| Künye | |
| Borsa | COMEX (CME, New York) |
| Kontrat boyu | 25.000 pound |
| Birim | pound başına dolar |
| Teslim | ABD onaylı depolar |
| İkiz piyasa | LME |
Comex Bakır, Amerika Birleşik Devletleri'nin iç bakır referans fiyatını belirleyen vadeli kontrat. New York'taki COMEX borsasında işlem görüyor, COMEX de Chicago merkezli dev türev borsası CME'nin bünyesinde. Londra'daki LME dünyanın geri kalanına çıpa olurken, COMEX Kuzey Amerika'nın kendi içinde ne kadar ödediğini söylüyor. İki piyasa çoğu zaman birbirine yakın seyreder ama aralarındaki fark, yani spread, bazen tüccarların kasasını dolduran ya da boşaltan asıl hikayeyi anlatır.
Kontratın künyesi
COMEX bakır kontratı 25.000 pound üzerine yazılı. Bu yaklaşık 11,3 metrik tona denk geliyor, yani LME'nin 25 tonluk lotunun kabaca yarısı kadar. Fiyatlama pound başına sent cinsinden yapılıyor, ton başına dolar değil. Borsa ekranında bakırı 4,20 dolar gibi bir rakamla görürsünüz, bu pound başına ödenen dolar tutarı.
Pound bazlı fiyatlama Amerika piyasasının kendine has alışkanlığı. Avrupa ve Asya ton üzerinden konuşurken ABD imalatçısı bakırı pound ile satın alır, faturasını pound ile keser. Bir tüccar COMEX ile LME'yi karşılaştırırken önce birim çevirmek zorunda. Pound başına 1 sentlik hareket, ton başına yaklaşık 22 dolara karşılık geliyor. Bu çevrim refleksi piyasada çalışan herkesin kafasına kazınmış.
Teslimat fiziki. Kontrat sona erdiğinde alıcı isterse gerçek bakır katot ya da külçe teslim alabiliyor, hem de ABD içinde, borsanın onayladığı depolardan. Bu nokta önemli çünkü COMEX'i kağıt üstünde bir bahis olmaktan çıkarıp Amerika'nın fiziki metal akışına bağlıyor. Vadeli kontratların ezici çoğunluğu teslimata gitmeden kapanır, taraflar pozisyonu nakit fark üzerinden tasfiye eder. Ama teslimat seçeneğinin gerçekten var olması, kağıt fiyatı ile fiziki metalin birbirinden kopmasını engelliyor. Borsanın onayladığı depo ağı da bu yüzden sürekli mercek altında, hangi depoda ne kadar bakır beklediği piyasanın gözünden kaçmıyor.
Neden ayrı bir Amerika fiyatı var
Bakır küresel bir metal, peki neden ABD'nin ayrı bir referansa ihtiyacı oluyor. Cevap coğrafya ve lojistikte saklı.
Amerika tükettiği bakırın hatırı sayılır bir kısmını ithal ediyor. Şili, Peru, Kanada bu metali ABD limanlarına taşıyor. Metalin okyanus aşırı yolculuğu, gümrük süreçleri, iç nakliye masrafı, hepsi New York fiyatına yansıyor. Londra'daki bir depo ile Amerika'daki bir depo arasında doğal bir maliyet farkı oluşuyor. COMEX bu yerel gerçekliği fiyatlıyor.
İkincisi, ABD imalatı kendi takvimine, kendi talep döngüsüne sahip. İnşaat sezonu, otomotiv üretim planları, elektrik şebekesi yatırımları, veri merkezi inşaatı, hepsi yerel bakır iştahını biçimlendiriyor. COMEX bu iç nabzı tutuyor. Bu yüzden bir Amerikan kablo üreticisi ya da klima fabrikası alım yaparken Londra'ya değil New York'a bakar.
Talep ucu kimden geliyor
Bakırın gittiği yerler aşağı yukarı her yerde. Elektrik kabloları, motor sarımları, su ve gaz tesisatı, devre kartları. İletkenliği gümüşten sonra en yüksek ikinci metal, fiyatı da gümüşe göre uygun olunca elektrik dünyasının vazgeçilmezi olmuş.
Son yıllarda talebin yönü iyice elektriklendi. Elektrikli araç bir bakır yığını, içten yanmalı muadiline göre üç dört kat fazla bakır taşıyor. Rüzgar türbini, güneş paneli, şarj istasyonu, hepsi bakır yutuyor. Buna bir de yapay zeka dalgasının patlattığı veri merkezi inşaatı eklendi. Sunucu çiftlikleri devasa elektrik altyapısı istiyor, o altyapının damarları bakır.
Amerika'da bu talebin önemli bir bölümü doğrudan COMEX fiyatına endeksli sözleşmelerle karşılanıyor. İmalatçı tedarikçisiyle anlaşırken "COMEX artı şu kadar prim" formülünü kullanıyor. Yani borsa fiyatı sadece spekülatörün ekranında değil, gerçek fabrika faturasında yaşıyor.
Fiyatı ne oynatıyor
COMEX bakırı çeken ve iten kuvvetler iki katmanda toplanıyor. Bir tarafta küresel arz talep dengesi var, madenlerden gelen üretim, Çin'in iştahı, stok seviyeleri. Bu katman LME ile ortak. Diğer tarafta Amerika'ya özgü etkenler duruyor, iç talep, ithalat maliyeti, gümrük politikası ve depo stokları.
Çin tarafı her zaman gölgede bekliyor. Dünya bakır talebinin yarısına yakını oradan geliyor. Çin imalatı yavaşladığında bütün piyasa hisseder, COMEX dahil. Ama COMEX'in kendine has bir titreşimi var, o da ABD'nin metale erişim koşulları.
Stok rakamları yakından izleniyor. COMEX depolarındaki bakır miktarı arttıkça piyasa bol metal sinyali alıyor, azaldıkça gerginlik artıyor. Bu stok hareketleri çoğu zaman fiyattan önce yön veriyor, deneyimli tüccar depo verisini fiyat grafiği kadar dikkatle okuyor.
Spread, arbitraj ve hedge fonları
İşin asıl tuzu biberi COMEX ile LME arasındaki farkta. İki borsa aynı metali fiyatlıyor ama her zaman aynı rakamı vermiyor. Aradaki açıklığa arbitraj penceresi deniyor.
Mantık basit. COMEX, LME'den yeterince pahalıysa, tüccar Londra tarafından ucuza bakır alıp Amerika'ya gemiyle taşıyor ve New York'ta pahalıya satıyor. Tek şart, taşıma ve gümrük masrafları kapatıldıktan sonra elde net bir kar kalması. Bu fark belli bir eşiği aştığında metal otomatik olarak okyanusu geçmeye başlıyor. Piyasa bu mekanizmaya güveniyor, çünkü iki fiyatı uzun vadede birbirine yakın tutan tam da bu fiziki akış.
Hedge fonları ve emtia masaları bu spread üzerinden pozisyon alıyor. Bir tarafta COMEX'te alıp diğer tarafta LME'de satarak ikisinin yakınsamasına oynayan stratejiler kuruluyor. Bu pozisyonlar normalde sessiz çalışır, farkı dar tutar ve piyasanın dengesini sağlar. Ama dengeyi bozan bir haber geldiğinde aynı fonlar bu sefer farkı açan tarafa geçiyor, hareket büyüyor.
Spekülatif pozisyonların boyutu da ayrı bir gösterge. Büyük fonlar bakırda net alıcı tarafa yığıldığında piyasa boğa beklentisi okuyor, satıcı tarafa kaydıklarında tersi. Bu pozisyon verisi haftalık yayımlanıyor ve tüccarlar fonların ne tarafa yaslandığını yakından izliyor. Çünkü aşırı tek yöne yüklenmiş bir piyasa küçük bir haberle bile sert biçimde geri dönebiliyor, fonlar pozisyonu kapatmak için aynı anda kapıya koştuğunda fiyat keskin sıçramalar yapıyor.
Arbitrajın bir de fiziki tarafı var. Spread açıldığında metali taşıyan asıl oyuncu büyük emtia tüccarları, Glencore, Trafigura gibi isimler. Onlar için pencere açıldığında binlerce ton bakırı gemilere yükleyip okyanus aşırı yönlendirmek günlük iş. Bu fiziki arbitrajcılar farkı kapatan asıl mekanizma, çünkü metali gerçekten taşıyıp pahalı piyasaya boşaltıyorlar ve bu akış fiyatları yeniden hizalıyor.
Tarifenin yarattığı deprem
2025 yılı COMEX bakırı için bir deprem oldu. Washington'ın ithal bakıra gümrük vergisi getirebileceği konuşulmaya başlandı. Henüz vergi yürürlüğe girmemişti, sadece ihtimal vardı. Ama piyasa için ihtimal bile yeterliydi.
Mantık şuydu. Eğer ABD bakır ithalatına vergi koyacaksa, vergiden önce metali içeri sokmak isteyen herkes acele edecek. İçeride biriken bakır vergiden muaf kalır, sonradan gelen ise pahalanır. Bu beklenti New York fiyatını yukarı fırlattı. COMEX, LME'nin ton başına 1.000 dolar üstüne çıktı, daha önce görülmemiş bir uçurum.
Piyasa hafızası. 2025'te ABD'nin bakıra gümrük vergisi getirebileceği beklentisi piyasayı altüst etti. COMEX fiyatı LME'nin ton başına 1.000 doların üzerine çıkınca tüccarlar dünyanın dört bir yanından metali ABD limanlarına yönlendirdi. Gemiler rotasını New York'a çevirdi, küresel stok dengesi bozuldu ve diğer bölgeler ani bir bakır kıtlığıyla karşılaştı.
O prim açılır açılmaz tüccarlar harekete geçti. Şili'den, Avrupa'dan, Asya'dan yola çıkan bakır rotasını ABD limanlarına çevirdi. Herkes vergiden önce metalini içeri sokup arbitraj farkını cebe atmak istedi. Sonuç, Amerika'nın depolarına akın eden bir metal seli oldu.
Bu akış dünyanın geri kalanını susuz bıraktı. Bakır New York'a koştukça Londra ve Şanghay depolarındaki stok eridi, o bölgelerde fiziki metal bulmak zorlaştı. Tek bir piyasanın primi tek başına küresel bir lojistik dalgası yarattı. Tarife henüz kağıt üstünde bile değilken, beklentisi tonlarca metali okyanuslar arası taşıttı.
İki piyasanın hassas dengesi
COMEX ve LME birbirinin rakibi gibi görünse de aslında birbirini tamamlıyor. Biri Amerika'nın iç gerçeğini, diğeri dünyanın geri kalanını fiyatlıyor. İkisi arasındaki köprü ise fiziki bakırın kendisi, gemilere yüklenip okyanus geçen gerçek metal.
Normal zamanlarda bu köprü sessiz işliyor, fark birkaç senti geçmiyor. Ama 2025 gösterdi ki politik bir söylenti bile bu dengeyi sarsmaya yetiyor. COMEX'i izleyen biri sadece bakır arzını talebini değil, Washington'ın masasındaki kararları da hesaba katmak zorunda.
Bir kablo fabrikası sahibi için COMEX günlük maliyetin kaynağı. Bir hedge fonu için spread bir fırsat. Bir madenci için ise hangi limana yük göndereceğinin pusulası. Aynı rakam herkese farklı bir şey söylüyor, hepsi de aynı yerde buluşuyor, New York'taki o pound başına sent fiyatında.