| Künye | |
| Borsa | CBOT (CME Group) |
| Kontrat | 5.000 bushel |
| Birim | sent başına bushel |
| Ana üretici | Brezilya, ABD, Arjantin |
| Kullanım | ezme (yağ + küspe) |
Soya fasulyesini ilk gören biri pek bir şey anlamaz. Avuç içinde küçük, sarımsı, sertçe taneler. Ama bu mütevazı görüntünün arkasında dünyanın en hareketli tarım piyasalarından biri saklanıyor. Soyayı özel kılan şey tek başına yenen bir ürün olmaması. Onu kırıyorsunuz, eziyorsunuz ve içinden iki ayrı dünya çıkıyor. Bir yanda mutfak rafına giden yağ, diğer yanda hayvan ahırlarına giden protein dolu küspe. İşte soyanın bütün hikayesi bu ikiye bölünme üzerine kurulu. Fiyatını da bu yüzden tek başına okuyamazsınız. Önce soya yağına bakarsınız, sonra soya küspesine bakarsınız, en sonunda ikisinin toplamını çekirdeğin maliyetiyle karşılaştırırsınız.
Borsadaki yeri
Soyanın küresel fiyat referansı Chicago'da, CBOT'ta belirlenir. Bugün CME Group çatısı altında işlem gören bu kontrat, tarım vadeli işlemlerinin en eski ve en derin pazarlarından biri. Standart bir soya kontratı yaklaşık 136 ton çekirdeği temsil eder ve fiyatlar bir ölçek başına sent cinsinden kote edilir. Yani ekranda 1.350 yazıyorsa, bu bir ölçek için 13 dolar 50 sent demek.
Soyanın güzel tarafı tek başına değil, bir aile olarak işlem görmesi. Çekirdeğin yanında soya yağı kontratı ve soya küspesi kontratı da ayrı ayrı listelenir. Bu üçlü, tüccarların gözünde tek bir denklemin parçaları. Çekirdeği alıp ezeceksin, yağ ve küspe satacaksın, aradaki farka bakacaksın. Bu fark piyasada kendine özel bir isimle anılır ve soya dünyasının kalbini oluşturur.
Crush dedikleri o sihirli marj
Soya ticaretinde herkesin diline doladığı kelime crush. Türkçesiyle ezme marjı. Mantığı son derece basit aslında. Bir fabrikatör çekirdeği satın alıyor, kırma tesisinden geçiriyor, çıkan yağı ve küspeyi piyasaya sürüyor. Yağ ve küspeden eline geçen para, çekirdeğe ödediği paradan ne kadar fazlaysa marjı o kadar geniş.
Borsada bu işi simüle eden bir pozisyon bile var. Çekirdek alıp yağ ve küspe satınca elinizde işlenmiş soyanın karlılığına bahis kalır. Marj genişlediğinde ezme tesisleri tam gaz çalışır, çekirdek talebi artar, fiyat yukarı gider. Marj daraldığında fabrikalar üretimi kısar. Yani crush sadece bir muhasebe kalemi değil, bütün zincirin nabzını tutan göstergenin ta kendisi.
Bir ölçek çekirdekten yaklaşık 5 kilo civarı yağ ve 22 kilo civarı küspe çıkar. Ağırlığın büyük kısmı küspeye gidiyor ve işte bu yüzden soyanın asıl efendisi yağ değil, protein. Bazı dönemlerde yağ fiyatı tavan yapar, fabrika çekirdeği yağ için ezer. Bazı dönemlerde küspe öne geçer, bu kez ahırların talebi sahneyi belirler. İki ürün arasındaki bu çekişmeye piyasa oil share diyor, yani ezilen değerin ne kadarının yağdan geldiği. Biyoyakıt politikaları soya yağını talep ettikçe bu pay yükseliyor ve marj denklemi baştan kuruluyor. Yani bir tüccar soyaya baktığında aslında üç fiyatı aynı anda kafasında tutuyor.
Asıl müşteri kim
Burada çoğu insanın kafasındaki resim ters döner. Soyayı insanlar yesin diye üretmiyoruz. Üretilen soyanın çok büyük bölümü hayvan midesine gidiyor. Soya küspesi, tavuğun, domuzun, balığın yemine katılan en güçlü bitkisel protein kaynağı. Bir ülkenin et tüketimi arttıkça soya talebi de peşinden sürükleniyor.
Bu denklemin ortasında Çin duruyor. Dünyanın en büyük domuz sürüsü Çin'de ve o sürüyü beslemek için akıl almaz miktarda soya gerekiyor. Çin yıllar içinde küresel soya ithalatının büyük bölümünü tek başına yutar oldu. Ülke kendi tarlasında yetiştirdiğiyle bu açlığı kapatamıyor, o yüzden gemilerle dışarıdan getiriyor. Çin'in domuz fiyatı bile soya piyasasının takip ettiği bir veri çünkü domuz pahalanınca çiftçi sürüyü büyütüyor, sürü büyüyünce yem talebi patlıyor.
Bu bağımlılık tek yönlü bir baskı yaratıyor. Çin'de bir salgın çıkıp sürü kırıldığında soya talebi anında geriliyor ve Chicago fiyatı bunu hemen hissediyor. Nitekim bir domuz hastalığı dalgası ülkenin sürüsünü vurduğunda küresel soya alımı yavaşladı ve bütün piyasa nefesini tuttu. Tersi de geçerli. Sürü toparlanıp büyümeye başlayınca limanlar yeniden gemi gemi soya çekti. Tek bir ülkenin yemlik talebi bu kadar belirleyici olunca, soya tüccarları artık Pekin'deki tarım haberlerini Iowa'daki yağmur kadar dikkatle okuyor.
Brezilya nasıl zirveye oturdu
Yıllarca soya denince akla ABD gelirdi. Iowa, Illinois, o bitmek bilmeyen Midwest tarlaları. Ama denge çoktan kaydı. Bugün dünyanın bir numaralı soya üreticisi ve ihracatçısı Brezilya. ABD ikinci sırada, Arjantin üçüncü. Güney Amerika hattı toplamda öyle büyük bir hacim üretiyor ki kuzey yarımkürenin elini kolunu bağlıyor.
Brezilya'nın yükselişi tesadüf değil. Cerrado denen geniş savan toprakları tarıma açıldı, ulaşım altyapısı genişledi, iklim avantajıyla yılda iki ürün alınabiliyor. Brezilya hasadı tam ABD'nin hasat dışı kaldığı aylara denk düşüyor, böylece Çin gemileri yıl boyu bir o limana bir bu limana yöneliyor.
Safrinha ve takvimin oyunu
Brezilya tarımının en zekice yanı çift ekim sistemi. Çiftçi önce soyayı ekiyor, hasat ediyor, hemen ardından aynı tarlaya mısır ekiyor. Bu ikinci mısır ekimine safrinha deniyor. Soya erken hasat edilirse safrinha mısırı vaktinde toprağa giriyor ve iyi verim veriyor. Soya gecikirse mısır kurak döneme yakalanıp zarar görüyor.
Bu rotasyon yüzünden soya takvimi sadece soyacıları değil mısırcıları da ilgilendiriyor. Bir tarladaki iki ürün birbirinin kaderini belirliyor. Piyasa bu yüzden Brezilya'da ekim tarihlerini, yağış rejimini, hasadın hızını gün gün izliyor. Tarlanın takvimi şaşarsa zincir baştan aşağı sallanıyor.
Realin gizli eli
Brezilya soyasının fiyatını anlamak için sadece tarlaya bakmak yetmez, döviz kuruna da bakmak gerekir. Brezilya çiftçisi soyasını dolar üzerinden satar ama masraflarını kendi para birimi realle öder. Real değer kaybedince çiftçinin eline geçen yerel para artar, böylece düşük dolar fiyatına bile rahatça satış yapar.
Bu durum dünya piyasasında ilginç bir etki yaratıyor. Real zayıfladığında Brezilyalı üretici satışa daha istekli oluyor, küresel arz bollaşıyor, Chicago fiyatı baskı altına giriyor. Real güçlendiğinde tam tersi. Yani Sao Paulo'daki bir merkez bankası kararı, Iowa'daki bir çiftçinin cebine dokunabiliyor. Soya artık sadece bir tarım emtiası değil, aynı zamanda bir döviz hikayesi.
Piyasayı kalıcı değiştiren kavga
Soyanın hafızasında silinmeyen bir dönüm noktası var. O olay piyasanın haritasını yeniden çizdi.
Piyasa hafızası. 2018'de ABD ile Çin arasında ticaret savaşı kızıştığında Çin, ABD soyasına ağır gümrük vergisi koydu ve alımları neredeyse tamamen durdurdu. En büyük müşterisini kaybeden ABD soyası çakıldı, Midwest siloları doldu taştı. Çin ise iştahını Brezilya'ya çevirdi, Brezilya soyasının ABD soyasına kıyasla primi rekor seviyelere fırladı. Bu kopuş tek seferlik bir kriz olarak kalmadı, küresel soya ticaretinin rotası kalıcı biçimde Güney Amerika lehine kaydı.
O günden sonra Çin tedarikçi çantasını tek ülkeye bağlamamayı öğrendi, Brezilya da en büyük alıcının gözünde vazgeçilmez konuma yerleşti. ABD çiftçisi ise pazarın bir anda buharlaşabileceğini gördü. Bu hafıza her ticaret gerginliği haberinde yeniden canlanıyor.
Fiyatı ne oynatıyor
Soya fiyatının arkasında birbirine geçmiş birkaç motor var. Bunları kabaca ayırmak piyasayı okumayı kolaylaştırıyor.
| Etken | Fiyata etkisi |
|---|---|
| Brezilya ve Arjantin havası | Kuraklık arzı kısar, fiyat yükselir |
| Çin ithalat iştahı | Alım hızlanınca talep ve fiyat artar |
| Crush marjı | Marj genişleyince çekirdek talebi güçlenir |
| Real kuru | Real zayıfsa Brezilya satışı artar, fiyat baskılanır |
| Ticaret politikası | Gümrük ve kota haberleri ani sıçramalar yaratır |
Bu motorlar aynı anda farklı yönlere çekebiliyor. Brezilya'da kuraklık fiyatı iterken zayıf real frene basabilir. Çin alımı coşarken ABD'de bol hasat tavanı tutabilir. İşte bu yüzden soya tek bir habere göre değil, birden çok hikayenin toplamına göre hareket ediyor.
Mevsimlerin ritmi
Soyanın bir de takvim ritmi var ve bu ritim iki yarımküre arasında gidip geliyor. Kuzeyde ABD ilkbaharda ekiyor, sonbaharda hasat ediyor. Güneyde Brezilya ve Arjantin ise yılın diğer yarısında sahneye çıkıyor. Böylece dünya neredeyse hiç soyasız kalmıyor.
Piyasa açısından en gergin dönemler ekim ve hasat aylarına denk düşüyor. Tohum toprağa girerken havanın nasıl gideceği belirsiz, herkes tedirgin. Hasat yaklaşınca rakamlar netleşiyor, belirsizlik dağılıyor. Tüccarlar bu iki yarımkürenin takvimini ezbere biliyor ve birinin eksiğini diğerinin kapatıp kapatamayacağını sürekli hesaplıyor. Soya tarlasının saati hiç durmuyor, sadece yer değiştiriyor.
Bütün bunların ucunda bu küçük sarı tane, içinden çıkardığı yağ ve küspeyle modern hayvancılığın ve mutfağın görünmez direği. Bir yanda Çin'in domuz ahırları, diğer yanda Brezilya'nın uçsuz tarlaları, ortada Chicago'nun fiyat ekranı. Soyayı izlemek aslında bu üçgeni izlemek demek.