| Künye | |
| Kuruluş | 1999 (birleşme) |
| Merkez | Essen, Almanya |
| Borsa | XETRA: TKA |
| Ana emtia | Çelik, Paslanmaz çelik |
| Çalışan sayısı | ~100.000 |
| Yeşil hedef | tkH2Steel projesi |
Çelik piyasasını yıllardır izleyen biri için Thyssenkrupp adı sıradan bir üretici değil, neredeyse Alman sanayisinin tarihiyle aynı anlama gelir. Essen merkezli bu dev, 1999'da iki köklü ismin, Thyssen ile Krupp'un birleşmesinden doğdu. Ama bu iki adın kökleri ondokuzuncu yüzyıla, Ruhr havzasının kömür ve demirle yükselen sanayi çağına kadar uzanıyor. Bugün XETRA borsasında TKA koduyla işlem gören şirket, yaklaşık yüz bin çalışanıyla hala Avrupa'nın en büyük çelik üreticilerinden biri. Ana işi çelik ve paslanmaz çelik üretmek. Ama bu cümlenin altında, hem geçmişin ağırlığını taşıyan hem de geleceğin temiz çeliğine doğru zorlu bir geçiş yapmaya çalışan karmaşık bir yapı duruyor.
İki köklü adın birleşmesi
Thyssenkrupp'un hikayesini anlamak için Ruhr havzasına bakmak gerekiyor. Almanya'nın bu bölgesi, kömür madenleri ve demir fabrikalarıyla ülkenin sanayi devrimini sırtlamış bir yer. Krupp ailesi burada toplarıyla, çelik raylarıyla, gemilik saclarıyla efsaneleşti. Thyssen ise yine aynı havzada, yüksek fırınları ve haddehaneleriyle büyüdü. İki şirket on yıllarca birbirinin rakibi oldu, sonra 1999'da küresel rekabetin baskısıyla tek çatı altında birleşti. Amaç basitti. Tek başına ayakta kalmak giderek zorlaşıyordu, birleşip büyümek ölçek avantajı sağlıyordu.
Bu birleşme sıradan bir şirket evliliği değildi. İki ismin de arkasında milli bir gurur, bir sanayi mirası vardı. Almanya için Krupp ve Thyssen, sadece fabrika değil, ülkenin yükselişinin simgeleriydi. Birleşince ortaya hem çelik döken hem asansör üreten hem gemi yapan hem de sanayi tesisleri kuran devasa bir holding çıktı. Yıllarca bu çeşitlilik şirketin gücü sayıldı. Ama zamanla bu kadar farklı işi tek çatıda tutmanın ağırlığı da hissedilmeye başlandı.
Çelik zincirinde nerede durur
Thyssenkrupp'un kalbinde çelik var ve bu çeliği üretme biçimi şirketin en büyük zaafını da en büyük dönüşüm sınavını da belirliyor. Şirket geleneksel yüksek fırın yöntemiyle çalışıyor. Demir cevherini kok kömürüyle birlikte fırına atıyor, yüksek sıcaklıkta eritip sıvı ham demir elde ediyor, sonra bunu çeliğe çeviriyor. Bu yöntem yüzlerce yıllık ve son derece olgun. Ama aynı zamanda dünyanın en kirli üretim süreçlerinden biri, çünkü her ton çelik için ciddi miktarda karbondioksit salıyor.
Şirket ürettiği çeliği otomotiv sanayisine, beyaz eşya üreticilerine, makine imalatçılarına, inşaat sektörüne satıyor. Özellikle Almanya'nın güçlü otomobil endüstrisi, Thyssenkrupp'un sac çeliği için kritik bir müşteri. Yani şirketin kaderi büyük ölçüde Avrupa sanayisinin nabzına bağlı. Almanya'da fabrikalar dönerken Thyssenkrupp'un siparişleri dolu, ekonomi yavaşladığında ise talep hızla daralıyor. Bu yüzden şirket sadece bir çelik üreticisi değil, aynı zamanda Alman sanayisinin sağlığını gösteren bir termometre gibi okunuyor.
Tata Steel birleşmesinin engellenmesi
Thyssenkrupp'un son yıllardaki en kritik dönüm noktalarından biri, Avrupa çeliğini yeniden şekillendirme girişimiydi. Şirket 2019'da Hint kökenli dev Tata Steel ile Avrupa çelik operasyonlarını birleştirmeyi planladı. Fikir mantıklıydı. İki üreticinin Avrupa'daki tesislerini tek ortak girişimde toplamak, hem maliyetleri düşürecek hem de Çin'in ucuz çeliğine karşı daha güçlü bir blok yaratacaktı. Avrupa'da çok fazla üretici, çok fazla kapasite vardı ve birleşmeler bu fazlalığı dengelemenin yoluydu.
Piyasa hafızası. Thyssenkrupp 2019'da Tata Steel ile Avrupa çelik operasyonlarını birleştirmeyi planladı. İki devin tesislerini ortak bir çatıda toplama fikri, Çin baskısına karşı güçlü bir Avrupa oyuncusu yaratmayı amaçlıyordu. Ama Avrupa Birliği Rekabet Kurumu birleşmeyi tekelleşme gerekçesiyle engelledi. Kurum, birleşmenin özellikle bazı çelik türlerinde fiyatları yükselteceğinden ve müşterilerin seçeneksiz kalacağından endişe etti.
Bu engel Thyssenkrupp için ağır bir darbe oldu. Çünkü şirket bu birleşmeye sadece bir büyüme hamlesi olarak değil, çelik tarafını rahatlatıp diğer işlerine odaklanmanın bir yolu olarak da bakıyordu. Birleşme suya düşünce şirket planlarını kökten gözden geçirmek zorunda kaldı. Avrupa Birliği'nin kararı aslında daha geniş bir gerilimi de yansıtıyordu. Bir yanda rekabeti koruma kaygısı, diğer yanda Avrupa sanayisini küresel devlere karşı yeterince güçlü tutamama korkusu. Thyssenkrupp bu iki kaygının tam ortasında sıkışıp kaldı.
Çelik dışındaki işler
Thyssenkrupp uzun yıllar sadece bir çelik şirketi değil, çok kollu bir sanayi holdingi olarak çalıştı. Şirketin en bilinen kollarından biri asansör işiydi. Dünyanın dört bir yanındaki gökdelenlerde, alışveriş merkezlerinde, metro istasyonlarında Thyssenkrupp asansörleri ve yürüyen merdivenleri vardı. Bu iş istikrarlı nakit akışı sağlıyordu, çünkü asansörler bir kez kurulduktan sonra yıllarca bakım geliri getiriyordu.
Ama çelik tarafı zorlanınca şirket zor bir karar verdi. 2020 dolaylarında asansör bölümünü sattı ve eline ciddi bir nakit geçti. Bu satış aslında Thyssenkrupp'un dönüşümünün simgesiydi. En kazançlı, en istikrarlı işini satarak çelik tarafındaki krizi ve borçları yönetmeye çalıştı. Bu adım pek çok kişiyi şaşırttı, çünkü bir şirketin en sağlam ayağını satması genelde bir zorunluluğun işareti olur. Geriye çelik, sanayi tesisleri, otomotiv parçaları ve denizcilik gibi kollar kaldı. Şirket o günden beri kendini daha sade, daha odaklı bir yapıya çevirmeye uğraşıyor.
Yeşil çelik ve tkH2Steel projesi
Thyssenkrupp'un geleceğe dair en büyük bahsi yeşil çelik. Avrupa karbon maliyetini her geçen yıl artırıyor ve geleneksel kömürlü yüksek fırın yöntemi giderek pahalı, giderek sürdürülemez hale geliyor. Şirket bu baskının farkında ve tkH2Steel adını verdiği projeyle üretim biçimini kökten değiştirmeye hazırlanıyor. Fikrin merkezinde doğrudan indirgenmiş demir, yani DRI yöntemi ve yeşil hidrojen var.
Bu yöntemin mantığı şu. Geleneksel fırında demir cevherini kömürle indirgemek yerine, hidrojenle indirgemek. Kömür kullanıldığında yan ürün karbondioksit oluyor. Hidrojen kullanıldığında ise yan ürün su buharı. Eğer bu hidrojen yenilenebilir enerjiyle, yani yeşil yöntemle üretilirse, çelik neredeyse karbonsuz hale geliyor. Thyssenkrupp Duisburg'daki büyük tesisinde bu teknolojiye geçiş için dev bir yatırım başlattı. Almanya hükümeti ve Avrupa Birliği bu geçişi devlet destekleriyle teşvik ediyor, çünkü ağır sanayinin yeşil dönüşümü kıtanın iklim hedefleri için kritik.
Ama bu geçiş ne ucuz ne kolay. Yeni DRI tesisleri milyarlarca euroluk yatırım istiyor. Üstelik asıl sorun tesisin kendisi değil, onu besleyecek yeşil hidrojenin yeterince bol ve uygun fiyatlı olması. Bugün yeşil hidrojen hala pahalı ve üretimi sınırlı. Bu yüzden Thyssenkrupp başlangıçta tesisi doğal gazla da çalışabilecek esneklikte kuruyor, yeşil hidrojen bollaştıkça ona geçmeyi planlıyor. Yani şirket bir yandan geleceğin temiz çeliğine oynuyor, bir yandan da bu geçişin ekonomik olarak ayakta durmasını bekliyor.
Dönüşümün maliyet yapısına etkisi
Yeşil çelik geçişinin en zorlu tarafı maliyet. Geleneksel kömürlü üretim, on yıllar boyunca olgunlaşmış ve ucuzlamış bir yöntem. Yeni hidrojenli üretim ise henüz pahalı ve belirsizliklerle dolu. Bir ton yeşil çeliğin maliyeti, kömürle üretilen çeliğin maliyetinin epey üzerinde kalabiliyor. Bu fark, enerji fiyatlarına ve hidrojenin maliyetine göre değişse de, geçiş döneminde şirketin marjını ciddi biçimde zorluyor.
Burada kritik soru şu. Bu ek maliyeti kim üstlenecek. Eğer karbon fiyatı yeterince yüksek olur ve kömürlü üretim pahalanırsa, yeşil çelik göreceli olarak rekabetçi hale gelir. Eğer otomobil üreticileri ve diğer müşteriler düşük karbonlu çelik için fazladan ödemeye razı olursa, fiyat farkı kapanır. Bir de devlet destekleri var. Almanya ve Avrupa Birliği, bu geçişin ilk dev yatırımlarını sübvanse ediyor, çünkü piyasa tek başına bu yükü taşıyamaz. Thyssenkrupp'un hesabı büyük ölçüde bu üç ayağın, yani yüksek karbon fiyatının, ödemeye razı müşterinin ve devlet desteğinin tutmasına dayanıyor.
| Üretim yöntemi | Temel girdi | Yan ürün | Maliyet durumu |
|---|---|---|---|
| Geleneksel yüksek fırın | Kok kömürü | Karbondioksit | Olgun ve görece düşük |
| DRI ve yeşil hidrojen | Yeşil hidrojen | Su buharı | Yüksek, desteğe bağlı |
| DRI ve doğal gaz | Doğal gaz | Az karbondioksit | Geçiş için ara çözüm |
Bu denge önümüzdeki on yılların en kritik sınavı. Eğer maliyet farkı kapanmazsa, Thyssenkrupp ya rekabette geriler ya da sürekli destek arayan bir yapıya dönüşür. Eğer kapanırsa, şirket Alman sanayisinin yeşil dönüşümünün öncüsü olur.
Piyasa ve jeopolitik rolü
Bir emtia masasında oturan biri için Thyssenkrupp hem bir çelik üreticisi hem de Avrupa sanayisinin geleceğine dair bir sınav. Şirketin yaşadığı zorluklar aslında tüm Avrupa çeliğinin zorluklarını yansıtıyor. Bir yanda Çin'in devasa kapasitesinden gelen ucuz çelik baskısı, diğer yanda Avrupa'nın yüksek enerji ve karbon maliyetleri. Bu iki güç Thyssenkrupp gibi köklü ama pahalı üreticileri sürekli sıkıştırıyor.
Jeopolitik açıdan şirketin önemi sadece ekonomik değil, aynı zamanda sembolik. Almanya kendi çelik üretimini kaybetmek istemiyor, çünkü çelik hem otomotiv hem savunma hem de altyapı için stratejik bir hammadde. Bir ülkenin kendi çeliğini üretememesi, dışarıya bağımlı hale gelmesi demek. Bu yüzden Alman devleti Thyssenkrupp'un ayakta kalmasına ve yeşil dönüşümüne özel bir önem veriyor. Şirketin kaderi bir ölçüde Almanya'nın sanayi politikasının da kaderi.
Thyssenkrupp bugün bir geçiş döneminin tam ortasında duruyor. Geçmişin ağır, kömürlü, gururlu sanayisiyle geleceğin temiz, hidrojenli, belirsiz çeliği arasında köprü kurmaya çalışıyor. Asansör işini satarak nakit topladı, Tata birleşmesi engellenince planını yeniledi, şimdi de yeşil çeliğe milyarlar yatırıyor. Çelik piyasasını ve Avrupa sanayisinin geleceğini okumak isteyen herkes bu şirketi izlemek zorunda. Çünkü Thyssenkrupp'un atacağı her adım, sadece bir şirketin değil, koca bir kıtanın ağır sanayisinin hangi yöne gideceğini gösteriyor.