| Künye | |
| Borsa | LME (Londra) |
| Kontrat boyu | 25 ton |
| Kalite | P1020A, %99.7 |
| Birim | ton başına dolar |
| İkiz piyasa | SHFE |
Alüminyum dünyanın en çok kullanılan ikinci metali, demirden sonra. Ama bakırın aksine ona biraz daha az saygı gösteriliyor, çünkü ucuz, çünkü her yerde. İçecek kutusundan uçak gövdesine, pencere doğramasından elektrik hattına kadar girmediği yer yok. Hafif, paslanmaz, sonsuz kez geri dönüşebilen bir metal. Tam da bu yaygınlık onu sanayi metalleri arasında en politik, en çok manipüle edilmiş, en çok skandala bulaşmış emtia haline getiriyor.
Fiyatı Londra'da, London Metal Exchange'de belirleniyor. LME'nin üç aylık (three-month) alüminyum kontratı tüm dünyada referans alınan rakam. Şanghay'daki SHFE kontratı ise ikiz kardeşi, Çin iç piyasasının nabzını tutuyor. Bu ikisi arasındaki fark, yani Londra ile Şanghay arasındaki makas, başlı başına bir hikaye, ona birazdan geleceğiz.
Künye ve kalite
LME alüminyum kontratının standart lotu 25 ton. Teslim edilen metalin kalitesi P1020A, yani saflığı en az yüzde 99.7. Geriye kalan yüzde 0.3'ün içinde demir ve silisyum gibi safsızlıklar var, P1020 bu safsızlıkların oranını da kesin sınırlar içinde tutuyor. Fiyatlama ton başına dolar üzerinden.
P1020 sektörde "primary aluminium", yani birincil alüminyum demek. Boksitten alümine, alüminden de elektroliz yoluyla elde edilen ham metal. Hurda eritilerek elde edilen ikincil alüminyumdan farklı, çünkü ikincil metalde alaşım kalıntıları ve kontrol edilemeyen safsızlıklar oluyor. LME borsasında işlem gören şey her zaman bu temiz P1020 külçe.
Elektrikle dökülen metal
Alüminyum üretiminin tek bir gerçeği var, o da elektrik. Boksit madeninden çıkan cevheri önce alümine çeviriyorsun (Bayer prosesi), sonra o alümini Hall-Héroult denen elektroliz hücrelerinde eritip metale ayrıştırıyorsun. Bu ikinci adım canavar gibi elektrik yiyor. Bir ton alüminyum için kabaca 13-15 megavatsaat elektrik gerekiyor, bu da ortalama bir Türk hanesinin yıllık tüketiminin birkaç katı.
İşte bu yüzden alüminyuma "katı halde elektrik" diyenler var. Metalin maliyetinin büyük kısmı cevherden değil, prizden geliyor. Bir izabe tesisinin nerede kurulacağını boksit yatakları değil, ucuz ve kesintisiz elektriğin nerede olduğu belirliyor.
Bu da üretim coğrafyasını ilginç bir yere çekiyor. İzlanda jeotermal ve hidroelektriğiyle alüminyum üretiyor, Kanada ve Norveç bol hidroelektriğiyle aynısını yapıyor. Ortadoğu ülkeleri ucuz doğalgazıyla devasa tesisler kurdu. Elektrik fiyatı yükseldiğinde, mesela 2022 enerji krizinde Avrupa'da olduğu gibi, izabe tesisleri kapanır. Çünkü hücreyi söndürmek pahalı, ama açık tutmak daha da pahalı hale gelmişti, birçok Avrupalı üretici kapasitesini kıstı veya tamamen durdurdu.
Talep ucu, kutudan uçağa
Alüminyumun nereye gittiğine baktığında karşına geniş bir yelpaze çıkıyor. İnşaat sektörü pencere ve cephe kaplamasıyla büyük bir alıcı. Ulaştırma ikinci büyük kalem, otomobil üreticileri arabaları hafifletip yakıt tüketimini düşürmek için çeliği alüminyumla değiştiriyor. Elektrikli araç dalgası bu eğilimi hızlandırdı, çünkü ağır bataryayı taşıyan aracın gövdesi olabildiğince hafif olmalı.
Ambalaj kısmı da kendi başına dünya. İçecek kutusu denince akla alüminyum geliyor, yılda yüz milyarlarca kutu üretiliyor. İçecek devleri alüminyum fiyatının her hareketini yakından izliyor, çünkü bir kutunun maliyetinde metal en büyük girdi. Bu detay birazdan anlatacağım skandalın kalbinde duracak.
Elektrik iletim hatları da alüminyumu seviyor, çünkü bakıra göre çok daha hafif ve ucuz, iletkenliği biraz düşük olsa da yüksek gerilim hatlarında ideal. Yenilenebilir enerji yatırımları, güneş paneli çerçeveleri ve şebeke genişlemesi talebi besleyen yeni damarlar.
Fiyatı kim belirliyor
Alüminyum fiyatının iki ayağı var. Birincisi LME'de belirlenen ana fiyat, yani borsa fiyatı. İkincisi fiziki prim. Bir üreticiden gerçek metali alıp kendi fabrikana getirtmek istediğinde, borsa fiyatının üstüne bir prim ödüyorsun. Bu prim teslim noktasına göre değişiyor, ABD için Midwest primi, Avrupa ve Asya için ayrı primler işliyor.
Borsa fiyatı arz talep dengesini, makro havayı ve doları yansıtıyor. Prim ise işin lojistik tarafını, yani metalin fiziken nerede ve ne kadar kolay bulunabildiğini gösteriyor. İkisi birbirinden bağımsız hareket edebiliyor, bazen borsa fiyatı düşerken prim fırlıyor. Bu ayrımı anlamayan biri alüminyum piyasasını hiç anlamaz, çünkü hikayenin yarısı bu primin içinde saklı.
Maliyet tarafında elektrik fiyatı ve karbon maliyeti belirleyici. Avrupa'da karbon fiyatlandırması (ETS) izabe tesislerinin maliyetine doğrudan ekleniyor. Kömürle çalışan tesisler ucuz ama kirli, hidroelektrikle çalışanlar pahalı kurulum ama temiz üretim sunuyor.
Londra ile Şanghay arası makas
LME ile SHFE arasındaki fiyat farkı arbitrajcıların oyun alanı. Çin dünya alüminyumunun yarısından fazlasını üretiyor ve aynı zamanda en büyük tüketicisi. İki borsa arasındaki makas açıldığında metal akışı yön değiştiriyor, Çin'den ihracat artıyor veya azalıyor.
Çin'in aşırı kapasitesi bu denklemde sürekli bir gölge. Pekin yıllar boyunca izabe kapasitesini öyle genişletti ki, üretim tavanı koymak zorunda kaldı, yıllık 45 milyon ton civarında bir sınır çizdi. Bu tavan piyasada psikolojik bir çapa, çünkü Çin gaza basarsa dünya fiyatı baskılanır, freni çekerse fırlar. SHFE fiyatı bu iç dinamiği, Londra fiyatı ise dış dünyayı temsil ediyor, makas da ikisinin arasındaki gerilimi ölçüyor.
| Özellik | LME Alüminyum | SHFE Alüminyum |
|---|---|---|
| Borsa | Londra | Şanghay |
| Para birimi | Dolar | Yuan |
| Rol | Küresel referans | Çin iç piyasası |
| İzleyen kesim | İhracatçı, küresel üretici | Çinli tüccar, alıcı |
Depo kuyruğu skandalı
Şimdi geldik alüminyumun en meşhur, en utanç verici dönemine. LME sadece bir kağıt borsası değil, dünyanın dört bir yanında lisanslı depoları var, gerçek metal o depolarda saklanıyor. Normalde sistem basit, metalini bırakırsın, satarsın, alıcı çıkıp metali alır.
Piyasa hafızası. 2010 ile 2014 arasında LME'nin Detroit depolarında alüminyum çıkış kuyrukları aylara, hatta bir buçuk yıla uzadı. Goldman Sachs ve Glencore gibi depo sahipleri metali içeride tutarak fiziki primi yapay olarak şişirdi, her geçen gün depolama ücreti kazanıyorlardı. Bira ve içecek üreticileri kutu maliyetlerinin patlaması üzerine ABD Kongresi'ne şikayette bulundu. Baskı o kadar büyüdü ki LME çıkış kurallarını baştan yazmak, deponun günde ne kadar metal çıkarması gerektiğini zorunlu kılmak durumunda kaldı.
Olayın mekaniği şuydu. Goldman Sachs 2010'da Detroit'teki Metro adlı depo şirketini satın aldı. Depoya metal kolay giriyordu ama çıkışı kasıtlı olarak yavaşlatıldı. Metali çekmek isteyen alıcı kuyruğa giriyor, aylarca bekliyor, bu sırada her gün depolama kirası işliyordu. Metal bir depodan çıkıp başka bir depoya taşınıyor, kağıt üstünde "hareket ediyor" ama gerçek alıcıya ulaşmıyordu. Buna sektörde "merry-go-round", yani atlıkarınca dendi.
Sonuçta borsa fiyatı düşükken bile fiziki primler tarihi zirvelere çıktı. İçecek üreticisi her kutu için fazladan ödüyordu, çünkü gerçek metale ulaşmak parayla ve sabırla mümkündü. Skandal mahkemelere taşındı, kongre oturumları yapıldı, LME milyarlarca dolarlık davalarla boğuştu. En sonunda borsa "load-out rate" denen zorunlu çıkış hızını getirdi, kuyruğu uzun olan deponun daha hızlı metal salması şart koşuldu. Bu olay alüminyum piyasasının masumiyetini kaybettiği an olarak hatırlanıyor.
Yeşil alüminyum primi
Son yılların yeni hikayesi karbon ayak izi. Aynı P1020 külçe, hidroelektrikle üretildiyse bir fiyat, kömürle üretildiyse başka bir algı taşıyor. Otomobil üreticileri ve ambalaj devleri düşük karbonlu metal için fazladan ödemeye razı, çünkü kendi karbon hedeflerini tutturmaları gerekiyor.
Bu talep "yeşil alüminyum primi" denen yeni bir katman doğurdu. LME bile düşük karbonlu alüminyum için ayrı bir platform açtı. Norveç ve Kanada gibi hidroelektrikle üreten ülkelerin metali bu primi cebe atıyor, kömüre dayalı Çin üretimi ise iskontoya zorlanıyor. Henüz çok büyük bir fark değil ama her geçen yıl açılıyor, çünkü alıcının arkasında düzenleyicinin baskısı var.
İşin ilginç tarafı, alüminyum zaten dünyanın en geri dönüştürülebilir metallerinden biri. Bir kutuyu eritip yenisini yapmak, ham metal üretmenin sadece yüzde 5'i kadar enerji harcıyor. Yani metalin kendisi yeşile en yakın aday, sorun sadece o ilk üretimdeki devasa elektrik faturası.
Toparlarsak
Alüminyum ucuz ve sıradan görünen ama altında derin gerilimler taşıyan bir metal. Fiyatı bir yandan elektrik faturasına, bir yandan Çin'in kapasite kararlarına, bir yandan da Londra depolarındaki oyunlara bağlı. P1020 külçenin borsa fiyatı bir rakam, ama o metali eline almanın gerçek bedeli her zaman primlerin, kuyrukların ve karbon hesabının içinde gizli. Bir kutu birayı her açtığında, Detroit'te aylarca süren o çıkış kuyruklarını hatırla.