İçeriğe geç
Piyasa verileri hazırlanıyor

Phillips 66

Ham petrol çıkarmayı bırakıp sadece onu işlemeye soyunan, kuyunun değil rafinerinin ve boru hattının diliyle konuşan o saf orta akış devi.

Künye
Kuruluş2012
MerkezHouston, Teksas, ABD
BorsaNYSE: PSX
Ana emtiaHam petrol, Rafineri ürünleri
Faaliyet alanıRafineri, Kimyasal, Orta akış
RafinerilerABD, Avrupa ve Asya'da çok sayıda tesis

Emtia piyasasına biraz aşina olan herkes petrol denince önce kuyuyu, sondaj kulesini ve yerden fışkıran ham petrolü düşünür. Oysa o ham petrol bir işe yaramadan önce uzun bir yoldan geçer. İşlenir, ayrıştırılır, benzine ve motorine dönüşür, sonra binlerce kilometrelik boru hattıyla taşınır. İşte Phillips 66, tam da bu yolun üzerinde kurulmuş bir şirket. Merkezi Teksas eyaletinin Houston kentinde, hisseleri New York borsasında PSX koduyla işlem görüyor. İlginç olan şu, bu kadar büyük bir petrol ismi olmasına rağmen aslında neredeyse hiç ham petrol çıkarmıyor. Onun işi petrolü bulmak değil, onu alıp değerli bir ürüne çevirmek.

Bir piyasa oyuncusu gözünden bakınca bu çok bilinçli bir tercih. Phillips 66 kendini zincirin ortasına ve sonuna konumlandırmış. Rafinerilerde ham petrolü işliyor, dev kimya tesislerinde onu plastik hammaddesine dönüştürüyor, boru hatları ve depolarla bu ürünleri bir yerden bir yere taşıyor. Yani kuyudan değil, akıştan para kazanıyor. Bu yüzden de hikayesi sıradan bir petrol şirketinden farklı okunuyor. Onu anlamak için ham petrol fiyatına değil, rafineri marjına ve taşıma ücretine bakmak gerekiyor.

ConocoPhillips'ten kopuş

Phillips 66'nın doğum hikayesi, aslında başka bir devin kendini sadeleştirme kararıyla başlıyor. Bugün bağımsız bir şirket olarak gördüğümüz bu yapı, 2012 yılına kadar ConocoPhillips adlı entegre petrol devinin bir koluydu. O dönemde ConocoPhillips hem ham petrol çıkarıyor hem kendi rafinerilerinde işliyor hem de akaryakıt satıyordu. Yani zincirin her halkasında parmağı vardı.

Ama yönetim bir noktada bu iki işin bir arada durmasının değeri gizlediğine karar verdi. Üretim işiyle rafineri işi bambaşka karakterler taşıyordu. Biri yerin altından kaynak çıkarmakla, diğeri o kaynağı işleyip satmakla ilgiliydi. İkisini tek çatı altında tutunca yatırımcı hangi tarafa para verdiğini net göremiyordu. İşte bu yüzden 2012 yılında ConocoPhillips rafineri, kimya ve taşıma kollarını ayırıp bağımsız bir şirket kurdu.

Piyasa hafızası. Phillips 66, 2012 yılında ConocoPhillips'ten bağımsız bir şirket olarak ayrıldı ve bir anda dünyanın en büyük bağımsız rafinerilerinden biri haline geldi. Bu ayrışma sektörde önemli bir andı çünkü çıkarmayla işlemenin artık farklı değer zincirleri olduğunu açıkça ilan ediyordu. Yatırımcı saf üretim isterse ConocoPhillips'i, rafineri ve kimya isterse Phillips 66'yı seçebiliyordu.

Bu ayrılıktan doğan Phillips 66, ilk gününden itibaren büyük bir oyuncuydu. Devraldığı rafineriler, kimya tesisleri ve boru hatları onu sektörün ağır sıkletlerinden biri yaptı. Yeni bir marka gibi görünse de arkasında onlarca yıllık tesisler ve köklü bir mühendislik geçmişi taşıyordu. İsmindeki 66 sayısı da zaten eski Phillips Petroleum mirasından geliyor, bir zamanların ünlü Route 66 karayoluna ve şirketin o yıllarda test ettiği bir yakıta uzanan eski bir hikaye.

Aşağı akış ne demek

Phillips 66'yı doğru yere oturtmak için petrol sektörünün kendi içindeki bölünmeyi anlamak gerekiyor. Sektörde işler kabaca üçe ayrılır. Yukarı akış dediğimiz taraf ham petrolü ve gazı yerin altından çıkarmakla uğraşır. Orta akış bu kaynağı boru hatları, tankerler ve depolarla bir yerden bir yere taşır. Aşağı akış ise ham petrolü rafineride işleyip benzine, motorine ve kimyasallara çevirir, sonra son kullanıcıya ulaştırır.

Phillips 66 ağırlığını bilinçli olarak orta ve aşağı akışa vermiş bir şirket. Onun dünyasında kuyudan çıkan ham petrol bir başlangıç değil, bir girdi. Şirket o ham petrolü dışarıdan alıyor, kendi tesislerinde işliyor ve katma değer ekleyerek satıyor. Yani değeri yaratan şey petrolün kendisi değil, ona yapılan işlem.

Bu konumlanma şirkete kendine has bir denge kazandırıyor. Ham petrol pahalandığında saf üreticiler sevinir, çünkü çıkardıkları her varil daha çok para eder. Ama rafineri için durum daha karışık, çünkü onun hammadde maliyeti de yükselir. Phillips 66'nın asıl baktığı şey ham petrolün fiyatı değil, ham petrolle bitmiş ürün arasındaki o fark. Sektörde buna rafineri marjı deniyor ve şirketin kaderini büyük ölçüde bu marj belirliyor.

Rafineri marjının diliyle konuşmak

Rafineri marjı, bu işin kalbinde duran kavram. Bir rafineri ham petrolü ucuza alıp, ondan ürettiği benzini ve motorini pahalıya satabildiği ölçüde kazanır. Aradaki bu makas açıldığında rafineriler para basar, daraldığında ise zorlanır. İşte bu yüzden Phillips 66 gibi bir şirketin çeyrekleri, ham petrolün kendisinden çok bu makasın seyrine bağlı oluyor.

Bu marj sürekli oynar. Mevsimler değiştikçe değişir, çünkü yazın benzin talebi artar, kışın ısınma yakıtı öne çıkar. Bir bölgede beklenmedik bir rafineri arızası olduğunda kıtlık doğar ve marj genişler. Ekonomi yavaşladığında talep düşer ve makas daralır. Phillips 66 gibi büyük bir rafineri ağı işleten oyuncu, bütün bu dalgaların üzerinde sörf yapmaya çalışıyor.

Şirketin elindeki bir başka koz da esneklik. Modern rafineriler her tür ham petrolü aynı kolaylıkla işleyemez. Kimisini hafif ve temiz ham petrole göre kurarsınız, kimisi ağır ve kükürtlü çeşitleri işleyebilecek kadar gelişmiş bir tasarım taşır. Ağır ham petrol genellikle daha ucuza bulunur, dolayısıyla onu işleyebilen rafineriler maliyet avantajı yakalar. Phillips 66 tesis ağını bu farklılıkları kendi lehine çevirecek şekilde yönetmeye çalışıyor.

Kimya kanadı ve plastiğe uzanan yol

Phillips 66'nın hikayesi sadece yakıttan ibaret değil. Şirketin önemli bir ayağı da petrokimyada duruyor. Burada ham petrol ve doğal gazdan elde edilen ara ürünler, plastiğin ve sayısız sanayi malzemesinin hammaddesine dönüşüyor. Bu işi şirket tek başına değil, ortak bir yapı üzerinden yürütüyor ve bu kanat ona yakıt dışında ikinci bir gelir damarı sağlıyor.

Kimya işinin yakıttan farklı bir ritmi var. Yakıt talebi büyük ölçüde arabaların ve uçakların hareketine bağlıyken, plastik ve kimyasal talebi ambalajdan inşaata, otomotivden tüketim mallarına kadar çok geniş bir yelpazeye yayılıyor. Bu da şirkete bir tür çeşitlilik kazandırıyor. Yakıt tarafı bir dönem zayıfladığında kimya tarafı dengeyi tutabiliyor.

Bu kanadın stratejik bir önemi daha var. Dünya elektrikli araçlara doğru kaydıkça benzin talebinin uzun vadede zorlanabileceği konuşuluyor. Ama plastik ve kimyasallara olan talep o kadar kolay azalmıyor. İşte bu yüzden kimya işi, Phillips 66 için sadece bir ek gelir değil, geleceğe dönük bir sigorta gibi de görülüyor. Petrol bir gün yakıt olarak gerilese bile malzeme olarak değerini koruyacak.

Boru hatları ve depoların sessiz gücü

Şirketin en az konuşulan ama belki en sağlam ayağı orta akış tarafında. Phillips 66 geniş bir boru hattı, terminal ve depolama ağına sahip. Bu altyapı ham petrolü rafinerilere taşıyor, işlenmiş ürünleri pazarlara ulaştırıyor ve gerektiğinde stoğu güvenle bekletiyor. Görünürde sıkıcı bir iş gibi durabilir ama piyasa açısından çok değerli.

Orta akışın çekiciliği istikrarında. Boru hatları çoğu zaman ham petrolün fiyatına göre değil, taşınan hacme göre ücret alıyor. Yani petrol pahalı da olsa ucuz da olsa, boru hattından akan her varil benzer bir gelir getiriyor. Bu da şirkete, rafineri marjının iniş çıkışlarından bir nebze bağımsız, daha öngörülebilir bir nakit akışı sağlıyor.

Bu altyapının bir de stratejik boyutu var. Bir bölgedeki boru hatlarını ve terminalleri elinde tutmak, o coğrafyada güçlü bir konum demek. Petrolün nereden geçeceğini, nerede depolanacağını ve hangi pazara ulaşacağını kontrol eden taraf, fiyatlamada da söz sahibi oluyor. Phillips 66 bu sessiz gücü yıllar içinde dikkatle büyütmüş bir oyuncu.

Coğrafyaya yayılmış bir ağ

Phillips 66 tek bir ülkeye sıkışmış bir şirket değil. Rafinerileri ve tesisleri Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra Avrupa ve Asya'da da bulunuyor. Bu coğrafi dağılım ona hem farklı pazarlara erişim hem de risk dağıtma imkanı veriyor. Bir bölgede talep zayıflarken bir başkasında canlanabiliyor, böylece şirket dengesini koruyabiliyor.

Avrupa ayağı özellikle ilgi çekici. Kıtanın kendi ham petrol üretimi sınırlı olduğu için buradaki rafineriler büyük ölçüde dışarıdan gelen ham petrole bağlı çalışıyor. Bu da şirketi küresel petrol akışlarının ortasına yerleştiriyor. Hangi bölgeden hangi ham petrolün geleceği, taşıma maliyetlerinin nasıl seyredeceği gibi sorular, Avrupa tesisleri için doğrudan kar zarar meselesi.

Bu yayılmış yapı, jeopolitik dalgalanmalara karşı da bir tür tampon işlevi görüyor. Petrol piyasası kriz, ambargo ve arz şokuyla dolu bir dünya. Tek bir ülkeye ya da tek bir ham petrol kaynağına bağlı kalan bir rafineri bu şoklara çok açık olurdu. Phillips 66 ise kaynaklarını ve pazarlarını çeşitlendirerek bu kırılganlığı azaltmaya çalışıyor.

Enerji dönüşümünde bir orta akış oyuncusu

Bugün enerji dünyasının üzerinde dolaşan en büyük soru, fosil yakıtlardan yavaş yavaş uzaklaşılan bir geleceğin nasıl şekilleneceği. Bu tartışmada Phillips 66 gibi rafineri ve orta akış oyuncuları kritik ama çoğu zaman gözden kaçan bir yerde duruyor. Çünkü dönüşüm bir gecede olmuyor, dünya hala devasa miktarda yakıta ve kimyasala ihtiyaç duyuyor.

Şirket bu geçiş döneminde birkaç yöne birden bakıyor. Bir yandan klasik rafineri işini sürdürüyor, çünkü talep hala orada. Öte yandan yenilenebilir yakıtlar gibi alanlara yöneliyor, bazı eski tesislerini bitkisel ve atık yağlardan üretilen yakıtlara uyarlamaya çalışıyor. Yani sahip olduğu altyapıyı tümden terk etmek yerine, onu yeni çağa uyarlamanın yollarını arıyor.

Bütün bunlara bakınca Phillips 66'nın piyasadaki rolü daha net beliriyor. O, ham petrolün çıkarıldığı kuyu ile son kullanıcının arabası arasındaki o uzun ve karmaşık köprünün önemli bir parçası. Petrol çıkarmadan da bu işin tam ortasında durabileceğini gösteren bir örnek. Enerji dünyası değişse bile o köprüye bir süre daha ihtiyaç olacak ve Phillips 66 tam orada, akışın kendisinden değer üretmeye devam edecek gibi görünüyor.

rafineri

enerji

Engie