarken, panik talebi ondan çok daha hızlı şişiyordu.
Asıl yangını panik ve stoklama çıkardı
İkinci şokun en öğretici yanı burada saklı. Üretim kaybı ortamı gerdi ama fiyatı asıl ikiye katlayan, alıcıların hep birlikte stok yığma telaşına kapılması oldu. İlk şokun acısını hala hatırlayan rafineriler, devletler ve şirketler bu kez aynı tuzağa düşmemek için ihtiyaçlarının çok üstünde mal kapatmaya başladı. Niyet mantıklıydı, herkes kendini güvenceye almak istiyordu. Ama toplamı felaketti.
Çünkü her oyuncunun tek tek "ben tedbirimi alayım" demesi, piyasada toplu bir hücum yarattı. Normalde mevcut talebe ek olarak bir de "ihtiyat talebi" doğdu. Yani depoları doldurmak için gelen ekstra alımlar, zaten gergin olan piyasanın üstüne bindi. Bu, susuzluk söylentisinde herkesin bidon doldurmaya koşmasının birebir aynısıydı. Gerçek tüketim belki o kadar artmamıştı ama herkes aynı anda stok büyütmeye kalkınca anlık talep tavan yaptı.
Stoklama kendini besleyen bir döngüye de yol açtı. Fiyat yükseldikçe "demek ki gerçekten kıtlık var" algısı güçlendi, bu da daha çok stoklamayı kışkırttı. Yükselen fiyatın kendisi yeni alıcıları paniğe sürükledi. Böylece fiyat, fiziksel arz açığının çok ötesinde bir yere tırmandı. Piyasa kaybolan varili değil, kaybolma ihtimalini fiyatlıyordu artık ve korku her zaman gerçeğin önünden koşar.
Küçük bir örnek hesap
Mekanizmayı somut rakamla görmek faydalı. Diyelim ki dünya günde 60 birim petrol tüketiyor ve İran krizi bu arzdan 5 birim eksiltti. Yani fiziksel açık 5 birim, kabaca yüzde 8'lik bir kayıp. Mantıken fiyatın da bununla orantılı, ölçülü bir miktar yukarı gitmesi beklenir.
Ama panik devreye girer. Onlarca büyük alıcı, "ya bulamazsam" korkusuyla normalde tutmadığı 4 birimlik ekstra ihtiyat stoğunu aynı anda doldurmaya kalkar. Şimdi piyasanın gördüğü açık 5 değil, 9 birim. Üstelik diğer üreticiler 3 birim ek üretimle açığı kapatmaya çalışsa bile, görünen tablo şöyle çıkar.
| Kalem | Birim | Açıklama |
|---|---|---|
| Gerçek arz kaybı | 5 | İran üretiminin çöküşü |
| Panik stoklama talebi | +4 | İhtiyat alımları aynı anda gelir |
| Diğer üreticilerin telafisi | -3 | Suudi ve diğerleri musluğu açar |
| Piyasanın hissettiği net açık | 6 | Telafiye rağmen panik baskın çıkar |
Görüldüğü gibi gerçek kayıp 5 birimken, panik ve stoklama eklenince piyasanın hissettiği açık daha da büyüdü ve telafi bile bunu kapatmaya yetmedi. Fiyatın neden fiziksel kaybın çok ötesinde, neredeyse ikiye katlanacak kadar fırladığını işte bu basit toplama anlatır. Korku, beş birimlik bir deliği altı birimlik bir uçuruma çevirdi.
Piyasa hafızası. 1979'da İran Devrimi Şah'ı devirdi ve ülkenin petrol üretimi çökünce dünya ikinci petrol şokuyla sarsıldı. Kaybolan variller görece sınırlıydı ama panik alımları ve toplu stoklama açığı katladı, ham petrol bir yılı aşkın sürede yeniden neredeyse ikiye katlandı. Üstüne binen faiz şoku 1980'lerin başındaki durgunluğu iyice derinleştirdi.
Volcker faiz çekiciyle masaya vurdu
Petrol fiyatının ikiye katlanması zaten kabaran enflasyonu iyice azdırdı. Pompadan ısınmaya, nakliyeden gıdaya kadar her şeyin maliyeti yukarı zıpladı. İşte bu noktada hikayeye bambaşka bir oyuncu girer. Amerikan merkez bankasının başına geçen Paul Volcker, kontrolden çıkan enflasyonu kırmak için faizleri o güne dek görülmemiş seviyelere çıkardı.
Volcker'ın mantığı acımasız ama netti. Enflasyonu durdurmanın yolu ekonomiyi soğutmaktan, talebi kısmaktan geçiyordu. Faizler tavana vurunca borçlanmak pahalandı, yatırımlar dondu, harcamalar geriledi. Bu, yangını söndürmek için binayı su altında bırakmaya benziyordu. Enflasyon eninde sonunda kırılacaktı ama bedeli ağır bir ekonomik fren olacaktı.
Bu faiz şoku petrol hikayesiyle iç içe geçti. Bir yanda petrolün ittiği maliyet enflasyonu, öbür yanda onu ezmek için gelen yüksek faiz. İkisi birden ekonomiyi kıskaca aldı. Petrol pahalı, para pahalı, kredi kıt. Sanayi bu çifte baskı altında nefes alamaz hale geldi. İşte 1980'lerin başındaki sert durgunluğun zemini tam burada, petrol şoku ile faiz şokunun çakışmasında döşendi.
Talep yıkımı sahneye çıkıyor
Yüksek fiyat bir süre sonra kendi ilacını da üretir. Buna emtia dünyasında "talep yıkımı" diyoruz. Fiyat öyle bir noktaya çıkar ki, insanlar ve sanayi artık o malı eskisi kadar tüketmemeye, tüketimi kısmaya ya da alternatife kaymaya başlar. Pahalılık, talebi yavaş yavaş kemirir.
İkinci şoktan sonra dünya tam olarak bunu yaptı. Otomobiller daha az yakıt yakacak şekilde küçüldü ve verimlileşti. Fabrikalar petrol yerine kömüre, doğal gaza, nükleere yönelmenin yollarını aradı. Evler yalıtıldı, ısıtma alışkanlıkları değişti, israf azaldı. Hükümetler tasarruf programları açtı. Bütün bunlar tek tek küçük adımlardı ama toplamı dev bir tüketim düşüşü yarattı. Pahalı petrol, insanlığa petrolden tasarruf etmeyi öğretti.
Bu davranış değişikliği kalıcı oldu, işin asıl önemli yanı bu. Fiyat sonradan düşse bile, küçülen arabalar yeniden büyümedi, yalıtılan evler eski haline dönmedi. Yani talep yıkımı bir kez gerçekleştiğinde, tüketim kalıbı temelli değişir. Dünyanın petrol iştahı, ikinci şokun yarattığı tasarruf refleksiyle yapısal olarak geriledi ve bu gerileme yıllarca sürdü.
Korkudan bolluğa savrulan piyasa
İşte burası hikayenin en şiirsel ironisi. Panikle yığılan stoklar, kısılan talep ve devreye giren yeni üretim alanları birleşince, birkaç yıl içinde piyasa tam tersi bir soruna düştü. Az önce yetmeyeceğinden korkulan petrol, şimdi fazla geliyordu. Korkunun şişirdiği fiyat, kendi panzehirini biriktirmişti.
Yüksek fiyat dünyanın her yerinde yeni kuyu açmayı kazançlı kılmıştı. OPEC dışındaki üreticiler, daha önce pahalı olduğu için işletilmeyen sahaları devreye soktu. Kuzey Denizi, Alaska ve başka bölgeler yüksek fiyat sayesinde bol bol petrol pompalamaya başladı. Bir yandan bu yeni arz akarken, öbür yandan talep yıkımı tüketimi kısıyordu. Arz artıyor, talep düşüyor. İki kuvvet aynı yöne, fiyatı aşağı çeken yöne bastırıyordu.
Sonuç, 1980'lerin ortasına doğru biriken devasa bir arz fazlasıydı. Bir zamanlar herkesin kapışmak için yarıştığı petrol, depolarda birikmeye başladı. Bu bolluk, fiyatın sonunda çakılacağı büyük çöküşün zeminini hazırladı. Yani ikinci şokun en kalıcı mirası, yarattığı yüksek fiyatın kendisi değil, o yüksek fiyatın tetiklediği aşırı arz ve düşen talep oldu. Piyasa, korkuyla zirveye çıkıp birkaç yıl sonra bollukla dibe inecekti.
Geriye kalan ders
İkinci petrol şoku bugün hala anlatılıyor, çünkü emtia piyasasının en temel gerçeğini çıplak gösterir. Fiyatı belirleyen şey sadece fiziksel arz ile talep dengesi değil. O dengeye herkesin nasıl tepki verdiği, korkunun mu yoksa serinkanlılığın mı baskın geldiği en az gerçek rakamlar kadar belirleyici olur. İran'da kaybolan variller bir kıvılcımdı ama yangını büyüten asıl yakıt insanların ortak paniğiydi.
Hikaye aynı zamanda piyasaların döngüsel doğasını da öğretir. Aşırı yüksek fiyat hiçbir zaman sonsuza dek sürmez, çünkü kendi çözümünü üretir. Talebi kıyar, yeni arzı davet eder ve sonunda kendi tahtını yıkar. 1979'da herkesin "petrol bitiyor" telaşıyla aldığı pozisyon, birkaç yıl sonra "petrol fazla" gerçeğiyle ters yüz oldu. Zirvede alanlar, dipte satmak zorunda kaldı.
Sonuçta ikinci petrol şoku, bir devrimle başlayıp panikle büyüyen, faiz çekiciyle derinleşen ve talep yıkımıyla kendi sonunu hazırlayan eksiksiz bir döngünün adını taşır. Bugün enerji piyasasında bir kesinti haberi düştüğünde, deneyimli gözcü hemen şu soruyu sorar. Kaybolan arz ne kadar, peki o kayba duyulan korku ne kadar? Çünkü 1979 bize gösterdi ki, çoğu zaman fiyatı uçuran kaybın kendisi değil, kaybetme korkusu olur.