İçeriğe geç
Piyasa verileri hazırlanıyor

Phibro

Metal arbitrajıyla büyüyen bir emtia tüccarının dünyanın en parlak yatırım bankasını satın alıp iki kültürün birbirine hiç ısınamadığını anlaması.

Phibro

Emtia ticaretinin tarihine biraz dikkatli bakınca, bir şirket çıkar karşına ki adı bugün çoğu kişiye yabancı gelir ama bir dönem dünyanın hammadde akışının tam ortasında oturuyordu. Phibro. Açılımı Philipp Brothers olan bu ev, metal, mineral, ham petrol ne varsa alıp satan, dünyanın bir ucundan öbür ucuna taşıyan, arada açılan fiyat farkını kovalayan o klasik tüccar zihniyetinin belki de en saf haliydi. Phibro'yu tek başına bir şirket gibi değil, bir kültürün adı gibi düşünmek lazım. Çünkü bu evin hikayesi, soğukkanlı emtia arbitrajının Wall Street'in cilalı dünyasıyla çarpıştığı o ilginç ana götürür bizi.

Phibro'nun asıl ilginç tarafı, bir tüccarın paranın akıllı tarafına geçme hayalini somut biçimde denemesi. 1981'de şirket, dünyanın en saygın yatırım bankalarından Salomon Brothers'ı satın aldı. Bir emtia evi, bir bankayı yutuyordu. Kağıt üstünde dahiyane görünüyordu, gerçekte ise iki ayrı türün aynı çatı altına sıkıştırılması demekti. Gelin Phibro'nun ne yaptığını, bu birleşmenin neden çatırdadığını ve bütün bunların piyasa açısından ne anlattığını adım adım açalım.

Metal tüccarlığından doğan bir kültür

Phibro'nun kökleri on dokuzuncu yüzyıl sonuna, Avrupa'da kurulan küçük bir metal ticaret evine kadar uzanır. İş başından beri çok somuttu. Bir yerde bakır ucuz, başka yerde pahalı. Bir limanda kurşun fazla, başka limanda alıcı çok. Şirket bu farkları görüp malı ucuzdan alıp pahalıya taşıyarak yaşıyordu. Yıllar içinde bu ev büyüdü, dünyanın dört bir yanına büro açtı, en ücra madeni bile takip eden bir ağa dönüştü.

Bu işin kültürü çok kendine özgüydü. Phibro tüccarı sade giyinirdi, sade yaşardı, gösterişten hoşlanmazdı. Kazanç, malın akışını rakipten önce görmekten geliyordu, kravatın pahalı olmasından değil. Şirket içinde herkes birbirini tanırdı, kararlar hızlı alınırdı, bir telefonda milyonluk kargo el değiştirirdi. Ortaya çıkan kar da masaya oturan herkese görece adil dağılırdı. Bu yüzden Phibro masaları sıkı, sabırlı, ayağı yere basan bir tüccar tipi yetiştirdi.

Yetmişli yıllarda emtia fiyatları tavan yapınca Phibro da uçtu. Petrol şoku, metal kıtlığı, enflasyon derken hammadde ticareti altın çağını yaşadı ve şirket dev karlar açıkladı. Eli para tutan, kasası dolu, dünyanın her köşesinde adamı olan bir tüccar evi olarak doruğa çıktı. İşte tam bu zenginlik, sonradan gelecek o büyük hamlenin de yakıtı oldu.

Tüccarın bankacı olma hayali

Phibro yönetimi seksenli yılların başına geldiğinde elindeki nakitle ne yapacağını düşünüyordu. Emtia ticareti çok karlıydı ama aynı zamanda iniş çıkışlıydı. Fiyatlar tepedeyken kasa şişiyor, döndüğünde işler zorlaşıyordu. Yönetim daha istikrarlı, daha saygın bir gelir kapısı aradı ve gözünü finansın merkezine dikti. Eğer malın ticaretini bu kadar iyi yapıyorsak, paranın ticaretini de yaparız diye düşündüler.

Bu mantık aslında yabancı değil. Emtia tüccarı zaten fiyat farkı, risk, zamanlama gibi kavramlarla yaşar. Tahvil masası da benzer şekilde fiyat farkı kovalar, faiz oynamasını okur, ucuz olanı alıp pahalı olanı satar. Phibro yönetimi bu iki dünyanın aynı refleksle çalıştığını sandı. Arbitraj her yerde aynı iş, ister bakırda olsun ister tahvilde, fark etmez diye baktılar. Kağıt üstünde bu görüş çok da yanlış değildi.

Ama bir incelik vardı ki sonradan acıyla anlaşıldı. Emtia arbitrajı fiziki bir dünyaya dayanır. Geminin nerede olduğu, limanın ne kadar dolu olduğu, malın bozulup bozulmadığı sayılır. Bankacılık ise tamamen kağıt, ilişki ve itibar üstünde durur. İki iş benzer kasları çalıştırıyor gibi görünse de bambaşka bir bedenle yürür. Phibro bu farkı küçümsedi ve bedelini kısa sürede ödedi.

Salomon Brothers neden hedefti

Salomon Brothers o yıllarda Wall Street'in en parlak, en agresif tahvil evlerinden biriydi. Devlet tahvilinden şirket borçlanmasına kadar her şeyde söz sahibiydi, masaları efsaneydi, traderları piyasanın en hırslı isimleriydi. Phibro açısından Salomon, hem itibar hem de finans kaslarına bir anda sahip olmanın en kestirme yoluydu. Yıllar harcayıp sıfırdan banka kurmak yerine, hazır bir devi satın almak çok daha hızlı görünüyordu.

Salomon tarafı için de teklif cazipti. Banka o dönemde sermayeye ihtiyaç duyuyordu, ortakların elindeki payı nakde çevirmek isteyenler vardı. Phibro'nun şişkin kasası tam da bu boşluğu dolduruyordu. Yani başta her iki taraf da kendi açısından karlı bir alışveriş gördü. Phibro itibar ve finans gücü alıyor, Salomon ortakları da nakit ve güçlü bir sırt buluyordu.

Birleşmiş şirketin adı bir süre Phibro-Salomon olarak anıldı. İsim sıralaması bile manidardı, çünkü satın alan taraf emtia eviydi, satın alınan ise banka. Tüccar, bankacının önüne geçmişti tabelada. Ama tabeladaki bu sıralama, içerideki güç dengesini hiç de doğru yansıtmıyordu. Asıl gerilim de burada birikmeye başladı.

İki kültür neden birbirine değmedi

İşin özünü kavramak için iki masaya da yakından bakmak lazım. Phibro tüccarı sabırlı, alçak gönüllü, uzun vadeli düşünen bir tipti. Kazancı yıllara yayar, ortak akılla hareket eder, gösterişi sevmezdi. Salomon traderı ise tam tersiydi. Hızlı, hırslı, bireysel, bir günde devasa kazanan ve devasa kaybeden bir cins. Biri taş üstüne taş koyarak yürüyordu, öbürü her gün piyasayla düello yapıyordu.

Para anlayışları da çatışıyordu. Phibro kültüründe yüksek maaş ve dev primler yadırganırdı, kazanç kuruma aitti. Salomon kültüründe ise yıldız trader, açtığı karın büyük dilimini kişisel olarak ister, alamazsa kalkıp giderdi. Birleşme sonrası emtia tarafının karı düşüp bankacılık tarafının karı parlayınca, kim kime para kazandırıyor tartışması başladı. Phibro yöneticileri kendilerini bir anda, kendi satın aldıkları bankanın yıldızlarına yetişemez halde buldu.

Bir de iş döngüleri ters gitti. Tam birleşmenin ardından emtia fiyatları zayıfladı, Phibro tarafının o eski parlak karı söndü. Aynı dönemde tahvil piyasası canlandı, Salomon masaları para basmaya başladı. Yani satın alan zayıflarken satın alınan güçlendi. Bu tablo, en baştan kurulan güç dengesini tepetaklak etti. Kim patron sorusunun cevabı, kasaya kim daha çok para koyuyorsa ona doğru kaydı ve bu da emtiacıların aleyhineydi.

Arbitraj kültürü neden taşınamadı

Phibro yönetimi en başta şuna inanmıştı. Emtiada işleyen o keskin arbitraj disiplini, finansa da olduğu gibi taşınır. Oysa iki dünyanın altyapısı bambaşkaydı. Emtiada riskini somut bir mal sınırlar. Elindeki kargo en kötü ihtimalle bir değer taşır, sıfıra inmez, gemi limana ulaşınca iş kapanır. Tahvil ve türev masasında ise risk soyut, kaldıraçlı ve çok daha hızlı yayılır. Bir pozisyon bir günde katlanarak büyür, kontrolü kaçırırsan kasayı boşaltır.

Kültürel aktarım da kağıt üstünde kaldı. Phibro patronları, Salomon traderlarına kendi sabırlı, kurumu önceleyen anlayışını benimsetmek istedi. Ama o traderlar bambaşka bir teşvik sistemiyle büyümüştü. Sen onlara kazancı kuruma bırak dedikçe, onlar daha yüksek prim ödeyen başka kapılara baktı. Kültür tepeden inme bir kararla değişmiyordu, çünkü insanları masaya bağlayan şey para ve özgürlüktü, yönetimin telkini değil.

Küçük bir hesapla farkı somutlaştıralım. Diyelim emtia masası bir yılda elli milyon dolar kar açtı ve bunu kuruma yazdı, ortalama bir tüccar primi gördü. Aynı yıl bir tahvil masası da elli milyon dolar kazandı ama yıldız traderı bunun önemli bir dilimini kişisel prim olarak talep etti.

Kalem Emtia masası Tahvil masası
Yıllık kar 50 milyon dolar 50 milyon dolar
Kuruma kalan pay 45 milyon dolar 30 milyon dolar
Yıldıza giden prim 5 milyon dolar 20 milyon dolar

Aynı karı açan iki masa, kazancı bambaşka paylaşıyordu. Tahvil tarafının yıldızı dört kat fazla götürünce, emtia tarafının kıdemli tüccarı haklı olarak rahatsız oldu. İşte iki kültürü bir arada tutamayan kırılma, tam da bu basit tablonun içinde yatıyordu.

Birleşmenin kısa ömürlü sonu

Gerilim uzun sürmeden patladı ve şirketin tepesinde bir güç savaşı çıktı. Emtia kanadından gelen yönetimle, parlayan bankacılık kanadı çekişti. Sonunda kazanan, kasaya en çok parayı koyan taraf oldu.

Piyasa hafızası. Philipp Brothers, yani Phibro, 1981'de Salomon Brothers'ı satın alarak bir emtia tüccarının Wall Street yatırım bankacılığıyla aynı çatı altına girdiği nadir örneklerden birini oluşturdu. Bu birleşme uzun ömürlü olmadı. Emtia fiyatları zayıflarken bankacılık tarafı parladı, iki kanat arasındaki güç savaşı kısa sürede tepe yönetimi çatışmasına dönüştü ve denge, kurucu emtia kültürünün aleyhine bozuldu. Yıldız trader ücretleriyle alçak gönüllü tüccar geleneği aynı masaya hiç oturamadı.

Sonuçta tabelanın baş köşesi yer değiştirdi. Bir zamanlar satın alan taraf olan Phibro ismi geri çekildi, bankacılık tarafı öne geçti ve şirket zamanla Salomon adıyla anılır oldu. Emtia ticareti birimi küçüldü, eski parlak günlerinden uzaklaştı, koca yapının içinde küçük bir köşeye sıkıştı. Satın alan yutulmuştu adeta.

İşin en ironik tarafı da bu. Phibro, paranın daha istikrarlı dünyasına sığınmak için bankayı almıştı. Oysa o banka, emtia evini istikrara kavuşturmak yerine kendi hırslı, çalkantılı kültürünü dayattı ve sonunda kurucu evi kenara itti. Tüccar bankacı olmaya kalkarken, bankacının dünyasında eridi gitti.

Piyasa bu hikayeyi nasıl okur

Deneyimli bir göz Phibro hikayesine baktığında bundan tek bir şirket öyküsü değil, kalıcı bir ders çıkarır. Birincisi, iki iş benzer kaslarla çalışıyor diye aynı kültürle yürümez. Emtia arbitrajı da finans arbitrajı da fiyat farkı kovalar, doğru, ama biri somut mala, öbürü soyut kağıda dayanır. Birinin disiplini diğerine olduğu gibi geçmez. Phibro bu farkı küçümsedi ve kendi satın aldığı kurumun içinde kayboldu.

İkincisi, kültür parayla yön bulur, telkinle değil. Phibro yönetimi alçak gönüllü, kurumu önceleyen anlayışını Salomon masalarına anlatmaya çalıştı ama o masalar dev primlerle besleniyordu. İnsanları bir arada tutan şey teşvik sistemiydi ve iki evin teşvik sistemi taban tabana zıttı. Yüksek prim mantığıyla çalışan bir trader, sırf yönetim öyle istiyor diye kazancını kuruma bırakmaz. Bu yüzden kültür birleşmesi kağıtta kaldı, gerçekte iki ayrı dünya aynı binada yan yana ama ayrı yaşadı.

Üçüncüsü ve belki en kalıcısı, bir satın almada kimin gerçekten patron olduğunu tabela değil, nakit akışı belirler. Phibro satın alan taraftı, ismi baş köşedeydi, ama iş döngüsü tersine dönüp para bankacılık tarafından akmaya başlayınca güç de oraya kaydı. Kim kasaya daha çok koyuyorsa masaya o hükmeder. İşte Phibro tam da bu yüzden bir isimden çok bir uyarı levhası. Emtia tüccarının paranın akıllı tarafına geçme hayali bu evde sınandı ve iki kültürün aynı çatıya kolayca sığmadığını piyasaya bütün açıklığıyla gösterdi.

emtia ticareti

ABD